The Hunter (~ Son Av) ' Filminin Konusu : The Hunter is a movie starring Steve McQueen, Eli Wallach, and Kathryn Harrold. The story of professional bounty hunter Ralph "Papa" Thorson.
The Sand Pebbles(1966)(7,6-12869)
The Getaway(1972)(7,5-25215)
Bullitt(0)(7,4-65297)
The Cincinnati Kid(1965)(7,3-13669)
Steve McQueen: American Icon(2017)(7,2-125)
An Enemy of the People(1978)(7,1-1008)
Nevada Smith(1966)(7,0-6612)
The Thomas Crown Affair(1968)(7,0-19878)
Tom Horn(1980)(6,9-4255)
Junior Bonner(1972)(6,8-4511)
Le Mans(1971)(6,8-7853)
The War Lover(1962)(6,6-1610)
mastodon'un bu yıl içerisinde çıkaracağı yeni albümü. şu ana kadar elimizde, blasteroids ve all the heavy lifting adında iki şarkı adı, ve sound'un crack the skye'dan daha çok leviathan'ı andıracağı dışında bir bilgi yok.edit: the octopus has no friends, stargasm ve curl of the burl adlı üç şarkı adı daha kesinleşmiş durumda. şarkıların adları çok enteresan hakikaten.
(resistance is futile - 15 Haziran 2011 12:35)
adinin esin kaynagi, brent hinds'in gectigimiz aralik ayinda bir av kazasinda hayatini kaybeden abisi olan mastodon albümü. (crack the skye da brann dailor'in intihar eden kardesi skye' a ithafen isimlendirilmisti). grup albüm adi icin brother ve the hunter'i düsünmüs, fakat sonunda the hunter'da karar kilmis.ayrica hinds ve dailor'in aciklamalarina gore gayet ilginc bir albüm olacak gibi.*http://www.metalunderground.com/…s.cfm?newsid=68575yeni yapilmis bir röportaj sonrasi düzeltme: hinds'in abisi av esnasinda kalp krizi gecirerek ölmüs.
(chapar - 7 Temmuz 2011 11:39)
kapağı modern zamanlar defenders of the faith kapağı gibi olan albüm.http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/…589781_261467_n.jpg
(ron jeremy - 7 Temmuz 2011 15:05)
şimdiye dek black tongue ve curl of the burl olmak üzere iki şarkısı yayınlanmış mastodon albümü.çık artık lan.
(jesterdancer - 15 Ağustos 2011 20:05)
müthiş gerçekçi bir avcılık oyunu hatta av simülasyonu, cabela's ve hunting unlimited bunun yanında çocuk oyuncağı kalıyor, ancak her güzel şey gibi ulaşılmaz bir yanı var; oyun içi para birimi, değişik hayvanların av lisansını ve upgrade edilmiş av ekipmanlarını almak için bu paraya ihtiyaç var, şu an için sadece mule deer vurmak serbest onu da 5 saat aradım ama bir türlü bulamadım o kadar da gerçekçi. ele para geçince ilk iş bir kamp çadırı almak olsun, sonra avcımız yorulunca direk doğrudan başladığımız yere geri götürülüyoruz (retire). az buz değil 10 km'ye varan mesafeler yürünüyor, harita devasa.av meraklılarına duyrulur.
(mutlu bocuk - 18 Eylül 2011 04:52)
uzun beklemelerin ardından, çıkış tarihinden 8 gün önce internet sitelerinde yerini alan albüm.
(soot - 19 Eylül 2011 18:55)
grubun şaşırtacağı belliydi. ama bu kadar da şaşırtacağını hiç tahmin etmezdim. çok değişik, çok güzel, çok melodik.
(jokernthiefmother - 19 Eylül 2011 21:04)
ilk izlenim: mutlu, ferah bir albüm. crack the skye da melodikti ama her şey hesaplanmış, titizlenmişti. the hunter'da ise sadece çalmak istemişler.
(okumakistiyorumburadakileri - 19 Eylül 2011 21:14)
ilk dinlemenin üzerine rastgele izlenimlerimi aktarayım:- bir kere çok değişik bir albüm lan.- all the heavy lifting ve octopus has no friends çok meh şarkılar gibi geldi. tek dinlemede kesin anlaşılmaz tabii ama ilk izlenim bu.- albüm 7-9 dakika arası bir şarkıyı hak ediyormuş en azından. the sparrow crack the skye seansları esnasında kaydedilmiş gibi.- dry bone valley'de brann şarkı söylüyor yanlış duymadıysam. bayağı da geliştirmiş kendini. güzel şarkıydı.- creature lives diye bir şarkı var ki, zaman makinasıyla geçmişe gidip mastodon hayranlarına leviathan çıktığı esnada "mastodon gün gelecek böyle müzik yapacak" deyip bu şarkıyı dinletseler istisnasız her biri "hasktrin lan" der. bunda da brann söylüyor. çok enteresan bir şarkı. ilahileri andırıyor yer yer. garip.son olarak da albümün genel sound'uyla ilgili bir yorum yapayım. sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, crack the skye'ın soundunu daha çok beğenmiştim. bunda progressive müzik delisi olmamın payı da büyük. ha bu demek değil ki bu albüm kötü. bilakis, güzel bir albüm, ama crack the skye gibi kanımca 2000'li yılların en güzel progressive albümünün (üzgünüm lateralus, deadwing ve saz arkadaşları) etkisini yapması imkansız, çünkü crack the skye'ın yapım aşamasında gezegenler falan hizaya girdi herhalde, o etkide bir albüm daha yapmak oldukça zor olacaktır.şunu da ekleyeyim. crack the skye daha progressive'di dedik, ki bunu brann'ın kendisi de söylemişti, ama bu albüm de oldukça progressive bence. çünkü ilerleme var. progress ne demek, ilerleme demek. e bu adamlar da müzikal açıdan ilerlemişler hakikaten. misal dream theater'ın albümü daha yeni çıktı, karşılaştıralım, 15 yıldır (kimilerine göre daha uzun süredir) aynı müziği yapan dream theater mı progressive, yoksa bu albümde kısa şarkılar yapan, klasik progressive anlayışı açısından progressive olmayan mastodon mu? yanıt ortada. mastodon bu albümde klasik anlamda progressive müzik yapmış olmasa da, kelime anlamı olarak progress tam anlamıyla var. adamlar her albümde yeni bir şeyler deniyorlar, yepyeni yönlere doğru ilerliyorlar. bu cesaretleri ve hızları bana 70'ler sonu - 80'ler başı rush ve günümüz btbam'ini hatırlatıyor.kısacası, güzel albüm. yenilikler var, çoğu şarkı güzel, e grup zaten mastodon. daha ne olsun?dipnot: olm şarkıları yazmadan önce hep soundgarden mı dinlediniz lan? aradan chris cornell fırlayacak diye çok korktum yer yer.
(resistance is futile - 20 Eylül 2011 01:32)
grubun kendi youtube hesabı üzerinden olduğu gibi yayınlanmıştır. evet tüm albüm komple. daha ne duruyorsun?
(hydra headed monkey - 21 Eylül 2011 05:11)
öyle am göt dağıtan,dehşet orijinal işleri barındıran bir albüm değil,abartmanın alemi yok,buna gerek de yok. hoşuma giden nokta grup kendini tekrarlamamış bu albümde, crack the skye gibi herşeyin zorlandığı bir "üst" albüm sonrası copy-paste samimiyetsizliğine düşmemiş,içlerinden geldikleri gibi takılmışlar.btbam'yi de colors sonrası aynı duruşundan dolayı takdir etmiştim. son olarak octopus,dry bone valley,all the heavy lifting ve leziz kapanış the sparrow ilk bir kaç dinlemede tuttuklarım şimdilik.
(7th son of a 7th son - 21 Eylül 2011 15:40)
ilk izlenimlerim çok iyi.. crack the skye da ilk dinlemelerimde vurmamıştı beni. bunda da buna benzer bir durum var ama the hunter çok daha direkt şarkılara sahip ve daha önceki hiçbir işlerine benzemiyor. nasıl crack the skye için progressive rock civarlarında geziniyo dediysek, the hunter için de grubun en hard rock işi denebilir bence.
(megaforce - 22 Eylül 2011 05:37)
üç dört gün boyunca, sabahlı akşamlı gerçekleştirdiğim 'the hunter sessions' sonunda, albüm yine halihazırda loop'ta takılırken ufak bir riviğv yapmak lazım geliyor bence.öncelikle cd henüz hiçbirimizin eline geçmediğinden kelli ortalamanın altında bi ses kalitesiyle dinledim şarkıları. tertemiz cd'den dinlerken çok daha güzel gelecektir tüm şarkılar kulağa.*crack the skye'daki nakış gibi işlenmiş melodiler, mikemmel şarkılar, mikemmel hikaye ve mikemmel konseptten sonra daha 'komple' bi albüm gelmeyeceğine emindim, öyle de oldu. leviathan'dan bu yana devam eden konsept albüm geleneğine -ilk albümleri remission da konsept değildi yanılmıyorsam- the hunter'la ara verdiler. aslında çok da iyi yaptılar, bu adamlar işin ıncığını cıncığını düşünmeyip stüdyoya daldıklarında ortaya çıkacak bodoslama bi işin çok lezzetli bişi olacağı belliydi, netekim öyle oldu. crack the skye'daki ağır progresiflikten sonra mastodon'un müziğine sanki bir rahatlama, -negatif anlamda söylemiyorum- bir gevşeme gelmiş. her yeni albümlerinde olduğu gibi, halihazırda tutmuş olan işlerinin üzerine konmak yerine yepisyeni ve tamamen eski mastodon olmayan şeyler yapmışlar. albümdeki vokal melodilerine bayıldım. troy sanders ve brent hinds mikrofonun arkasında iyi bir ikili. süpersonik davulcu brann dailor, hem dry bone valley hem de creature lives'de davulculuğunun yanında lead vokalde de çok iyi, brent ve troy'un kirli seslerinin arasında güneş gibi parlıyor meheh. albümün eksik yanlarına gelince; the hunter ne kadar lezzetli bir albüm de olsa, prog. bazlı rifflerin yoğunluğu olsun, brent'le bill kelliher'ın bitmek tükenmek bilmez ikili riffleri vs. olsun, mastodon'u mastodon yapan bazı şeylerden mahrum. demem o ki, işin teknik progresifliğinden ziyade progress'in kendisine odaklanmışlar. yukarda da dediğim gibi çok iyi de olmuş, çok da güzel iyi olmuş. atlanta'lı sarılar bir sonraki albüme kadar bize mis gibi bir albüm bırakmışlar.edit: anlatım bozukluğu
(grogme - 23 Eylül 2011 16:27)
şahane.crack the skye bambaşka bir albüm benim gözümde. hani sürekli dönen "son on yılın en iyi rock/metal albümü" muhabbetleri vardır ya, son on yıl için tepede colors'tan başka rakibi yoktur benim için, öyle söyleyeyim. öyle bir albüm çıkartmak da aslında çok büyük bir sorumluluk getiriyor gruba; o albümü takip eden bir albüm yapabilmek. aynı formüller üzerinden yürüyüp kendini tekrar eden bir grup haline mi gelecekler, yoksa olgunluk göstererek hiçbir şey olmamış gibi yeni şeyler denemeye devam mı edecekler sorusuna verecekleri cevap, grubun daha ne kadar büyüyeceğinin göstergesi olabilir. az önce bahsi geçen between the buried and me, büyük bir olgunluk gösterip the great misdirect'i yaptığında, colors'ı taklit etmeyeceklerini göstermişlerdi mesela. aynı büyüklüğün mastodon'dan da geleceğinden zerre şüphem yoktu, grup da beni şaşırtmadı.creature lives gibi uç nokta sludge bir şarkıyı çıkartsak bile, grubun yeni işler peşinde koştuğu şüphesiz. zaten her albümünde bir değişim, ilerleme (progress ulan işte) gösteren, peşpeşe iki albümünün sound olarak asla tıpatıp aynı olmadığı bir grup olunca karşımızda, "bu sefer neler yapacaklar acaba?" diye meraklanmak kaçınılmaz. neler mi yapmışlar? daha akılda kalıcı (gavurun catchy, hatta ve hatta radio-friendly dediği tarzda) noktalar serpiştirmişler, hard rock etkileşimlerini (ki crack the skye'da çok mutlu ediyordu bu etkileşimler) arttırmışlar, ortaya çok kolay dinlenilen, hazmı nispeten daha kolay (bu demek değil ki her dinleyişte yeni bir farkındalık yaşamayacaksınız. sonuç olarak hala bir mastodon albümü bu) bir eser çıkartmışlar.şimdiden last.fm'de çok metalci adını verdiğim (dallama da diyebilirsiniz) kimi kendini bilmezler "bu ne böyle yæ para için albüm yapmışlar, nerede o bodoslama mastodon :(((" gibi yorumlar yapmaya başlamışlar, üzüntüyle okuyorum. albümü dinlemek için hangi organlarını kullanmayı tercih ediyorlar bilemiyorum; ama eğer önerilen organ olan kulağı kullanırsanız göreceksiniz ki bu grubun adım adım büyümesini sağlayan unsurların tamamı -yaratıcılık, orijinallik, muazzam enstrüman hakimiyeti, dinleyiciyi müzikle sarabilmek gibi- the hunter'da fazla fazla yer alıyor.öne çıkan şarkılar olarak stargasm, all the heavy lifting ve thickening'i verebilirim; ama bir sürüsüne haksızlık etmiş olurum gibi geliyor, örneğin dry bone valley'e. o yüzden diğerlerine nazaran daha geri planda kaldıklarını düşündüğüm şarkıları belirteyim kendimce. blasteroid hızlı, konserlik ama biraz boş bir şarkı olmuş gibi hissediyorum. creature lives de kötü değil de, farklı işte, çok sludge olmuş.cd'den dinledikten sonra daha bir gazlanmış bir edit gelebilir buraya tabii. mp3 ile bir yere kadar.
(jesterdancer - 27 Eylül 2011 11:33)
yalnız adamları seviyorsanız bu filmden keyif alabilirsiniz ancak çoğu kişiye çok sıkıcı geleceği muhakkak. benimse izlemekteki en büyük sebebim willem dafoe idi. öte yandan hayvanseverlerin izlememesini öneriyorum. hayatınızda görebileceğiniz en şirin minik erkek çocuğu da içerisinde barındırıyor.
(turkish tekila - 31 Ocak 2012 23:41)
willem dafoe güzel bir performans sunuyor, özlemişiz kendisini. doğa manzaraları da muhteşem.
(financier - 18 Şubat 2012 01:07)
en eğlenceli mastodon albümü. bir de ''stargasm'' inanılmaz paralıyor adamı. gece gece loop'a aldırdı yine kendini şerefsiz.
(gates - 30 Haziran 2012 23:55)
willem dafoe'nun vasatın üzerinde bir oyunculuk sergilediği ve insanlığın doğanın katline karşı savunduğu pragmatist düşünceleri eleştiren film. sıkılmadan izlenebilir.http://www.imdb.com/title/tt1703148/
(sirensoul - 7 Temmuz 2012 16:01)
mastodon albümü olanının en büyük falsosu mike elizondo ürünü tok, steril gitar tonları bana kalırsa. besteler yönünden hiçbir sıkıntı yok benim gözümde, hastasıyım ama prodüksiyonunun mastodon'un önceki örnekleriyle karşılaştırınca (remission'la bile) sönük kaldığını düşünüyorumç
(master oforion - 10 Nisan 2014 14:53)
willem dafoe'nun rol aldığı çok güzel bir avcı hikayesi. avının peşindeki bir "trophy" avcısının yaşamından güzel bir kesit olmuş. "4o gün taban eti, 1 gün av eti" deyişini filme yaymışlar, avcılıkla ilgisi olmayanı sıkar sanırım; ben tam tersine çok hoşlandım.a river runs through it, old man and the sea, l'ours, the ghost and the darkness ve the deer hunter (ekip vietnam'a gitmeden önceki bölüm) ile birlikte sinemadaki az sayıda güzel avcı hikayelerinden biri."film yavaş" eleştirisini anlayabiliyorum, ama, gerçek hayatta da av porno film gibi ("girdim ormana vurdum çıktım" türü) bir aksiyon değil, daha çok (nazlı bir sevgiliyi tavlamaya çalıştığın) bir romantik film gibi, ağır akan zaman içinde doğayla bütünleşme süreci. başarılı bir av öldürmekle biter ama eve götürdüğün sadece et ise çok şey kaçırmışsın demektir.avcı ahlakı açısından da ilginç bir film; avcının tüfeği doğrulttuğundaki vicdan muhasebesi ve çok kötü bir iş yapmasına rağmen bunu avı açısından da doğa açısından da daha iyi olacağı için yapması ikilemini çok güzel örmüşler filmin sonuna.
(sokart - 13 Kasım 2012 22:40)
Yorum Kaynak Link : the hunter