• "bana modern zaman köleleri olduğumuzu çağrıştıran ulaşım aracı. garip bir şekilde, her sabah binler trenin içinden çıkarken diğer binler içine doluşup bir yerlere "taşınıyor"."
  • "yerüstüne sığamadık, indik yeraltına. burası da dar gelirse, istikamet yerin dibi!"




Facebook Yorumları
  • comment image

    bana modern zaman köleleri olduğumuzu çağrıştıran ulaşım aracı. garip bir şekilde, her sabah binler trenin içinden çıkarken diğer binler içine doluşup bir yerlere "taşınıyor".


    (shaq - 25 Ekim 2007 01:13)

  • comment image

    metroda normalde insanlar, durağa yaklaştığımızda kapının önünde bekleşirler. bu insanların arasında, metro gelene kadar cool'luğunu koruyan, adeta cool'luğun kitabını yazmış gibi takılan, herkes pıtı pıtı kapı önünde beklerken o yerinden kımıldamayan insan metro durup kapı açıldıktan sonra işte o anda ayağa kalkıp metro kapısından çıkıyor ya, süper karizmatik oluyor ya.


    (littleiv - 12 Nisan 2010 00:14)

  • comment image

    yaklaşık 1 hafta önce içindeyken, karşımdaki yaşlı sayılabilecek kadının, 'dostlarım! size bir şiir okumak istiyorum' diyerek sevgi ile ilgili bir şiir okuduğu araç.
    teşekkür eden tek kişi bendim maalesef.


    (yesila - 12 Nisan 2010 00:28)

  • comment image

    beşevler metrosundayım. aslında bu ankaray. ama hiç ‘’beşevler ankarayı’’ diyen birini duymadım. bilmem kaç yıldır, farklı farklı sebeplerle, farklı ruh halleriyle aynı durakta bekliyorum. her geldiğimde metronun gelmesine üç dakika kalıyor. bu üç dakikaları toplayarak korkunç bir sayıya ulaşırım da binmekten vazgeçerim, diye hesap yapmıyorum.

    iki dakika kalıyor. yüzyirmi saniye daha elimi kolumu nereye koyacağımı bilemeden beklemek zorundayım. durağın başına mı gitsem, sonuna mı? bu kadar yıldır hala cevap veremediğim soru! öteki insanlar ne zaman ne yapılması gerektiğini biliyor. ben bomboş bakıyorum, duraktaki oturma yerlerine oturmadan önce bile düşünüyorum. ‘’zaten kaç dakika kaldı ki gelmesine, ayakta bekle.’’

    sonunda tatlı bir rüzgar yüzüme vuruyor. metro geldi. kapılar açılıyor ve ‘’içerde gülünmeyeceğine hatta tebessüm bile edilmeyeceğine dair sözleşme’’yi imzalayıp içeri giriyorum.

    gördüğüm ilk boşluğa oturuyorum. çaprazımda üniversite sınavına hazırlanan, zeki ama çalışmayan öğrenciler var. onların yanında elinde ‘’iktisada giriş’’ kitabı olan bir üniversite öğrencisi. onun da yanında pembe kravatlı bir adam. sanırım bir iş adamı adayı. şans verilse iyi yerlere gelecektir ama bu sabah bu metroda. evrim süreci tam olarak karşımda. ‘’üniversiteye hazırlan, üniversiteye gir, iş bul.’’ bu sürecin neresinde olduğumu anlamaya çalışıyorum. galiba tam olarak dışındayım. izlediğim yerdeyim. sabahın sekizinde güzel bir örnek, teşekkürler hayat. tam karşımda ise siyah etek ve beyaz gömlek giymiş, kumral, renkli gözlü bir kadın var. gözleri ne renk anlayamıyorum ama kendisinin güzel olduğunu, hatta sabah saat sekiz için çok fazla güzel olduğunu görüyorum. karşıma oturan bu kadına daha fazla bakmamak için dikkatimi başka yerlere vermeye çalışıyorum.

    o kadar çok parfüm kokuyor ki içerisi. hepsi karışmış. sonunda, içinden araba resmi çıkan sakız kokusu haline gelmiş. yanımdaki adamın parfümünden kesin mclaren resmi çıkmıştır. ayakta dikilen adamın elinde gitar kılıfı var. sabah sabah nereye gidiyor acaba elinde gitarla, diye düşünürken o da bana bakıyor. insanlara baktığımı belli etmemem gerek. aklıma insanların ben onlara bakınca, baktığımı anladıklarını fark ettiğim yedi yaşındaki talihsiz anım geliyor. yere bakarsam sorun yok.

    durağa geldik. kapılar açılıyor. içerideki insanların bazıları çıkıyor. karşımdaki kadının kalkmasını istemediğimi fark edip kendime kızıyorum. yeni insanlar giriyor. içerideki hava tazelenmiyor, sadece sakızın aroması değişiyor. kavun oluyor, portakal, şıpsevdi. hayır. turbo bu. turbo sakız.

    boğazım düğümlenmeye başlıyor. oysa ki kızılay’a en fazla dört durak var. birileri üzerimde tepiniyor gibi hissederken yeni bir durakta duruyoruz.

    o anda metronun kapısını bir tiyatro perdesi gibi görüyorum. perde aralanıyor. yeni bir bölüm başladı şu anda. sarsılıyorum. parçalandığımı hissediyorum. sanki bir bardağı sıkmışım da avucumda parçalanmış gibi hissediyorum. sahne sırası bana geliyor. zor bir tirat ama başarabilirim. sahneye çıkıp bağırmaya başlıyorum;
    ‘’neşelenelim dostlar, çok sıkıldık değil mi? karşımda oturan kadın birden oynamaya başlasın mesela. ‘’ala turca’’ oynasın. belini sallasın. sallanalım dostlar, ala! müzisyen gitarını çıkarsın kılıfından. çalmaya başlasın, kafi! yüzümüzü düşürmeyelim bugün. oynayan kadına başkaları da katılsın. eğlenin! bugün ölüyoruz dostlarım. bugün ölüyoruz. hepimizi yiyecek kurtlara selam olsun! sabahın köründe makyaj yapan o kadın, rimeli akmasın diye kahkahalarına engel olmasın. saçlarım bozulacak diye sallanmaktan geri durmasın! gülmeyeceğimize dair imzaladığımız sözleşmeleri yırtıp atalım. hatta biri alsın kağıdı yesin, eski türk filmlerindeki abartı hareketlerle. takım elbiseler, siz de oynayın siz de heyecanlanın. sadece gideceğimiz yer midir hedefimiz? yapılan yolculuk varılacak yerden daha heyecanlıdır, dediler bizlere. o zaman bu lafı söyleyene gününü gösterelim. sarhoşluk başa bela olsun. sahi ne yapacağız dışarı çıkınca, yerin altından yeryüzüne dağıldımızda ne yapacağız? kimimiz ofiste ölmeye devam edecek, kimimiz sınıflarda, kimimiz devletin öngördüğü yerlerde. öğretmenin bir sözüyle ölmeyecek miyiz, patronun bir hareketiyle, ‘’sorun sende değil, bende’’ diyen sevgililerin gidişleriyle ölmeyecek miyiz dostlar? oynayın. dans eden kadınlar, adamlar! bugün bari, en azından bugün sessiz ölmeyelim. ne yapabildik bugüne kadar, ölmekten başka? her gün başka bir biçimde. ‘’okula git!’’ dediler, gittik. ‘’kravatlı, düzenli maaşlı iş bul!’’ dediler, bulduk. ‘’artık bir de eş bul!’’ dediler, bulduk. daha kendimiz çocukken büyük olmaya çalışmadık mı? istediğimiz şeylerin aslında bizim istediklerimiz olmadığını her gün birden fazla ölerek anlamadık mı? sen mesela pembe kravat, çok mu yakıştı taktığın? sen mesela saygın kadın, kendine ne kadar saygınsın? ama bugün hepimiz mahvoluyoruz eğlenmekten. sesli ölüyoruz dostlar, bugün sesli ölüyoruz. yerin altındayız hepimiz, ölmeden yerin altındayız. makinist, daha hızlı sür. gitarist daha hızlı çal. karşımızdan bir tane daha metro gelsin. onlar da içinde eğlensin. birbirimize doğru daha hızlı sürelim. ne zaman çarparız? öss öğrencileri hesaplayın o zaman; ‘’birbirine doğru sabit ve aynı hızlarda gelen ö ve l trenleri ne zaman çarpışır?’’ iktisatçı bu çarpışmanın milli ekonomiye ne kadar zararı olur? iktisada giriş; giriş artı ilk içki onbeş lira! gitarist daha da hızlı çal, dans eden kadın daha da şehvetle oynasın. ona bakan yansın. metronun camından hızlı hızlı geçen ışıklar kıvrak bedeninden yansısın. sakin olmayalım, sakin ölmeyelim. yolun sonuna doğru geliyoruz. kırık dişimi saklamaya çalışmadan gülüyorum en sonunda. ne olacak ki, birazdan parçalarımız parçalarımıza karışmayacak mı? en sonunda birbirine doğru hızla gelen iki metro tam da çarpmak üzereyken görüntü bir anda yavaşlasın. yavaşlasın. yavaşlasın...herkesin hayatı film şeridi gibi geçsin o anda. bu film şeritlerini birleştirip ‘’yaşamadığımız hayatlar’’ diye bir film yapalım. sonra onu izleyelim. durdurup durdurup izleyelim. yorumlar yapalım. herkes herkesin hayatına karışsın. bütün bunlar yavaş yavaş olsun ama. yaşamayı sevdiğimiz aklımıza gelsin. son bir şans daha isteyelim ve çarpışmaktan vazgeçsin trenler. gitarı kılıfına koysun adam, dans eden kadın, eteğini düzeltip yerine otursun.’’

    kadın eteğini düzeltiyor. kızılay’a geldiğimizi belirten anonsla irkiliyorum.kapı açılıyor. çıkıyorum, perde kapanıyor ama kimse alkışlamıyor.


    (john petrucci - 13 Eylül 2011 04:02)

  • comment image

    bu hizmette benim ilgimi çeken, yerin fersah fersah kazılması, aracın ulaşımı çok kolaylaştırması, dakikliği bilmemnesi olamadı hiç bir zaman. ben tren durduğunda, her defasında kapıların açılacağı noktayı işaret eden çizgilerle kapıların tam ucu ucuna denk geliyor olmasına hastayım ve her defasında "vay anasını" diyorum. bıkmıyorum.


    (onrckrcyr - 9 Haziran 2012 21:36)

  • comment image

    bu toplu taşıma aracında her yer boş olmasına rağmen kıçını gelip de son koltuktaki cama dayayanları anlamıyorum. bak, sıkışık olsa daya ama boşken niye dayarsın? illa dayamak istiyorsan git açılmayan kapıya daya, başka boş yerlere daya ya da allahını seversen boş koltuklardan birine otur ya! arada cam olsa da ben kafamı senin kıçına yaslamak zorunda mıyım, sabah sabah binmişim zaten uykuluyum, pis insan.


    (bak ne diycem simdi - 13 Ocak 2013 06:37)

  • comment image

    saat 12'ye yaklaştıkça, şehir ve istasyon fark etmeksizin, insanı amerikan filmlerindeki kafaya sokabilen raylı sistem.

    her an bir psikopat gelip silah çıkarıp sökül paraları diyecek diye tırsa tırsa bekliyorum. metrodan inince de istasyon ve çevresindeki ıssızlık çıkıyor karşıma. kaç yaşına geldim hala daha amerikan filmlerinin o saçma kafasından çıkamadım.

    buradan hollywooda sesleniyorum "azalarak bitin, sektör çöksün emi!".


    (gocmenopulos - 9 Şubat 2013 00:31)

Yorum Kaynak Link : metro