Süre                : 1 Saat 13 dakika
Çıkış Tarihi     : 01 Ocak 1971 Cuma, Yapım Yılı : 1971
Türü                : 
Ülke                : Türkiye
Yapımcı          :  Hayat Film
Yönetmen       : Mehmet Bozkus (IMDB)
Senarist          : Sevki Tosunoglu (IMDB)
Oyuncular      : Yildiray Çinar (IMDB), Esen Püsküllü (IMDB), Reha Yurdakul (IMDB), Baki Tamer (IMDB)(ekşi), Kazim Kartal (IMDB), Bedia Akartürk (IMDB), Aliye Rona (IMDB), Faik Coskun (IMDB), Niyazi Gökdere (IMDB), Sabahat Isik (IMDB), Hakki Kurt (IMDB)


  • "ankara'nın değil kırıkkkale'nin keskin ilçesinden hacı taşan ustadan büyük ihtimal muzaffer sarısözen tarafından derlenen türkü."
  • "zeki muren de 70lerin basinda cengiz coskuner'in gitari esliginde yorumlamistir bu turkuyu. muren, $an tekniklerini kullanmistir bu tukunun sahane yorumunda"
  • "insanın kalbini dağlayan türkü. hele neşet babadan. hele bir zamanlar anadolu'dan... ne hoş oldu, kimi etkilemedi o anda? şaşarım doğrusu."
  • "neşet ertaş söylediğinde geri kalan herkesin sustuğu türküdür."




Facebook Yorumları
  • comment image

    yıllar önce haluk levent çok güzel seslendirmiştir.

    tam sozleri veriyorum:

    allı durnam bizim ele varırsan,
    şeker söyle kaymak söyle bal söyle.
    gülüm gülüm, kırıldı kolum,
    tutmuyor elim durnalar hey.

    ah gülüm gülüm, yar gülüm gülüm,
    kız gülüm gülüm, durnalar hey.
    eğer bizi sual eden olursa,
    boynu bükük benzi soluk yar söyle.

    gülüm gülüm, kırıldı kolum,
    tutmuyor elim durnalar hey.
    ah gülüm gülüm, yar gülüm gülüm,
    kız gülüm gülüm, durnalar hey.

    allı durnam ne gezersin havada
    kanadım kırıldı kaldım sılada.
    gülüm gülüm, kırıldı kolum,
    tutmuyor elim durnalar hey.

    ah gülüm gülüm, yar gülüm gülüm,
    kız gülüm gülüm, durnalar hey.
    ne onmamış bir kulmuşum dünyada,
    akşam oldu allı durnam dön geri.

    gülüm gülüm, kırıldı kolum,
    tutmuyor elim durnalar hey.
    ah gülüm gülüm, yar gülüm gülüm,
    kız gülüm gülüm, durnalar hey.


    (huger - 9 Mayıs 2002 02:11)

  • comment image

    ankara'nın değil kırıkkkale'nin keskin ilçesinden hacı taşan ustadan büyük ihtimal muzaffer sarısözen tarafından derlenen türkü.


    (maresaldesaxe - 26 Mayıs 2008 20:31)

  • comment image

    maalesef yıllarca yalan duygularla dinlediğim bir türküymüş. aslında öylesine üzülmemem gerektiğini anladım çok sonra. boş tarlaların kireçle sınırlandırıldığı yıllar... sınırların aslında sonsuz olduğu, küçük bir çocuk olmama rağmen, yarım kalmış bir çok hikayenin ağırlığını taşımakta zorluk çektiğim yıllardı bü türküyü ilk dinlediğim zaman. memur çocuğu olmamın getirisiyle bir gariplik var ruhumda. şehir şehir gezdiğimizden kaynaklı bir hüzün. hiçbir şehirde sağlam, uzun süren, bir süre sonra biteceği için ölümsüz arkadaşlığımın olmaması mı desem, yoksa her tayin döneminde aileyle birlikte ızdırabı çekilen taşınma süreci mi desem, taşınılan yeni şehire alışma evresinde daha da içe kapanma mı desem bilemiyorum ama tüm bunların toplamında bir gariplik vardı. yeni taşınılan evin balkonundan mahalleyi analiz ederken, salondaki radyodan gelmişti bu türkünün sesi kulağıma ilk olarak. ilk dinlediğimde çocuktum. 20 sene geçti üstünden. denk geldiği an, işte o garip hüznü yaşadığım an asla çıkmıyor aklımdan. sebepsiz bi hüzün. yine aynı devreleri yaşayacak olmanın verdiği gerginlik. hala kalbime bir sızı saplanıyor. ufak bir uyuşma oluyor bunları yazarken kalbimde. aynı o balkondan mahalleyi izlediğim dakikalarda yaşadığım mini travma gibi. bina yığınları arasında göstermelik birkaç ağaç. soluk tenli ben yaşlarında sayısı bir elin parmağını geçmeyen yavaş hareketli çocuklar. sanki onlar çocuk değil. ulan koşun eğlenin. geldiğim yerde çocuklar koşar, eğlenir, hoplar, zıplar.

    türkü sanki o anki halime bestelenmiş. öylesine denk geldi. o yıllarda böylesine kurgusal denklik, şimdiki dizilerde yaşanıyor yeni yeni mesela. dizide kahramanımız deniz kenarında sevgilisinden ayrılmış, kendini toplamak adına yalnızlığa çekildiği an alttan giren uyumlu şarkılar gibi. ancak seksenlerde yaşıyorum bu sahneyi. ne dizi, ne alttan manalı müzik gelecek bir prodüksiyon var o yıllarda ekranlarda. hani olsa, yok ya dizilerden çok etkileniyorum diyeceğim. o şartlarda böyle bir benzetme yapacak tv kültürümüz yok. türküye pür dikkat kesiliyorum. allı turnam bizim ele varırsan diyor, sanki ben söylüyorum allı turnaya o türkücünün yerine. çocukluk hali ya, bi şeylere yoruyorum durumu. ulan nasıl da denk geldi? allı turnam bizim ele varırsan, beni soranlara hali vakti yerinde, balkondan mahalleye bakıyor, ısınmaya çalışıyor ya işte dersin duygusallığındayım. ulan çocuk halde sebepsiz ağlayacağım, çok saçma bir durum. yıllarca aynı apartmanda 4 kuşak üreyip, çoğalan ailelere gıptayla bakıyorum. biz neden sürekli taşınıyoruz allı turnam? neden sen her seferinde bizim ele selam söylemek zorunda kalıyorsun? sana da mahçup oluyorum allı turnam. bi gün gelip terslemedin lan allı turnam. böylesi bi yalakalık söz konusu var arada. balkonda nereye sığınacağımı bilemiyorum. allı turna benim derdime derman olacak sanki. allı turnayı, o dönemler keklik olarak algılıyorum nedense. hüzünlü bir duruşla sahip kuş kimliğine büründürüyorum allı turnayı. yazık bir görüntü canlanıyor gözümde. allı diyor ya ondan. köy terimi, allı güllü, yazmalı bi kadın gibi canlanıyor gözümde allı turna. keklik gibi. köyde yaşayan garip bir hayvan.

    allı turnam bizim ele vardın, beni sual eden olursa, özellikle ayşegül sorabilir. çocukluk aşkı olarak onu bırakmak zordu, zordu da, kızlı erkekli oyunlarda bir tek yakınlaşmamız oluyordu. bi kıpırtılar vardı da adı yoktu anasını satayım. ben şimdi uzaklardayım allı turnam, olur da beni sual eden olursa, söyle vallahi söyle saklama halimi. göt gibi çaresiz de. sen allı turnasın, anlarsın halden. (tanımlayamadığım şey aşkmış sonradan anladım)

    bu şekilde kendi kendime kurguluyorum, ajite ediyorum durumu. zaten folloş olmuş bir çocukluk, balıkesir bandırma bırak ya aldırma eşiğindeyim biraz da. garip ruh haline bürünüyorum. oh be yeni şehir, yeni arkadaşlar, zaten önceki şehirden de sıkılmıştım kandırmacasını yaşıyorum kendi kendime. yok ya sadece kendimi kandırıyorum. dakikada bir ruh halim değişiyor. sonra canım yine yanıyor. türkü kulağıma geliyor, dikkatim dağıldığında sesini kaybettiğim hafızama yine işlemeye başlıyor radyodan. çivi çiviyi söker sanıyorum, çocukça hallerdeyim. acıya, allı turnaya daha da anlam yüklüyorum. ulan kuşun işi gücü yok benden başka acaba kimlerin derdini çekiyor. vay be vakti zamanında benim gibi birisi böyle çocukluğunda sürünmüş, bir kekliğe sığınmış diye söyleniyorum. yazık kuşa. kuşa acıdıkça kuşun imajı gözümde farklı bir hal alıyor.

    bi yerin, bir köyün kuşu gibi empoze ediyorum kuşu o yaşta beynime. denizli horozu, karadeniz hamsisi, ankara keçisi gibi, bu kuşu köy kuşu yapıyorum o yetisizlik ve cahillikte. çocukken yanlış bilinen şeylerden biriydi. öyle bir başlığa yazmadım, yazmak gelmedi içimden hiç şimdi. ne kadar yanlışım olsa da, yıllar sonra bunun aslında flamingo olduğunu öğrendim.

    bildiğin flamingo bu. allı turna, flamingoymuş. köylü değil, benim sıkıntılarımı, konuştuğum dili, çaresizliği anlamamış. çocuğum işte, anlayacak sanıyorum. anlayamacağını anlamıyorum o yaşta, çocuğum. anlamadı da zaten. ben ne kadar, beni sual eden olursa diye yakındığım kuş allı turna değil, köy bilmez, hasret bilmez, özlemek nedir bilmez, avrupa kuşu lan bu. göç yollarında denk gelirsek bize uğruyor yani. anadolu kültüründe bunu biri böyle adlandırmış. allı turna demiş. ineğe sarıkız denmesi gibi. ben de bir balkonda buna dert yanmışım türkü sayesinde. buna flamingo yerine allı turna diyenin düşmanının güğümlerini sikeyim. beni yanıltmış olmasalar, bi yaz dönemi boyunca ayşegül ile ilgili hayal kurmazdım. yıllar geçti üstünden, ayşegül iki çocuk annesi. allı turnam, sana küfür etmek istemiyorum, suç sende değil, sana flamingo olmana rağmen allı turna misyonu yükleyenlerde suç. ben yandım, eller yanmasın.


    (athinganoi - 10 Ocak 2011 12:23)

  • comment image

    insanın kalbini dağlayan türkü. hele neşet babadan. hele bir zamanlar anadolu'dan... ne hoş oldu, kimi etkilemedi o anda? şaşarım doğrusu.


    (elvenz - 9 Ekim 2011 21:26)

  • comment image

    neşet ertaş vefat ettiğinden dolayı mıdır nedir, önceden'de çok dinlerdim ama şu son 3-4 gündür yoğun bir şekilde sürekli dinliyorum bu şarkıyı. nasıl etkiliyor şu sıralar anlatamam. ruh halim zaten şu 2 yıldır pek iyi değil. **

    ruhun şad olsun büyük üstad, mekanın gül olsun.

    http://fizy.com/#s/1aj0ti


    (kinyas ve kayra 23 - 30 Eylül 2012 16:05)

  • comment image

    elektronik posta yok, cepten "alo" yahut "kısa mesaj" ne demek, "telli telefon" bile yok. anası, babası, yârı yareni burnunda tüten bir gurbetçinin bağrındaki ateşi anlatır bu türkü. bir zamanlar "gidip de dönmemek dönüp de bulmamak var" denir, "helallik" istenerek-verilerek çıkılırdı gurbete. ulaşımın, iletişimin, iki kelime ile de olsa haberleşebilmenin ne büyük "nimet" olduğunu anlatır. dinleyince "bu türküyü yakan garip sevdiklerine kavuşabilmiştir inşallah" der insan. "gurbete çıkıp da bir daha dönemeyenlerden olmamıştır inşallah".
    (bkz: han duvarları)


    (avicenna - 18 Eylül 2005 12:41)

  • comment image

    bir kaynağa göre bu türkünün sözleri hapishanede yapan bir saz aşığı tarafından yazılmıştır.

    kaldığı hücrenin penceresinden sadece gökyüzünü görebilen bu aşık havada uçan turnaları görünce memleket hasreti depreşmiş ve bu türküyü yazmıştır.


    (matarama su ko - 24 Mart 2006 08:54)

Yorum Kaynak Link : allı turnam