Süre                : 1 Saat 33 dakika
Çıkış Tarihi     : 27 Kasım 2008 Perşembe, Yapım Yılı : 2008
Türü                : Drama
Taglar             : Tıp,siyah marketeer,cep telefonu,Doktor,Piyasa
Ülke                : Almanya,Türkiye,İngiltere,Kazakhstan
Yapımcı          :  Flying Moon Filmproduktion , Eurasia Film , Geißendörfer Film- und Fernsehproduktion (GFF)
Yönetmen       : Ben Hopkins (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Ben Hopkins (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Tayanç Ayaydin (IMDB)(ekşi), Genco Erkal (IMDB), Senay Aydin (IMDB)(ekşi), Hakan Sahin (IMDB), Rojîn Ulker (IMDB), Sarp Akkaya (IMDB)(ekşi), Ufuk Asar (IMDB), Övül Avkiran (IMDB)(ekşi), Özlem Baskaya (IMDB), Cengiz Bozkurt (IMDB), Nesrin Cevadzade (IMDB), Melih Duzenli (IMDB), Eren Karakus (IMDB), Ferit Kaya (IMDB), Ercan Kilicarslan (IMDB), Hasan Küçükçetin (IMDB), Kubilay Tunçer (IMDB), Sinan Tuzcu (IMDB), Serap Önder (IMDB), Onur Ünsal (IMDB)

Pazar - Bir Ticaret Masali (~ El mercado: Un cuento de comercio) ' Filminin Konusu :
Pazar - Bir Ticaret Masali is a movie starring Tayanç Ayaydin, Genco Erkal, and Senay Aydin. A Turkish small time black marketeer wants to enter the cell phone business. To get enough money, he promises the local doctor to get...


  • "olmuş bu. tam anlamıyla olmuş bir film. başı sonu belli, sırıtan yeri yok, her şey gerçek ve samimi. güzel bir mizah duygusu var ayrıca.aldığı 4 portakalı da sonuna kadar haketmiş."




Facebook Yorumları
  • comment image

    filmde tayanç ayaydın ve genco erkal'ınkiler kadar nefis bir oyunculuk da 3 çuval mal satmaya gittikleri adam tarafından gerçekleştirilmiştir. adam kendisine ayrılan 2 dakikalık sahnede döktürmeye doyamadı resmen. onun dışında kubilay tuncer de kendi kısmında gayet başarılıydı. has türk dario moreno'nun her akşam votka rakı şarap diye çoştuğu şarkı da filme çok yakışmış. dikkat ettiyseniz filmin genelinden bahsetmiyorum, sadece şunu diyim: "bayılırım biraz tutuk başlayıp sonrasında feci şekilde açılan filmlere!"

    edit: mal satmaya gittikleri 'döktüren' adam için (bkz: #18049417)


    (charles h duell - 27 Mart 2009 15:06)

  • comment image

    ilk gün koşa koşa gidip izledim. değdi de. çok güzel şeyler var bu filmde. küresel kapitalizmin dünyanın yoksul bir bölgesine yansımalarını anlatan çok yalın bir senaryo var. türk kürt azeri bölgede yaşayan herkesin paylaştığı adı batasıca bir kader var. iyi oyunculuklar var. alçakgönüllü ama aslında çok vurucu bir final var. ufak tefek aksaklıklar olsa da iyi anlatılan bir yol hikayesi var.

    yönetmen gavur diye acaip kıllanarak seyretmeme rağmen doğru dürüst bir oryantalizm emaresi bulamadım yahu. rojin'in olduğu sahnelerde sanki biraz vardı ama o kadar olur. az iş değil bu. yaşadıkları yerin iki sokak ötesine romantikleştirmeden, mistikleştirmeden bakamayan bazı türk yönetmenler utansın, ne diyelim.


    (ottoman vampire - 11 Nisan 2009 14:57)

  • comment image

    yönetmenin hafif bir emir kusturica havası yakalamaya çalıştığı ve coğrafyanın, insanların, sefaletin ve öykünün uygun olması nedeniyle bunu çok da göze batmadan başardığı iyi bir film. aslında düşününce bu kusturica tarzı sanki biraz da zorunluluktan seçilmiş gibi çünkü global ekonominin çarkları gibi didaktizme kolayca kayabilecek bir konuyu, türkiye'nin doğusu gibi oryantalizme kolayca kayabilecek bir zeminde anlatıp ne didaktizme ne de oryantalizme mümkün mertebe bulaşmamak istiyorsanız bu işi daha evvel balkanlarda başarmış bir adamın tarzını kullanmak yapılabilecek en zekice tercih gibi görünüyor. diyeceğim amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok, formül belli: karakterleri biraz karikatürleştir, sonu genelde boka sarsa da eğlenceli küçük öyküler anlat, yerel müzikleri, pastoral planları da serpiştir araya, o masalımsı atmosfer içinde çaktırmadan anlat gerçekten anlatmak istediğin hikayeyi. şimdi böyle yazınca bok atmış gibi göründüm ama bütün bunları yapmak gerçekten maharet işi, öyle olmasa emir kusturica ismini bilmiyor olurduk.

    neyse özellikle başlarda bir tutukluk, gereksizce uzun tutulmuş kimi sahneler ve diyaloglar falan var ve evet yerellikle ilgili zaman zaman çuvallamalar olmuş (ki oryantalizmle pek ilgisi olmayan, naif çuvallamalar onlar da) ama filmin tamamı içinde bütün bu kusurlar çok da fazla yer kaplamıyor, izlerken rahatsız etmiyor insanı. her şeyi geçtim sırf genco erkal ve tayanç ayaydın'ın muhteşem oyunlarını görmek için bile izlenmeye değer (apar topar bitiriyorum entry'i, 1 olmuş lan saat)


    (days - 13 Nisan 2009 01:00)

  • comment image

    fazla uzun durağan sahneler, daha yeni başladık derken bitmesi, rojinin sahnelerindeki oryantalistlik-ki kendisi türk medyasında bile aynı oryantalizmle ele alınıyor, elin ingilizi ne yapsın- , emir kusturicaya gönderdiği selam-geliyor mihram, her akşam votka rakı şarap gibi şarkı sahneleriyle doruğa çıkmıştır- filmi izlerken aklımı meşgul eden konulardı. film bitinceyse aklımda kalan, müzikleri oldu; özellikle her akşam votka rakı şarap ve rojinin söylediği uyu. görüntüleri iyi, oyunculuklari iyi, izlenmesi gereken bir film.

    bol bol türk filmi izleme sonrası editi: entry mi tekrar okudum da yeterince iyi yazmamışım bu filmi. şöyle de bir ek yapmak isterim; bu film birşeyler anlatıyor, e ne ki bu şimdi demiyorsunuz; oyunculuklar iyi, diyaloglar göze batmıyor; mekan, ışık, vs. iyi fakat sadece görüntülere odaklanıp hikayeyi es geçmiyor. mihram ın karısını oynayan oyuncuya da ayrıca dikkat edilmeli bence. bir de filmin finalindeki son 10 dakikaya. 28. uluslararası istanbul film festivalinde yarışan hayatın tuzu filmini izledikten sonra bu filmdeki aksayan diyaloglar, yerellik-globallik konuları da gözüme o kadar batmaz oldu.


    (hakiki fare - 14 Nisan 2009 01:19)

  • comment image

    ingiliz yönetmen ben hopkins'in yönetmeni olmasının yanı sıra senaryosunu da yazdığı dört altın portakallı film. filmdeki diyaloglar özellikle hoşuma gitti zira bir çok yerli senaristimiz maalesef amerikan filmlerinden aşırma gülünç diyaloglar yazma gafletinden kurtulamazken bu filmde yer alanlar oldukça gerçekçi ve bizdendi. anlattığı sıradan hikaye değil, bu sıradan hikayeyi anlatırken yaptığı sağlam sistem eleştirisi idi filmi ilginç kılan.

    son bir not: filmi gösterime sokan az sayıda sinemadan biri olan kızılırmak sinemasına da saygılarımı sunarım.


    (paspasanahtarinustunde - 20 Nisan 2009 01:19)

  • comment image

    britanyalı yönetmenden abartıya, yapaylığa, duygu sömürüsüne kaçmadan anlatılan doğal bir türkiye hikayesi. antalya altın portakal'da veya locarno'da aldığı ödüller nedeniyle değil de genco erkal'ı sinema perdesinde izleme merakıyla dikkatimi çeken bir filmdi. genco erkal'ın yanı sıra tayanç ayaydın da dikkatimi bolca çekti filmi izleyince. ilk akla gelen tabi ki yaptığı jack nicholson taklidinin gerçekçiliği ile yüzümü güldürmesiydi. sınır polisi ile yaptığı konuşmalar, hastaneden ilaç çalma sahnesindeki inandırıcı oyunculuğu ile rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. filmde tek irrite eden durum telefon bayiisindeki ingilizce konuşan adamın sözlerinin sığlığıydı. o da filmin içinde küçük bir obje olduğundan arada kaynamış oldu. çok az salonda vizyona giren ve vizyona girdiği küçük salonları bile dolduramayan bu film son dönemdeki izlediğim en iyi türk filmlerinden biri kesinlikle.


    (servicio - 21 Nisan 2009 11:30)

  • comment image

    olmuş bu. tam anlamıyla olmuş bir film. başı sonu belli, sırıtan yeri yok, her şey gerçek ve samimi. güzel bir mizah duygusu var ayrıca.
    aldığı 4 portakalı da sonuna kadar haketmiş.


    (alieyi - 16 Ekim 2009 19:33)

  • comment image

    --- spoiler ---

    "herkesin bir fiyatı vardır." diyen mihram'ın fiyatının bir şişe aşıya denk geldiği film.

    ---
    spoiler ---

    türk sineması açısından ise "böyle de filmlerimiz var." diye gösterilebilecek güzel,akıcı,kafa karıştırmayan film.


    (starcan - 29 Ekim 2009 21:59)

  • comment image

    --- spoiler ---

    bir doğu anadolu kasabasında yaşayan mihram'ın hayatından bir kesit sunulmaktadır.
    mihram zeki, ticari kafaya sahip, pazarı iyi gözlemleyen ve girişimci ruha sahip küçük çapta bir tacirdir.gittiği başka bir kasabada baz istasyonu inşaasına şahit olur, işçilerle biraz muhabbet edip cep telefonlarıyla ilgili bilgi alır.. o an anlar ki cep telefonu pazarı türkiye'de gelişecek ve bu işe ilk atılanlar köşeyi dönecektir.kendi kasabasında bir cep telefonu dükkanı açmak ister lakin gerekli sermayeden yoksundur ve işte tamda istediği fırsat bu dönemde karşısına çıkar mihram'ın..
    ilaç taşıyan bir kamyon soyulmuştur, bu ilaç birileri için hayati derecede önem arz etmektedir.mihramın sınırın ötesinden çeşitli istekleri getirebildiğini bilen kasabanın doktoru mihramdan sınırı geçmesini ve bu ilacı getirmesini ister..- işte filmin özet sahnelerinden birisi-
    çıkarı olmadan bir iş yapmak mihramın mizacına uymamaktadır, belki de uymaktadır bu noktada anlayamıyoruz zira karakterimiz tanrıyla bile pazarlık etmeye çalışmaktadır
    ---
    spoiler ---

    doğu anadolu'daki sınır köy ve kasabalarında yaşayan insanların hayatını olanca gerçekliğiyle sunmuş bir film..
    etrafımızda şöyle diyen insanlar muhakkak olmuştur.. ''abi, bu adam bu arabayı nasıl almıştır ya? çalışılarak bu şartlara ulaşılmaz, kesin bir şeyler vardır'', '' yok abi köşeyi dönmek için başka şeyler lazım'' işte miharam tam bu lafların adamı...
    pazar: bir ticaret masalı son dönemin en iyi türk filmlerinden birisi, aldığı ödülleri de sonuna kadar haketmiştir..
    fakat şu ironi de gözen kaçmıyor; bizi, bize güzel anlatan bu yönetmen, yabancı bir yönetmen...


    (keke23 - 15 Kasım 2009 00:42)

Yorum Kaynak Link : pazar bir ticaret masalı