And Now the Screaming Starts! (~ --And Now the Screaming Starts) ' Filminin Konusu : And Now the Screaming Starts! is a movie starring Peter Cushing, Herbert Lom, and Patrick Magee. England, 1795: the young Catherine has just married Charles Fengriffen and moves into his castle. She becomes the victim of an old...
From Beyond the Grave(1974)(6,8-3231)
Dr. Terror's House of Horrors(1965)(6,7-5082)
The Vault of Horror(1973)(6,6-4166)
The House That Dripped Blood(1971)(6,6-4125)
Asylum(1972)(6,5-4938)
The Creeping Flesh(1974)(6,3-2703)
Nothing But the Night(1992)(5,3-1025)
noah baumbach'in 95 yapimi ilk filmi. whit stillman filmi izliyorum zannettim yeminle. guzel bir manada soyluyorum tabii bunu. ayirt edemedim bir an iki yonetmeni birbirinden. tabii chris eigeman faktoru var isin icinde. ve diyaloglar ve kayitsizlikla anksiyete arasinda salinan kahramanlarimiz. bir nevi terazi burclari. mezuniyet sonrasi hayata atilmaya pek de yanasamayan genc erkeklerin oykusu. gecmisi nereye kadar tekrarlayabiliriz, slacker gibi gozuksek de anksiyetelerimiz var, kendi oykumuzu yasasak ve mesela yazar olsak ne guzel olur ama o kadar cesur ve anti-konformist degiliz galiba salinimlari. bir takim dis mihraklar unutmasin hala sinemayla ilgilenen -seyir duzeyinde- insanlar var.
(nerdetakordabirak - 17 Ağustos 2008 05:03)
başarılı bir cast'a sahip mezuniyet sonrası boşluğa düşen bir grup college grad'ın ruh hallerini anlatan yapım. amerika'da college okuyanlara muhakkak daha bir anlamlı geliyordur, ben imdb'deki yorumlardan öyle anladım. mizah dozu ise hayli yerinde tam üniversite geyikleri.
(turgut ozben - 25 Kasım 2008 10:41)
en güzel the presets şarkılarından. kıyıda köşede kalmasın, bu da sevilsin!when i was youngi collected my heroeswhen i was youngi was a star amongst zero'sbut then i grew upand now i'm heading up riveri'm gonna cover myself in mud, mudyeah i'm-a-delivernever can believe how much fun we're having,can't believe how much fun we're having,never can believe how much fun we're havingwhen i was youngyeah i used to believe itthat the stars in the night skywere sun's that refused to singand then i sanknever can believe how much fun we're having,can't believe how much fun we're having,never can believe how much fun we're havingnever can believe how much fun we're having,can't believe how much fun we're having,never can believe how much fun we're havingnever can believe how much fun we're having,can't believe how much fun we're having,never can believe how much fun we're having
(sir gawain - 19 Mart 2009 10:56)
miley cyrus'un the time of our lives albümünde kesinlikle hiç bir değişiklik yapmadan coverladığı oldukça hoş bir ashley simpson şarkısı...
(dilegini tutmus sayar sonsuzdan geri - 9 Mart 2010 17:19)
sebastian bach'ın 2011 eylülünde çıkacak yeni solo albümü. heyecanla bekliyoruz.
(spacetimereality - 14 Temmuz 2011 16:17)
kapağı da şöyle bir şeydir.
angel down kadar efsane olacağını düşünmüyorum ama gene müthiş bir albüm olacaktır.
(youth gone wild - 14 Temmuz 2011 16:34)
1995 yapımı noah baumbach filmi. birkaç college graduate'ın hayata tutunma çabasını anlatıyor. bu tarz filmlerde college sonrası birkaç yıl çok önemli çünkü genelde ne olacağı pek belli olmayan dönemlerin en belirginlerinden biri üniversite mezuniyetinin ardındaki birkaç yıl.bu mezun durumundaki birkaç arkadaştan biri sinir bozucu, gıcık max rolündeki (ve çok cool) chris eigman ki kendisini whit stillman filmlerinden tanıyoruz. bir diğer ünlü oyuncu eric stoltz, entelektüel bir barmen ve 10 yıllık öğrenci rolündeki chet. --- spoiler ---film, mezuniyet partisi sahnesi ile başlıyor. fiction ödülünü kazanmasıyla oldukça bright olduğunu anladığımız karakter jane*, üniversite için prag'a gideceğini söylüyor erkek arkadaşı grover'a*. birlikte brooklyn'de yaşarlarken kızın prag'a taşınmasıyla grover da, arkadaşlarıyla takılmaya başlıyor. jane'i, gittikten sonra sürekli telesekreter mesajlarında duyuyoruz; grover'ı unutamıyor. bu arada parti gecesi yarım ağız onu da davet ediyor prag'a ama grover, bunun sadece hayata atılmayı erteleyeceği düşüncesinde. "ne de olsa amerika'ya geri dönüp burada bir hayat kuracaksın, ne gerek var prag'a" fikrinde.grover: prague... you'll come back a bug.grover, diğer elemanlarla yaşamaya başlıyor. otis, kabusu olan milwaukee'ye yaşamak için gidecekken hava alanından geri dönüyor.chet'in çalıştığı bara birlikte gittikleri ilk gün chet grover'a jane'den haber alıp almadığını soruyor; grover da "yok, pek iyi ayrılmadık, görüşmüyoruz" diyor. chet de jane'in kendisine bir kartpostal yolladığını söylüyor; kafka evlerinden birini gösteren bir kartpostal. tabii, bir şekilde, erkek arkadaşına değil de chet'e ulaşan jane, grover'ı oldukça şaşırtıyor ve üzüyor bu hareketiyle. yanında skippy'nin ise hiç umrunda değil, aptal gruplarına "cougers" gibi saçma sapn bir isim bulmaya çalışmakla meşgul (ne bu amk teenage tripleri).hole denen ve freshmen ile dolu olan bara gitmek istemeyen max:max: i'm too nostalgic. i'll admit it.skippy: we graduated four months ago. what can you possibly be nostalgic for?max: i'm nostalgic for conversations i had yesterday. i've begun reminiscing events before they even occur. i'm reminiscing this right now. i can't go to the bar because i've already looked back on it in my memory... and i didn't have a good time.chet (bardaki şişman, orta yaşlı adama): if plato is a fine red wine, then aristotle is a dry martini.skippy'nin derslere tekrar yazılması. (pek çok edebiyat / felsefe / sanat tarihi vs mezunu, üniversite hayatında dersleri yeterince etkin alamadığını fark eder. skippy de bunların bir stereotype'ı olmuş. aşırı bir istekle derslere katılıyor, alamadığı dersler alıyor falan.)amy: come on. be romantically self-destructive with me.max'in aynda kendisiyle "i do nothing" konuşması, o çağların tam bir özeti olmuş.otis'in mezuniyetten sonra yeniden annesiyle yaşamaya başlaması (bir de işsiz olması) bizim kültüre oldukça yakın bir durum sergilemiş. evlenmediği sürece annesi ile yaşayan (yaş 40-50; hiç fark etmiyor) çok kişi tanıyordur eminim herkes.otis ile chet'in başlattığı "book club" ile ilgili sahnede işsiz otis kitabı okumamış ama bir sürü sorumluluğu olan chet, tüm kitabı okumuş ve birkaç argüman belirlemiş olarak karşımıza çıkıyor. tam da funda özkalyoncuoğlu'nun "madonna" yorumunun olduğu zamana denk gelmesi manidar oldu. otis türk galiba.jane: i've always thought that my parents were part of the trickle-down method of parenting... like a reflection on the reagan years - look good to a lot of people. but, basically, i'm paying for all that neglect now.grover: i guess my parents have sort of a lyndon johnson feel to them... like there's no satisfactory reason why they became parents... like my real parents were assassinated... and these people just were next in line for the job.güzel benzetmeler bunlar.skippy: i quit. you're a buch of media slaves. i... i hate this game show shit.barda "addiction" hakkında konuşmaları (o da addiction, bu da addiction diyor ya max; çoğumuz düşünmüşüzdür bunu zaten: arabam olmadığı için toplu taşımalara bağımlıyım vs gibi) öncesi diğer masada picasso hakkında konuşan koyu gömlekli, yönetmen baumbach.skippy, max ile arkadaşlığını bitirdiğini söylediğinde grover yine bir flashback yaşıyor (grover'ın jane flashbacklerinde hep aynı müzik çalıyor bu arada). yine hepimizin bir ara takıldığı "bir kelimeye (özellikle kendi adına) yabancılaşma" konusunu işliyor jane. filmin başındaki mezuniyet partisinde jane sigarayı bıraktığını söylüyordu, grover da "beni sen alıştırdın, şimdi bıraktın mı yani" falan diyordu. bu flashback'te grover'ı ilk kez sigara içerken görüyoruz (öksürüyüğünden anlıyoruz).her fırsatta freshmen'lara bok atan max'in 17 yaşındaki bir kızla (kate) sevgili olmasına ne demeli?grover'ın prag'a gitmeye aniden karar verdiği sahnede biletçi kadın* da grover* çok güzel oynamışlar.grover: ok, the way i see it, if we were an old couple, dated for years, graduated, away from all these scholastic complications, and i reached over and kissed you, you wouldn't say a word, you'd be delighted, probably, but if i was to do that now it'd be quite forward, and if i did it the first time we ever met you probably would hit me.jane: what do you mean?grover: i just wish we were an old couple so i could do that.(film böyle bitiyor.)*yönetmenin, film bölümlerini, karakterler hala üniversite çağındaymış gibi isimlerle anlatması (fall semester gibi) hoş olmuş. grover'ın jane'e ait anıları hatırlarken fotoğraf karesi gibi, uzun duraklamalı stop motion'lar gibi olan çekimleri sevdim.*jane'in durup düşünüp saatler sonra bir şeylere cevap vermesi çok tatlı :)*chet'in özeti: "i'm paraphrasing myself here..."--- spoiler ---
(the she - 19 Ekim 2016 19:40)
pratikte baby boomer'ların çocuklarından torunlarına geçilme aşamasındaki bir dönemde çekilmiş, ancak oyuncuları baby boomerlar'ın çocukları yaşındaki 25-30 yaş civarındaki insanlardan oluşan film.90 lar civarında, clerks, trust, a simple plan, friday, exotica, life is sweet, the big lebowski tipi 90'lar ruhunu kökten yansıtan filmlere bayılırım. bu film stili itibariyle bunu çok iyi yansıtıyor, bravo.fakat verilen referansların(edebiyat sınıfında senaristin dalga geçtiği öğrencilerin gibberish sayıklamaları gibi) sıkıcılığı yıllar boyunca woody allen tipi yahudi mizahının gücünü sezmiş birinin birden sanki yarı-anglofon geçiş yapması gibi bir his yaratıyor. bu tip insanın içine girmeye yaklaşıp kenarından sıyırarak geçen filmler bundan 4-5 yıl sonraki amerikan pastası tipi komedilerin patlamasına yol açıyor. karakter çizgileri sıkıcı, senaryodaki referanslar çok ortalama, tek tanıdık gelen yan mezuniyet ve kaygı düzleminde ancak onun da bir anlamı yok. hem de bunun kuşak farkı kaynaklı değil, doğrudan yazarın tercihlerinin vasatlığı itibariyle pek bir anlamı yok.90'ları köküne kadar yaşamayı görsel manada isteyenler için çok doyurucu bir film. ancak "art arda akıllıca yazılmış diyalogların kıyısından geçmek nedir"i izlerken çenenizi sıkmamak için kendinizi zor tutabilirsiniz. bir tık üstüyle rahatlıkla 90'ların en lezzetli gençlik filmlerinden birine dönüşebilir nitelikteymiş. çünkü kostüm, dekor ve mekan açısından çok lezzetli.
(sanal hayvan - 23 Ocak 2018 22:07)
ingilizce'de bir kimsenin bir seyi istemeye istemeye yaptigini, hatta ortaligi birbirine kattigini ve yanindakileri canindan bezdirdigini anlatmak icin kullanilan deyim. ornek cumle: "i went to the dentist kickin' and screamin' yesterday."
(zebreq - 17 Mart 2006 06:13)
Yorum Kaynak Link : kicking and screaming