The Hobbit: The Battle of the Five Armies (~ Hobbit: Bes Ordunun Savasi) ' Filminin Konusu : The Hobbit: The Battle of the Five Armies is a movie starring Ian McKellen, Martin Freeman, and Richard Armitage. Bilbo and company are forced to engage in a war against an array of combatants and keep the Lonely Mountain from...
The Lord of the Rings: The Return of the King(2003)(8,9-1550659)
The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring(2001)(8,8-1687286)
The Lord of the Rings: The Two Towers(2002)(8,7-1540621)
Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2(2011)(8,1-676025)
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl(2003)(8,0-960825)
The Hobbit: The Desolation of Smaug(2013)(7,8-608325)
Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1(2010)(7,7-413672)
Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest(2006)(7,3-603305)
The Hunger Games(2012)(7,2-870183)
Pirates of the Caribbean: At World's End(2007)(7,1-554724)
Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales(2017)(6,6-218048)
Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides(2011)(6,6-470252)
gandalf'ı ısrarla bir taşak oğlanı olarak sunmaya and içmiş dallamanın son filmi. return of the king'de witch king tarafından patates edilen gandalf, galadriel karşısında paketçi çocuk gibi eğilip bükülen gandalf, azog denen sığırın çuval gibi savurduğu gandalf, elrond'un giyim kuşamıyla taşak geçtiği gandalf ve sauron'un dol guldur'da amele sümüğü gibi duvara yapıştırdığı gandalf zincirine hayatta kalmak için galadriel ve elrond'un eline bakan gandalf eklenmiş. siktir git orospu çocuğu. çocuklara sevimlilik olsun diye yarı tanrı sayılan karakterin anasını siktin. yalnızca orta dünya atmosferini son kez sinemada deneyimlemek için filmini izleyeceğim.film sonrası edit : gandalf tekrardan kaderine boyun eğerek dol guldur'da sikko bir ork tarafından yine pirinç çuvalı gibi yerden yere vurulmuş, filmin yarısını kapkaç mağdurları gibi ağzı yüzü morluk içinde yarı baygın geçirmiştir. ne kadar ayak takımı varsa hepsinden posta yemesini de saymıyorum artık. ananı sikeyim ananı.
(dick laurent - 3 Aralık 2014 00:55)
dünya galasına katıldığım filmdir.hakkında yazdığım detaylı yazıya buradan da erişebilirsiniz (en azından çektiğim resim linkleri mevcut sayfada)https://www.facebook.com/…-hikayesi/895458007140368oradaydım hala oradayım: bir gala macerası. concerning the premiere1 aralık’ta dünya galası yapılan, the hobbit: the battle of the five armies filminin galasına katılma fırsatını buldum, ama bu öyle pek de kolay olmadı. zaten londra’da olmama rağmen, kasım’da türkiye’ye dönüş biletimi aldıktan 2 gün sonra, hobbit’in dünya galasının londra’da olacağı haberini alınca ufak bir şok yaşadım. keza orta dünya’ya olan bağlılığım ileri seviyededir. haliyle böyle bir fırsatı kaçıramayacağım için, uçuş tarihini ileri aldırmam kaçınılmazdı. biraz komik bir durum oldu, ama değdi doğrusu. hem filmi izleme fırsatım oldu, hem de ünlüleri oldukça yakından görme ve hatta bazılarından imza alabilme şerefine eriştim. film ile ilgili detaylı yazıma geçmeden önce gala etkinliğine dahil oluşum hakkında detayları ve gala da olanı biteni yazmak istiyorum, isteyen direk film ile ilgili kısma geçebilir, eğer filmle ilgili çok şey öğrenmek istemiyorsanız “spoiler” uyarısından sonrasında bu yazıyı terketmenizi tavsiye ederim. çünkü tarihe not düşme adına, bırakın da o kadar kendimizi tatmin edelim. okuyup okumamak size kalmış.önce etkinlikten bahsedelim biraz. bu tip galalara maalesef elinizi kolunuzu sallayarak girmek mümkün değil, sadece ünlüleri bile görmek adına da olsa warner bros’un “pens” diye (kalem değil bildiğin ahır demek, ingilizler de dahil warner bros’un bu terimi kullanması ile ilgili dalga geçiyordu.) adlandırdığı bölgelere erişmek için yapılması gerekenler vardı. hobbit ile ilgili tüm ingiliz medyasını takibe aldım ve dahası tüm film bileti yarışmalarına da dahil oldum. boşuna ekstra ücret ödeyip uçak erteletmedik değil mi? o galaya ya gidecektik ya gidecektik. tabii bunlar biraz şans işiydi. google üzerinde uzun bir araştırma işine girdim ve kimsenin görmediği birşey yakaladım. gerçekten de çoğu kişinin haberi olmadığı bir ingiliz sitesi ilk gelen alır mantığı ile bilet dağıtıyordu ve internetten biletimi kapma fırsatı elde ettim. bu gibi olaylara dahil olacak arkadaşlara, google’ı kullanmasını iyi bilmelerini tavsiye ediyorum.(search tools modunda günlük aramalar yapabiliyorsunuz) peki bununla bitti mi? cevap tabii ki, hayır. bu insan ahırı dediğimiz yere (evet,herkes gibi ben de taktım buna) öyle direk giremiyorsunuz. hobbit’in uk sayfası; galadan bir gün önce, o gün leciester square’e (galanın olacağı yer) gelip giriş bilekliklerini alanların ancak meydana alınabileceğini ve haliyle sayılı olduğunu duyurdu. birçok insan facebook sayfasında feryat ederken ben oraya koşturmak ile meşguldüm. çünkü uçak biletini sabaha almış ya da o gün oraya ulaşamayacak insan çoktu. ucu ucuna üstünde 1337 sıra numarası olan bilekliğimi kaptım. görevli “sakın kolundan çıkarma ve yarına kadar kaybetme” diye uyarısını yaptı. (bu yazıyı yazarken, hala da bileğimde gerçi) görevliye metro çıkışı koşarak geldiğim için nefes nefese kalmış bir halde, ne zaman ahıra alınacağımızı sordum. adam da gülerek saat 11’de girişler başlayacak dedi. tabii heyecanımızdan sabahın köründe dikilme ahmaklığını yaptık. kolunda numara var işte, ne kasıyorsun değil mi? biz ne kadar öne geçsek de bizi o numaralara göre leicester square çevresinde döndürüp hizaya soktular ne de olsa. hava zaten 7 derece, herkes birbirine sarılmak için yer kolluyor, yanaştım yandaki güzel elf kızına, oda usulca... neyse ne diyorduk, evet bi tarafımız soğuktan donarken, saat 11’de de alana alınmadığımızı farkettik. önümde duran bir eleman çantasını sürekli bana emanet edip gidiyordu arada dönüyordu, bilseydim o çantada bir hazine saklı olduğunu kapar kaçardım o arada. şaka bir yana, adamın ağır çantasını bazen o yokken sıranın durumuna göre sağa sola kaydırdığımdan, “ne var bunun içinde öküz ölüsü gibi” diye kendime sormadan edemedim. bu british abimiz döndüğünde hazinesini ortaya döktü, merakımızı giderdi. bir sürü hobbit yıllıkları ve imzalarla dolu, şekil şekil orta dünya kitapları. adam bir de kataloglamış arkadaş. bir de yanında taşıyor onları. adam sayıyor, şu cücelerden hala imza almadım, onlardan almam lazım falan dedi bana. ben üzerimden şoku atlattıktan sonra etrafıma bakınca onun gibi delinin çok olduğunu farkettim. tamam ben de deliyim ama, ben yanında ufak bir hobbit kitabı getirdim o kadar. keşke yıllık falan getirseymişim, keza ne kadar büyük birşey uzatırsanız, ünlüler onlara daha çok imza atıyor. bir yere not edin arkadaşlar bunu. adamlar kataloglayıp sayfa sayfa özel imza attırıyorlar arkadaş. neyse, saat 11’de alana girecekken akşam 4’e doğru alana giriş yaptık. bildiğin red carpet’ta yürüttüler ilk bizi, sonra yandaki ufak ahırımıza girdik. lakin red carpet dedikleri yeşildi, orası da ilginç. her zaman gittiğim leicester square’i adamlar tam bir gala mekanına dönüştürmüşlerdi. koca koca ekranlar posterler, epey güzeldi doğrusu. bir orta dünya fanı için bulunmaz nimet böyle bir yer, yeme de yanında yat. bize ayrılan yere girince ön saflar zaten benden önce gelenler tarafından tutulduğunu gördüm, mecbur bir arkadan bakmak zorunda kaldık etkinliğe ama yine de ünlüleri çok yakından görme fırsatına eriştim. manu bennett, james nesbitt ve christopher lee (sanırım gelemedi, yaşlı adam, ama ismi listede bulunuyordu, belki ben kaçırmışımdır) dışında herkesi, epey yakından görme fırsatı yakaladım. hatta peter jackson çektiğim fotoğrafa poz verip el salladı. aynı şekilde ıan mckellen ve orlando bloom sarmaş dolaş benim ufak kameraya doğru poz verdiler. benim bir önümde duranlar beraber fotoğraf bile çektirdi. içimden dedim, o yeşil sıra numarası olan bilekliği bilseydim sabahtan dikilirdim odeon’un önüne. galadaki bütün erkekler cehennem gibi yığılı imza bekleyen kalabalığın içinde benim ufak kitabı o eşşek kadar hobbit yıllıkları arasında es geçtiler. özellikle ıan mckellen için uğraştım ama olmadı. peter jackson tam imzalıyordu, ama önümde duran harbi spastik tipli iki kişi fotoğraf çektirme isteği üzerine ıska geçti. sonradan bir hıyarlık yapıp kitabımı ittirme gafletine düşen bu arkadaşlardan birinin kafasına kitabımı çaktığımı hatırlıyorum, sonra bu olayı bir daha tekrarlayamadı zaten. keza sinirlenmiştim, ama ortam çabuk kendinize getiriyor. daha önceleri, onca kişi es geçince pek ümit etmemiştim, ama uzattığım kitabı filmin senaristlerinden phillipa boyens elimden alıp imzaladı ve bana geri verdi. daha sonra evangellina lilly’de geriden direk benim kitabı alarak imzaladı. hiç beklemiyordum ama oldu işte, o da kitabı geri uzattı bana. peter jackson’dan imza alamadık ama, bir zamanlar minicik bir hobbit olan, şimdilerde ufak tefek ama serpilmiş olan kızı da benim kitabı geriden alıp imzaladı ve bana geri uzattı. herkesi fotoğrafladım gerçi ama onu benim kitaba imza atarken de düzgün bir fotoğrafını yakaladım. sonuç olarak, galaya gelen bütün bayanlardan imza alıp, bütün erkekleri ıska geçmiştim. o an anladım bütün bayanlar minik detaylara önem veriyor, en azından biz bir tolkien eseri getirip imza attırıyorduk sonuçta. 7’ye doğru herkes benim olduğum yeri geçmişti zaten, bileti olan fanlarda diğer bir sinemada filmi izliyorlardı. fanlar için ayrılan gala yeri, haliyle ünlülerin olduğu kısımdan ayrı oluyor. ben de filmi izlemek için o alanda kaynaştığım ve facebook’dan “ekleştiğim” insanlara veda edip, filmi izleyecek olmamdan dolayı, öndeki iki dangalak da dahil kıskanç bakışları arasında ahırı terkettim ve biletim olduğu sinema salonunda yerimi aldım. film hakkındabu kısımda detaya girmeyeceğim, ama film hakkında genel bilgiler vermek istiyorum, okuyup okumamak size kalmış, ağır spoiler daha sonra gelecek. en çok merak edilen sorulara üstü kapalı yanıt vermeye çalışacağım. filmin süresi tam açıklandı mı bilmiyorum, benim gördüğüm kadarıyla 2 buçuk saat civarında idi. peter jackson herzaman ki gibi, aksiyonu bol tutup, anahtar sahneleri yine extended versiyonlara sakladığı çok belli oluyor. filmde legolas’a doyacaksınız diyebilirim. pj kitap fanlarının gönlünü biraz da olsa extended’larda almaya çalışıyor, yine aynı taktik devam ediyor. filmin ikinci yarısı tamamen savaş üzerine kurulu, sadece sonlarda olması gereken durağanlık ve yüzüklerin efendisi’ne doğru bağlantılar var ama o kısımlar nedense biraz kısa tutulmuş bu sefer. ama dediğim gibi, çok daha fazlasını yine extended’da göreceğimizi umuyorum. merak edilen dol guldur sahnelerini kısmen çok sevdim. uzun bir dol guldur sahnesi yok, ama beğeneni de beğenmeyeni de çok olacaktır diye tahmin ediyorum. ben beğendim, lakin kitabın büyük bir fanı olduğumdan, bilinen gandalf ile ilgili noktalardan pek haz etmiyorum. bu pek spoiler sayılmaz; peter jackson, gandalf’ı çok yerlerde süründürdü. ikinci filmde koskoca maiayı (silmarillion’u okuyanlar bilir) orklara madara ettirdiler. zaten nazgül üfürüğüne kadar da asasını kırmayan kalmamıştı yüzüklerin efendisi’nde. saruman’ı da elrond’u da, o kısacık dol guldur sahnelerinde yeterince aktif göreceğiz. galadriel kitaba nazaran daha üst seviyelerde bir görev üstleniyor o sahnelerde. savaş sahnelerine gelecek olursak, oldukça etkileyici ve demir tepeler’in cüceleri çok iyi yansıtılmış. dain demirayak tam bir cüce diyebilirim, demir tepeler’den onların gelişi çok iyi işlenmiş ve dain’in karakteri gerçekten de etkileyici, bineği de diğer cücelerden daha farklı. tipi ve konuşma aksağanı tam bir cüce. cüce aksağını nasıl diye soracak olursanız, world of warcraft oynayanlar cücelerin nasıl konuştuğunu iyi bilir, en kestirme oradan örnekleme yapabilirim. yani 13 cüce de arayıp bulamadığınızı dain demirayak’da bulacaksınız. savaşma stili de tam türk usülü, spoiler kısmında açıklayacağım onu da, okumayanlar filmi izlerken ne demek istediğimi anlayacaklar. kitaba göre baştan beri gelen değişiklikler var ama sonunda paralel bir doğrultuda hikaye nihayete eriyor, ama bazı şeyler çok üstün körü bahsedilip geçiliyor. demeden edemiyorum; “ah pj, bu kadar fazladan aksiyon yerine biraz da şu kitapdan görmek istediğimiz şeylere değinseydin ya” diye. iyi bir extended bekliyorum peter jackson’dan artık. beorn filmde görünüyor ama onu da extended versiyona sakladığı çok belli pj’in, legolas’dan kısıp beorn’a biraz daha ekleseymiş biz fanlar daha memnun kalabilirdik filmde. bilgisayar efektleri çok gözüme batmadı benim, bakalım siz izleyenler ne düşünecek. merak edilenlere detaylı bakış:spoıler alert!--- spoiler ---.........bu kısımdan sonrasında filmden detaylı bilgiler paylaşacağım, ona göre kendinizi hazırlayın ya da yazıyı terkedin.film direk kaldığı yerden başlıyor, smaug sisler arasında gölkent’e saldırırken gölkent’in efendisi altınlarını kayığa yükleyip, halkı geride bırakarak kaçmakla meşgul oluyor. bu kısımlar güzel olmuş, gölkent’in efendisi smaug’un ölüşünden sonra bir daha görmüyoruz, hakettiğini buluyor, ama onun yancısı alfrid ile ilgili epey komik sahnelere şahit olacağız filmde. ozan smaug’u karaokla biraz farklı bir şekilde öldürüyor, rüzgar zıpkınını kullanmıyor, oğlundan da yardım alıyor ama yine de etkileyici olmuş. lakin işte o aceleye gelmişlik hissiyatını, smaug sahnelerinde de hissediyoruz. ozan ile smaug’un diyalogları da mevcut, ama gölkent’in alevlere girişi bir anda geçiyor ağzımıza bir parmak bal çalıyor o kadar.dol guldur sahnelerine gelecek olursak, saruman’ın fragmanda gördüğünüz “sauron’u bana bırakın” olayı biraz farklı. fragmanda bizi resmen kandırmış pj. saruman ve elrond dokuzları dağıtıp geçiyorlar, ama galadriel o sırada gandalf’a şifa vermekle meşgul oluyor. dokuzlar yıkılmış olmasına rağmen sauron alevden oluşan kendisi ile birlikte dokuzları da tekrar yükselterek hepsinin karşısına dikiyor, işte o anda kendinden geçen karanlık bir galadriel görüyoruz. yüzüklerin efendisi’nde herkes frodo’nun galadriel’e yüzüğü sunduğu zamanı hatırlayacaktır. galadriel’in oradaki dönüşümü burada da tekrarlanıyor ve dokuzlar da dahil sauron’u dol guldur’dan sürüyor. bu karanlık galadriel’e geçişi yine kullanmış peter jackson. biz bunu yüzüğün etkileri üzerine güzel bir sunum olarak beğenmiştik zamanında, ama burada bu beğenimizi pj biraz çürütmüş ve onun bu evresinin tek yüzükle alakasını biraz koparmış gibi. o evreye geçişi galadriel’in baygınlık geçirmesi ile oluyor. karşımıza evil bir galadriel çıkıyor ki, sauron bile uzaklaşıp gidiyor, keza karanlığı karanlıkla yenmesi mümkün değil gibi geldi bana. galadriel bu konumda hem karanlığı hem de ışığı içinde aynı anda burunduran bir konuma sokulmuş. bu sahnenin ardından saruman diğerlerini orkların saldırına yönlendiriyor ve sauron’u bana bırakın diyor. yani siz onu şu anda düşünmeyin gibi. galadriel’e haddinden fazla vasıf yükleyip, gandalf’ı bu kadar süründüren peter jackson’a işte bu yüzden laflar hazırladım. görsellik açısından gerçekten çok iyi, ama biz fanları bir yerde uyuz ediyor. legolas’a olduğundan fazla rol verilmiş bu filmde. zaten kitaplarda yeri yoktu, ama kendisinin thranduil’in oğlu olmasından dolayı filmde görünmesine çok aldırış etmiyordum. ama filmde resmen karşımıza beorn’un yapması gerekenleri yaparken çıkıyor. bolg legolas tarafından haklanıyor, onun ötesinde beorn’un sahneleri çok kısa. 20 saniye kadar kendisini görüyoruz diyebilirim. azog gundabag ordusunun geri plandan ikinci safhada gelişlerini ayarlamışken, onlara karşı olarak da kartallar yetişiyor ve beorn’un kartallardan atlayışını ve havada ayıya dönüşünü izliyoruz. sonrası ork ordularını yarıp geçiyor. buraya kadar her şey güzel ama devamı yok. beorn’a ayrılan süre bu kadar. ork ordularının ilk gelişi de yerin altından oluyor, devasa toprak yiyen solucanlara şahit olacaksınız, yine yönetmen görselliği konuşturmuş burada. demir tepeler’in cüceleriyle ilgili detaylara inecek olursak, dağlardan düzenli bir ordu halinde inişleri çok güzel olmuş. elfler ve insanlar dağa saldıracakken tepelerden inerek takviye olarak kralın yardımına geliyorlar. thraduil ile dain’in konuşması yer yer güldürüyor. daha önce belirttiğim gibi dain tam bir cüce, kızıl ve ak karışık sakalları var, zırhının yanında elinde bir cüce balyozu taşıyor. diğerlerin aksine sevimli bir domuza biniyor kendisi. cüceler ve elfler birbirlerine dalacakken, orkların gelişine şahit oluyoruz. dain’in kafasında zırhı olan orklara bile sırayla kafa atışı görmeye değer doğrusu. bir ara sırf kafa ile rekor kıracak zannettim, ama tam bir cüce gibi dövüşüyor. thorin’in delirişini güzel yansıtmışlar. bilbo’nun gollum’a benzemesinin karşılığı olarak thorin’in de smaug’a benzeyişi var. aynı ses tonu ile smaug’un dediği gibi “buradan bir külçeyi bırak, tek bir altın almasına bile müsamaha göstermem.” deyişine şahit oluyoruz. delirmesini iyi yansıtmış pj ama o delilikten çıkışı da biraz kestirme olmuş. yine de onurlu thorin dönüyor ve kuzeni dain ile sırt sırta veriyorlar. fili, kili ve thorin’in kitapdaki gibi sonları oluyor. ölüm sıraları da aynen yazdığım gibi. thorin kitaptakine nazaran azog’u öldürüyor, ama azog’dan aldığı yara yüzünden bilbo’nun önünde duygusal bir şekilde ölüşünü izliyoruz. ve gandalf’ın bilbo’nun yanında o üzgünken bir pipo yakışı ve ebedi dostluğun işareti de burada veriliyor. bu arada bilbo’nun thorin’den aldığı mithril sahnesi filmde var, ama ölüm döşeğinde değil. tauriel’in kili ile olan aşkı filmde maalesef resmileşiyor. kili ölünce tauriel onu öpüyor. kili’nin tılsım taşı muhabbetleri yine dönüyor anlayacağınız. filmde legolas’ın annesi ile ilgili bile muhabbet dönerken bazı kısımları kesip biçmesi iyice ayar etti beni, pj’yin. hayır filmi çok beğendim ama bizim gibi kitabı çok seven kişiler biryerlerde illaha ki sövecektir, peter jackson’a.filmin sonuna gelecek olursak, dediğim gibi biraz kısa gibi geldi bağlantı noktaları. ya da heyecandan mı öyle hissettim bir solukta bitti gibi geldi. legolas babasına onla geri dönmeyeceğini söylüyor. bu arada thranduil’in o soğuk havasından çıkışını ve iyi yönlerinin emareleri de bu sahnelerde görülüyor. legolas’a arathorn’dan bahesiyor ve çok onurlu bir kişi olduğundan, onun bir oğlu olduğunu ve şu sıralar yabanda dolaştığından bahsediyor. legolas ismini soruyor, thranduil ise, ona yabanda yolgezer derler diyor, gerçek adını da sen bulmalısın diyor ve oğlunu aragorn’un yanına gönderiyor. bilbo’nun cücelere vedası duygusal oluyor biraz ve gandalf’la shire’a geliyorlar. gandalf’ın bilbo ile yüzük hakkında konuşmasına şahit oluyoruz. onun ardından onu öldü olarak düşünen torbaköylü bagginsler çoktan çıkın çıkmazı’nı darmadağın edip her şeyi satmakla meşgulken görünüyor. hatta gıcıklığına sen bilbo değilsin, inanmayız falan diyorlar. bunun ardından yaşlı bilbo’ya, çıkın çıkmazı içinde geçiş var ve bilbo tek yüzüğe bakarken kapı çaldığını duyuyoruz: bilbo bağırarak torbaköylü bagginsler yetti canıma içeri davetli olmayan giremez diye bağırıyor. kapıdan gelen ses ise gandalf’ın sesi. “ya eski bir dosta nedersin?” o sırada bilbo kapıya koşarken, yalnız dağ’ın yüzüklerin efendisi’ndeki o meşhur haritasına kamera odaklanırken jenerik giriyor ve billy boyd’un şarkısı ile veda ediyoruz. bu şekilde yüzüklerin efendisi’ne bağlantı kurulmuş, ama bence extended’a çok daha fazla şey saklanmış. filmi çok beğendim ama yine de küfretmedim de değil. o da kitabın fanı olmamdan dolayı. maalesef frodo’yu tekrar göremiyoruz ya da sürpriz bir karakteri. ah be, pj!.................--- spoiler ---edit: spoiler'a az boşluk koydum ki bi alttaki yorum okunurken üstten sonu görünmesin deyüüüü...
(psikolata - 3 Aralık 2014 18:10)
bir hırsızın son filmi. 17 aralık'ta gösterime girecek olması manidar.
(celalabi - 8 Aralık 2014 18:22)
hala spoiler ibaresi kullanmayarak orospu çocuğu olduğunu ibraz eden ibneleri görüyorum :) neyse ki, orta dünya'yı cumhuriyet tarihimiz kadar iyi biliyorum.
(lynyrd skynyrd - 10 Aralık 2014 22:34)
--- spoiler ---1. martin freeman bence önceki hayatında hobbitmiş. bir insan ancak bu kadar hobbit olabilir. ben bu kadar hobbit olsam gider çıkın çıkmazı'ndan kendime bi' ev kiralar orada yaşardım. adam yine gidip başka dizilerde filmlerde falan oynuyor. 2. legolas'ın olmamışlığından daha önce bahsetmiştim ama bu sefer beorn'un rolü legolas'a yazılmış. ikinci filmde sahnesini az bulduğumuz beorn'u bu filmde 1,5 saniye falan gördük. dalga mı geçiyonuz, adam mı seçiyonuz.3. the hobbit*'in açılış sahnesinde nasıl frodo'yu gördüğüme sevindimse, bu filmin de gandalf'ın artık yaşlanmış bilbo'yu ziyaret etmesiyle bitmesine öyle sevindim.4. lee pace gerçekten thranduil rolüne çok yakışıyor. (ne güzel adam diyor kız içinden, hem yakışıklı hem karizmatik yani.)5. thorin, kili ve fili için nasıl cenaze töreni düzenlenmez. tamam fıstıklı helva yapıp dağıtın demiyoruz da insan bi' bi'şey yapar. adam cüce müce ama dağaltı kralı sonuçta.6. tauriel olmamış arkadaş. en çok da kili'yle aşkı olmamış. bu kadar zorlama bi' karakter, bu kadar zorlama bi' aşk daha yoktur herhalde seride. götünden element uydurmak diye bi'şey varsa tauriel tahta.7. bekir bozdağ'ı troll rolünde görmek beni çok şaşırttı. konuk oyuncuydu ama iyi para vermişler herhalde.8. ak divan'ın gandalf'ı kurtarışı, dokuzlar'ı dağıtması, anlayamazsınız.9. thranduil ve legolas'ın aragorn'dan bahsetmesi gıybet sayılmıyorsa çok güzeldi. uzun bacak unvanını uzun adam diye çeviren arkadaşa günün anlam ve önemine binaen benden arkentaşı.*--- spoiler ---eleştir eleştir bitmiyor, daha yarısını eleştirdim. to be continued.edit: devam edemedi.
(fazlaejderhasiolanvarmi - 17 Aralık 2014 20:30)
lan orta dünya seven insan nasıl kalkıp da izlemeyin diyebiliyor aklım almıyor amına koyayım. bana gondor'lu bi' askerin günlük hayatını anlatsın yine izlerim. illa sivrilik yapacaksınız.lan iyi veya kötü, orta dünyayı görüyorsun işte tekrar. otur izle amına koyayım. yok pj yok silmarillion. bi bitmediniz hıamına.trollemeye çalışan veletleri görmek üzüyor yalnız.
(i am cookie monsters nipple - 17 Aralık 2014 22:35)
fazla yazmaya gerek yok bombok bir film diyordum yazmaya karar verdim.--- spoiler ---en uyuz olduğum konu dol guldur oldu. pj beyefendi üç sene önce üçlemede dol guldur'a yer vereceğiz dedi. doğal olarak aklımıza rivendell'in atlıları, lorien'in okçuları, galadriel'in semazen gibi dönerek ork tokatlaması geldi. middle earth 2'nin sonunda oynadığımız şeyi imax olarak izleyecez lan diye çıldırdık. peki filmde ne oldu? ışid'in elinden konsolosluk çalışanı kurtarır gibi operasyon yapıp gandalf'ı kurtardılar. ne bir ak divan gördük ne bir elf ordusu. sauron'u görebildiğime şükrediyorum.ikinci konu gereksiz eklemeler. başından beri söyledim, yine söylüyorum hobbit yapısı itibariyle olduğu gibi senaryoya çevrilecek türden bir kitap değil. filmi çekmek için kesinlikle boşlukların doldurulması gerekiyordu. ama peter jackson ne yaptı? ikinci filmde cüceyle elf'i aşık etti, orkları kuytuorman'ın içine soktu. götünden periyodik cetvel uydurdu. bu filmde cüce-elf aşkının üstüne bi de klişe sahneler çakmış. yasak aşk konusu lotr filmleri içinde kaliteliydi. kitapta olmayan aşk olgusunu olmayan bir karakterle zorlamak filmi baditleştirdi bir. macera filmi havasını bozdu.değiştirilmiş uygunsuz konulardan bir diğeri thorin, kili ve fili'nin ölümüydü. kitaptaki gibi savaş meydanının ortasında, cücelerle birlikte ölmek varken klişe sahnelerle bitirmeye ne gerek vardı?beş ordular savaşı zayıf kalmış. koskoca savaş boyunca etkileyici iki sahne vardı. biri elflerin cücelerin üzerinden atlaması, ikincisi thorin'in gelişiyle cücelerin saldırıya geçmesi. ama onlar da araya alfrid'in girişiyle bombok oldu. amına koyim komedi filmi mi bu? alfrid nedir lan? filmdeki en gereksiz karakteri bu kadar çok göstermenin ne gereği vardı? ne elf ordusuna doyabildim ne de cüce ordusuna. savaş boyunca amına kodumun tek kaşlısı araya girip durdu. beorn'u yeterince göremedik. ortada warg ordusu yoktu. bard'ın çocuklarla olan ilişkisiyse gereksizdi.filme dair en beğendiğim şey cüceler oldu. orklar gelir gelmez semt çocuğu gibi kavgaya karıştılar amk.tolkien denilen adam edebiyat konusunda çığır açtı. böyle klişelerle dolu basit bir film çekmek mirasına saygısızlıktır. orta dünyanın ambiansını kusursuz yansıtmak yetmiyor pj efendi.--- spoiler ---
(darth nihilus - 18 Aralık 2014 14:10)
recep tayyip erdoğan'a selam çakmıştır.--- spoiler ---kuzeye(rize) git legolas. orada halk arasında uzunadam(strider) diye tanınan biri var ve onu bul. ileride büyük bir lider olabilir.--- spoiler ---
(notorious8 - 19 Aralık 2014 22:30)
hobbit - beş ordunun savaşı extended edition'da göreceklerimiz*savaşın ardından verilen kayıplara dair cenaze sahnesi.*eğer smaug ölmeseydi ve savaştan galip ayrılsaydı sauron ile kuracağı ittifaka dair görüntüler. (yüzük kardeşliği'nde olduğu gibi palantir'de ki yenilgi görüntüleri.)*warg (kurt binicileri) ne özgü eğitim sahneleri.*legolas'ın annesi ve legolas'ın geçmişi ile ilgili bir sahne.*sauron ve planlarını baz alan ayrıntılar.*beorn'un yer aldığı savaş sahneleri.*baraddur'un kuruluşunu ele alan sahne.*radagast'ın gandalf'a asasını teslim ettiği sahne.*kartal kralı ve kartallara yönelik uzatılmış sahneler.*legolas ile tauriel'in iletişim halinde olduğu gundabag dağında geçen konuşmalar.*cücelerin zaferine yönelik daha çok savaş sahnesi.*viggo mortensen'in kabulü sonucu şekillenen, aragorn'un yer aldığı ufak bir sahne.*dev köstebekler.(alın teri değil copy paste)
(zweiness - 21 Aralık 2014 00:00)
--- spoiler ---yine orkların hakkını yediler. götü sıkışan kartal çağırıyor savaşa.--- spoiler ---
(agunsfan - 21 Aralık 2014 00:47)
bir de o taraftan bakalım.--- spoiler ---hep orklar kötü zaten, hep orklar yenilsin. hep orklara karşı birleşilsin. adamlar 2. orduyla silindir gibi ezip geçecek, 3-5 kartal gelip koca orduyu dağıtacak. cüceler de elfler de üç beş altın için savaşırken iyi; gariban ezik orklar bunlara dalınca kötü. yok öyle bi dünya. hele o emekçi troller. cehpede en önde onlar, en ağır yükü onlar taşısın, duvarları yıksınlar sonrada ilk okları onlar yesin, ölsün. aga emekçi her yerde eziliyor orta dünyada bile.--- spoiler ---
(cesve - 21 Aralık 2014 21:33)
iyidi, daha da iyidi; fakat çok daha iyi olabilirdi. eksik ve kusurlu olan birçok sahne vardı. işbu sahnelerin, daha önce de ifade edildiği gibi, extended versiyonunda tamamlanacağı belirtilmiş; lakin bu denli sonucu belli olmayan sahneler, birçok soru işareti bırakıyor. öte yandan filmin extended versiyonunda bu sahnelere tahminen en fazla bir veya iki dakika eklenir, diye düşünüyorum. - spoiler -filmde beğendiğim birçok sahne vardı. şüphesiz ki, bunlardan biri dol-guldur'da geçen mücadeleydi. saruman the white ve lord elrond'u savaşırken izlemek, lotr'den beridir tahayyül ettiğim bir andı. bilhassa saruman'ı bu denli bir aksiyon içerisinde görmek beni çok mutlu etti. gerçekten olağanüstü bir performans ve dövüş koreografisiydi. böylece fragmanda geçen "leave sauron to me" repliğinin nasıl tekamül ettiğini de öğrenmiş oldum. hayranlıkla izlediğim bir diğer sahne ise, cüce ve elf ordularından tekevvün eden birliğin, orc'lara karşı ortak hareket etmesiydi. kısa bir an olsa da aklımda yer edinen bir diğer harika sahneydi.demir tepeler'in lordu dain ironfoot'un, son derece güçlü ordusuyla birlikte sahne aldığı an, kitabı okurken tahayyül ettiğim gibi değildi. nükteli sözleri, böylesine muktedir bir kralı itidal sahibi biri yapmayacaktı. buna rağmen kızıl renkli mohawk saç stili ve sakalları ile, görkemli ve ihtişamlı bir görünüme sahipti. orta dünya'da cüce durin'in soyundan gelen bu denli korkusuz ve cesur bir savaşçı cüceyi, kısa süren sekanslarla uyarlamak filmin kusurlarından biridir. dain ii'nin, "ironfoot" lakabını aldığı demir botlar, ağır ve kalın savaş zırhları ve cücelerin zanaatiyle yapılan o silahı, hepsi benim açımdan çok önemliydi. gel gör ki, çok büyük hayal kırıklığı oldu. tüm bunlara rağmen savaş meydanında ordusundan önce en önde saf bağlayıp orc'lara karşı korkusuz bir şekilde savaşması doğru uyarlamardan biriydi. the hobbit an unexpected journey ile birlikte azog the defiler'ın peşinde olduğu kişi thorin oakenshield idi. dolayısıyla film, bu iki karakterin birbirleriyle olan mücadelesi ve düşmanlıkları ile ilerledi; fakat azog'un ölümü, dain ironfoot'un ellerinde; kellesi ise demir botlarının altında olmalıydı. bunu en baştan beri beklemiyordum ama böyle olsaydı daha destansı bir mücadele izleyebilirdim. halkının her bir üyesi, dizlerine kadar inen zırhlarla bütünleşmiş; keza kendilerinin zanaatleriyle yapılan esnek metal örgüden mukavim pantolonlar, iki elle taşınabilen ağır savaş baltaları ve bunları kullanan dain'in beş yüz kişilik ordusu, oldukça sathi bir şekilde ele alınmış. çok saçma gelebilir; ama ben orta dünya'nın ve özellikle cücelerin bu yönlerini seven biriyim. öte yandan khuzdul'un fazla konuşulmadığını da gördüm.filmde eksik bulduğum bir diğer noktaysa beorn'du. keza dain ii'de olduğu gibi beorn'un da filmdeki yeri, kitaptakinden çok farklıydı. savaş meydanlarında hiçbir zırh ve silah kullanmadan savaşabilen ve orta dünya'da sayılı kültürlerden birine mensup olan böylesine bir berserker savaşçıyı sadece 4-5 saniyeliğine görebildim. thorondor'un soyunu taşıyan gwaihir the windlord ve diğer kartallar yardıma gelmesine rağmen düşmanın sayısı oldukça fazlaydı. savaşın kazanılmasında beorn'un marifetleri önemli bir yere sahiptir. demem o ki, beorn beş ordular savaşı'nın seyrini değiştiren önemli bir karakterdir. savaş esnasında daha önce algılanmamış bir forma ve büyüklüğe erişerek gökgürültüsü gibi hızlı ve şiddetli bir şekilde savaş alanına dalarak warg'ları ve orc'ları saman topu gibi yolundan fırlatmıştı. extended versiyonda mutlaka yer edinecektir; ama en fazla ne kadar olabilir?thorin meşekalkan'ın, kuzeni ve kadim dostu dain ironfoot'a, smaug'un sol göğsündeki oyuğu bard'a ve smaug the magnificent'ın öldüğünü haber vermesi gereken carc oğlu roac'ı dahi göremedim. bir tane üstünkörü bir karga ya da kuzgunu erebor'dan uçarken gösterdiler. sanırım o'ydu. ama kim olduğuna dair hiç bahsedilmedi.peki ya gandalf the grey! büyücülerin büyücüsü, bir zamanların cumhurbaşkanı adayım, abd'de 60'lı yılların öğrenci hareketlerinin odak unsuru olan böylesine muktedir bir karakter, neden cüceleri ve elfleri birbirlerine karşı savaşmaması için ikna etmeye çalışıp dil döker? bunun yerine neden bulutları bir araya toplayıp asasındaki güçle bu bulutları patlatmaz, fırtınalar yaratmaz? neden ellerini havaya kaldırarak gökgürültüsünü andıran o sesiyle ihtarda bulunmaz? neden asasından şimşeği andıran bir ışıkla kara lisan'da sözler sarf etmez? neden ha! neden!bunun dışında en iyi uyarlamalardan birisi thorin meşekalkan'dı. gerçekten de kitaptaki gibi mağrur ve katı birisiydi. kendisine layık cenaze törenini extended versiyonda görmeyi umuyorum. dain ironfoot, thorin oakenshield'ın müteveffa bedenini, the arkenstone ile birlikte defnedecektir.filmdeki savaşlar, özellikle dale'de vuku bulan savaş sahneleri oldukça zayıf ve başarısızdı. kanımca hiç özen gösterilmemiş, bu sahnelere. dövüş sahnelerinin belirli bir koreografide bestelenmesi gerekirken; saç saça, baş başa şeklinde olan kavgalar, filmin seyir zevkini bozmaktadır. return of the king'de birliğini savaşa hazırlayan theoden'in yaptığı konuşmanın bir benzerini veya iki kule'deki miğferdibi savaşındaki koreografiyi göremedim. bundan ötürü azog the defiler - thorin meşekalkan ile bolg - leoglas arasındaki bire bir savaş sahnelerinin, asıl savaş alanlarının dışında gerçeklemesi kanımca yanlış bir tercih olmuştur. ayrıca nerede davullar çalıp marşlar söyleyerek cenk alanına giden orklar? nerede ha! nerede!the hobbit serisini, lotr serisi ile mukayese etmek istemem; fakat elimde olmadan iki yapımı da kafamda canlandırdığımda lotr'deki özeni görmek isterdim. azog ve bolg dışında diğer orkların yüzünü neredeyse hatırlamıyorum. keza cücelerin de öyle. lotr'deki gibi yakın çekim göremedim. şayet böyle olsaydı; savaş sahnelerinde birçok makro çekim görebilirdim. ne yazık ki, peter jackson önceki serilerde de olduğu gibi, bu yapımda da sınırlarının ötesini geçememiş.gundabad sahnesi de beni etkileyen sahnelerden biriydi. tıpkı mordor gibi kasvetli ve mistik bir atmosfere sahipti. "alfrid" karakteri hakkında bir şey söylemek istemiyorum. zira kendisine ayrılan haddinden fazla süre, yeteri kadar canımı sıktı.öte yandan orta dünya' ile ilgili son yapım olmasına rağmen - gene lotr'deki gibi - izleyiciye farklı perspektiflerden ve mekan kullanımlarından yansıtılarak sunulan atmosferler, coğrafyalar göremedim. nerede o uçsuz bucaksız vadiler, tepeler, muhkem dağlar... bu da filmin çoğunun stüdyoda çekildiğini kanıtlar nitelikte. yazık, çok yazık gerçekten.benedict cumberbatch'in smaug ve annatar sauron'u birlikte seslendirmesine en başından beri anlam veremedim. yalnızca smaug'u seslendirebilirdi; ama sauron'u, lotr'de olduğu gibi neden alan howard'ın seslendirmediğini hala anlamıyorum. gelmiş geçmiş en muhteşem performanslardan biriydi bence. hastasıyız.bilbo bagins'in taşlarla gundabad orklarını etkisiz hale getirmesi, etraf goblin ve orc doluyken sting'in parıldamaması gibi sahneleri kusurlu buldum.tüm bunlara rağmen bir orta dünya ve j.r.r. tolkien hayranı olarak filmi, büyük bir heyecan ve keyifle izledim. sevgimiz, sempatimiz çok büyük kendisine.- spoiler -
(lynyrd skynyrd - 22 Aralık 2014 00:00)
gittik gördük üzüldük. sadece bunu diyebiliyorum... baştan sonra spoiler içerir şimdiden söyleyeyim....--- spoiler ---hayatımda fanatiklik derecesinde sevdiğim tek şey olan lotr ve orta dünya’nın peter jackson adındaki .... tarafından kirletilmesinden başka bir şey değil bu film... gerçekten bundan kötüsü zor yapılırdı diye düşünüyorum. bugüne kadar lotr'nin de, ilk iki hobbit filminin de hep olumlu yanlarını görmeye çalıştım. aşağıda bkz verdiğim ikinci filmle alakalı entry'imde de görebilirsiniz. kötü yanlarını hep elden geldiğince unutmaya çalıştım. ancak bu kez öyle bir tüy dikilmiş ki beş filmdir biriken öfkem de patladı amk!şimdi hemen “aman kitabı seven artist geldi ötüyor” demeyin. evet bugüne kadar da peter jackson’ın orta dünya uyarlamalarına,lotr üçlemesi ve hobbit’in iki filmi, kitaplara aşık bir insan olarak eleştirilerim vardır. ancak o filmler, kitabın ruhunu iyi bir şekilde aktarmaktan uzak olsalar da kendi içlerinde sinemasal anlamda başarılı yönleri ve görkemli tarafları olan filmlerdi. ne olursa olsun hobbit serisinin ilk filmi de nispeten bu duyguya yakındı benim için. en azından harika atmosfer ve orta dünya’nın görsel anlamda çok başarılı aktarılması sayesinde lotr de hobbit’in ilk filmi de bir çıtanın üstündeydiler bence. bariz bir şekilde iki filmde anlatılması gereken hikayenin üçe bölünmesi sonucu ikinci filmde net bir biçimde sünmeler ve anlamsızlıklar başlamıştı aslında. ancak yine de atmosfer, sevdiğimiz karakterler, bir erebor, bir lake town, bir orman krallığı vs ile bir şekilde gözümüzü manasızlıklara yummamızı sağlayarak keyifle izletmişti kendini.ancak bu filmde gerçekten sıçıp sıvanmış... zira bu kez o görsellik dışında elle tutulur hiçbir yanı yok filmin. bu kitabı okuyan için de bence okumayan için de geçerli. kitabı hiç bilmediğimi varsayıyorum; kabaca 9 saat izlediğim öykünün gelişme bölümünden sonuca nasıl bağlandığını göremedim. filmler boyunca hazırlandığımız büyük çatışma ve savaş ne oldu, nasıl oldu, hikayenin sonunun evren ve 9 saattir izlediğimiz, sevdiğimiz, tanıdığımız karakterler üzerinde ne gibi bir etkisi oldu görmedik. kısacası eğlenceli güzel görseller/sekanslar ve başarılı atmosfer de artık yeterli olmadığı için oradan da destek gelmedi. bu arada dediğim gibi entel dombili falan değilim bak çok açık söylüyorum. aksiyon filmlerini de çok severim.. örneğin şunu da bilecek kadar izan sahibiyim. misal kitabı okuyan return of the king’i keyifle izler, orta dünya’yı görmekten mutlu olur. ancak bir noktada sevmez zira çok daha iyisinin olabileceğini bilir. okumayan ise beğenir. çünkü epik ve iyi kotarılmış farklı bir evrende geçen heyecanlı ve görkemli bir maceradır. birbirinin aynı tırt hollywood filmlerinden çok daha iyidir. bu kadar nettir, açıktır. ticari başarı bekleyen bir hollywood yapımının edebi derinliğe hak ettiği kadar girememesini de anlayabilirim bu yüzden. return of the king’i ben sevmem sevene de saygı duyarım kısaca. ki arada dönüp bakarım ben de. çünkü çok sevdiğim bir dünyanın iyi kötü ete kemiğe bürünmüş halini görmekten haz duyarım. witchking’i görürüm, rohirrim’in gelişinde duygulanırım, theoden kralın ölümünde gözlerim dolar. ve o filmler, yani lotr serisi özellikle yüzük kardeşliğinde şu duyguyu verir izleyiciye “bu filme kaynaklık eden öykü belli ki bu filmden çok daha derin ve sağlam bir öykü. ve bu film öyle ya da böyle o hikayenin önünde saygıyla eğiliyor.” hollywood’dan bu kadarına razı olmak gerektiğini düşünecek kadar da realist bakıyorum konuya. gereksiz fanboy hezeyanlarım yok özetle...ancak ben şu filmi izlesem gerçekten orta dünyadan tiksinirim arkadaş. en çok bundan nefret ettim. kötü reklam gibi ya. çok kötü anlatılmış hatta anlatılmamış bir öykü... aptalca, kalitesiz aksiyona boğulmuş.. ki başarılı da değil aksiyon sahneleri. buram buram cgi kokan rezillikleri geçtim;bu filmin aksiyondan anladığı;-thranduil bindiği geyiği ile orkları yarar geçer,-dain bindiği domuzuyla orkları yarar geçer,-radagast bindiği kartalıyla orkları, tavşanlı kızağıyla kötülüğü yarar geçer,-fili, kili, thorin, dwalin bindikleri keçileri ile orkları yarar geçer,-lotr’de de olduğu gibi süperkahraman hz. legolas saçmasapan hareketler yapar.aksiyon mu zoofili bir süvarinin birbirinin aynı sayıklamaları mı belli değil...mesela filme adını veren beş ordular savaşı bu filmde yok, peşinen söyleyeyim.. beş ordular savaşı denilen olay birbirleriyle savaşmak üzere olan cüce vs elf-insan ordularına, müttefik ork ve warg ordularının saldırması sonucu; ilk üçünün ork ve warglara karşı savaşmasıdır. kötüye giden savaşta, insan-elf-cücelere bir grup kartal ve beorn desteğe gelir. ulan beşinci ordu yok lan filmde... haydi lotr külliyatını bir kenara bırakıyorum.. bu filmin adı neden beş ordular muharebesi, filme adını veren fakat filmde en önemli kısımlarını görmediğimiz savaşa neden beş ordular muharebesi adı verilmiş? şöyle bir film düşünün adını verdiği savaşı anlatmıyor. efsane bir durum da yok kitapta bak söyleyeyim. tüm kahramanlıklara rağmen kötüye giden bir savaşta thorin ve 12 cücenin gaz hücumu, kartalların ve beorn’un desteği ve yükselen moralle iyilerin düşmanı yenişi anlatılıyor. kabaca budur yani. çok klasik, hoş, epik hikaye. öyle anlatılamayacak aşırı derinlikli ve ana akım sinemaya aykırı bir şey değil. filmde ne oluyor diye bakarsak savaş kötüye gidiyor, sonra thorin ve arkadaşları katılıyorlar. birkaçı keçilerle orkların liderini öldürmeye gidiyor. kesinlikle hiçbir fikrimiz yok sonradan olanlar hakkında. arada bir dale’e kesiyoruz. koşuşturan insanlar ve orklar görüyoruz. değişik değişik trol tipleri var arada. alfrid var-aşağıda değineceğim-, nene hatun var bir tane, cüceler bir şeyler yapacak gibiler ama onlara vakit ayıramıyoruz zira pj’in anlatması gereken legolas-tauriel-kili aşkı var. sonra bir şeyler oluyor. bilbo’yla balin vedalaşıyor. herkes nereye gitti bilmiyoruz. ancak pj kendi filmlerinin devamlılığını korumak adına sanırım, thranduil’in legolas’a “git aragorn’u bul. arkadaş ol. zira yönetmen sana elrond’un divanında aragorn’la sahne yazmıştı. legolas aragorn'u nereden tanıyor diye bütün izleyiciler o kadar takıldılar ki sorma gitsin” dediği sahneyi unutmamış. büyük dahi ya...filmin adı ve kitabın da, bilindiği üzere; the hobbit... kendi halinde, sakin bir hobbitin, 13 cüce ve bir büyücüye katılıp, cücelerin bir ejderha tarafından istila edilmiş yurtlarını ve hazinelerini kurtarma mücadelesine yardım etmesidir kabaca konusu da. ve merkezinde duran karakter, hikayeyi gözünden takip ettiğimiz karakter yani hikayenin tartışmasız başrolü hobbit’tir bilbo'dur. hani adı yazıyor ya. afişte var falan. oynayan oyuncu, ki bence yine de oldukça iyi bir performans sergileyen, sevdiğimiz insan martin freeman. credits’te adı başta yazıyor. ama filmde de keşke biraz daha olsaydı diyor insan. keşke biraz da etkisi olsaydı hikayeye. keşke hikayeye etkisinin olduğu kısımlara biraz zaman ayrılsaydı en azından. ne bileyim hani tabii alfrid gibi önemli bir karaktere bile yeterli zaman ayrılamadı ama... insan işte arıyor ya biraz öyküye etkisini... orklar orta dünyanın karanlık güçlerini temsil ederler. her zaman morgoth, sauron, witchking vs gibi kötülük odaklarının, paralellerin ordularının ana kalabalığını oluştururlar. fazla zeki oldukları söylenemese de iyi savaşçılardır. ancak özellikle bu filmde repliği olan her karakter için orklar jöleden yapılmış beyinsiz tipler. aralarından geçen herhangi bir replikli karaktere mızrak ya da kılıç uzatacak beceriye dahi sahip değiller. sadece koşarak kılıç, balta, mızrak, boynuz, keçi, domuz, at, kartal, bıçak darbeleri yiyerek ölme vasıfları var. azog ve bolg hariç. onlar ise allah gibiler maşallah. ha bir de dol guldur’daki ork var. orta dünyayı kitaplardan bilenler için kutsal diyardan gönderilmiş, üstün bir ruh ve ve büyük bir güç sahibi bir maia olan ve hatta elflerin üç yüzüğünden birini takan; filmlerden bilenler içinse arada peter jackson saçmalamaları dışında kötülüğe karşı tüm diyarları örgütleyen eski dünyanın en büyük şeytanlarından bir balrog’u yenmeyi başarmış, tüm kral ve hükümdarların sevmeseler bile her zaman çekindikleri karizmanın allahı bir kişi olan gandalf’ı alıp yere çalıp küfreden orku kastediyorum. lotr ve hobbit’te hiçbir zaman başrolde olmasa da her zaman için öykünün adeta ruhu olan gandalf’ı sevmeyi ve anlamayı başaramamış bir yönetmene ne denir ki. o ork neden gandalf’ı yere atıyor ya! cidden soruyorum nickime kaynaklık eden sevilen kötü witchking’e gereksiz ve manasızca madara ettirmek yetmedi de, bir de sıradan ork mu ezsin istedin a yönetmen kılıklı ibiş!alfrid’e çok sövülmüş ama az bile sövülmüş. yani gerizekalı ilkokul 2 seviyesindeki esprileri falan da geçtim. kitapta vardı yoktuya da girmiyorum ya. koydun tamam alfrid’i... birlikte bakalım ikinci filmden itibaren. alfrid insanları umursamayan, cebini doldurmaya bakan, korkak ama hırslı ve bencil laketown efendisinin sağ kolu. o kadar iğrenç bir insan ki efendiden bile daha pis biri olarak tanıtılıyor. hatta altınlarla kaçarlarken insanları ölüme terk etmede efendiden bile daha istekli. kaçanları suya falan itiyor öylesine pis. neyse, efendi bunu satıyor. bir şekilde kurtulanlarla kalmak zorunda kalıyor. sonra insanlar haklı olarak nefretlerini kusuyorlar, asmak istiyorlar. bard kahramanımız olarak engel oluyor. haydi buraya kadar da tamam. kahramandır, “yeterince kan aktı” diyor, güzel , ok. peki oğlum gerizekalı mı bu bard da ondan sonra en önemli görevleri bu siktiğimin alfrid’ine veriyor. “alfrid gece nöbetini sen tut. canımızı, güvenliğimizi sana emanet ediyorum.” , “alfrid kadınları ve çocukları sığınağa götür. ha biliyorum ölmelerine neredeyse sevinecek kadar iğrenç bir insansın ama olsun sen yap.” , “alfrid sordum ettim buraların en güvenilmez adamı senmişsin. o yüzden bilbo’yla sen ilgilen.” , “alfrid teyzeleri ve amcaları itip kakmaya, küçük çocuklara kötü davranmaya ara verince bana gelsene. sana yine kritik görevler vereceğim.” , “alfrid kadın kıyafeti giyip göğüslerine altın sıkıştırarak, tombul memeli bir kadına mı benzedin? of be abi gülmekten ölüyorum ben de sana bir espriyle cevap vereyim. donun gözüküyor... muhahahahahahaha!!!!111!!111!!”... haydi tüm bunlar da bir yana, bu kadar dakika ayırdığın, dain ironfoot’tan fazla gördüğümüz, bard’la gandalf’la falan neredeyse yakın sürelere sahip alfrid karakteri ve muhteşem hikayesinin sonu nasıl bitiyor? öyle gidiyor işte. bard’a, “ben çokkötüiğrençbirorospuçocuğuyum” mealinde birkaç laf edip gidiyor. ama çok komik arkadaşlar yah! kadın kılığında. gül gül öldüm ya... yönetmenin hakkı olur bu kadar. büyük dahi, çağımızın çılgın kreatifi peter jackson’a bu yarattığı efsane karakter için christopher tolkien kendisi ve jrr adına ne kadar teşekkür etse azdır. hep hissetmiştim zaten okurken kitaptaki eksikliğini.lotr’de yine makul sayıda bıraktığı ve fakat hobbit serisinde her filme artık koya koya neyin peşinde olduğunu anlamadığımız cheesy repliklerden de ayrı bir film olur. “bu orklar tek bir sebep için hazırlanmış...” –dramatik müzik + yakın plan – “savaşmak için”... bir sahne sonra... “bu yarasalar tek bir sebep için yetiştirilmiş.” – dramatik müzik+yakın plan – “savaş.”.. yemin et amk... valla mı.. ben orkları inşaat işi için öyle zırhla giydirip ellerine silah verdiler sanmıştım. o yarasalar da radagast’ın tavşanları gibi ulaşım amacıyla yetiştirilmiştir diye düşünmüştüm. gerçi legolas o yarasaya da bindi. o da ayrı konu.toprak yiyenler... toprağı yiyorlar... neden? orklara kısa yol lazım.. yerin üstünden gitmek daha kısa değil mi? evet... peki o halde böyle bir yaratığa ihtiyaç var mı? yok. böyle etkili yaratıkları yandaş inşaat şirketi gibi kontrol edebilen orklar neden bunları düşmanın üzerine sürmüyorlar? bilmiyorum. kısaca neden varlar? belirsiz. ne diyeceğimi bilemedim... evet kitapta isimleri geçiyordu ancak alıp başrole koymanın gereği var mıydı? ne bileyim ben... o kadar fazla saçmalık var ki... bence alfrid onların üstüne binseydi, tam düşerken düşmeseydi ama sonra da kıçının üstüne düşseydi sonra. eteği başına geçseydi... sonra sonra da radagast gelip şaşı bakıp, kunduzlarla dövseydi onları... sonra sonra işte kartallar gelseydi ağızlarına sıçsalardı*. sonra bir de legolas ağızlarının içinden kayıp midelerine ok atıp götlerinden çıksaydı bir de cücelerden biri espri yapsaydı sonra, olurdu belki..peki neler yok filmde? amaan önemsiz şeyler işte. savaşı görmüyoruz. sonunu öğrenmiyoruz. üç filmdir izlediğimiz thorin’in cenazesini, ölümünün evren üzerindeki etkilerini görmüyoruz. hikayenin çatısını kurduğumuz cücelerin yurtlarına yerleşip yerleşmediklerini anlamıyoruz. birbirleriyle savaşmak üzere olan elf, insan ve cücelerinin sonlarının neye bağlandığını bilmiyoruz. bard ve dale insanları ne oldu bilmiyoruz. thorin’le azog, bolg’la önce kili ,sonra tauriel sonra legolas takribi bir yarım saat dövüşüyorlar. aşağıda milletin götünde ayı bağırıyor, kuzey diyarının kaderinin belirleneceği savaş dönüyor –peter da böyle diyor- orayı görmüyoruz. savaş nasıl kazanılıyor bilmiyoruz. elf kral ne oldu, bilmem oğluyla konuşuyordu bir köşede... ayrıca haydi orkların ülkelerinden getirdikleri efsane büyüklükteki kuvvetleri kartal, komik büyücü ve ayı adam yeniyorlar. bu arada kitabı okumayan için hakikaten bu kadar. ayı adam ya. kimdir, nedir, amacı nedir, karakter olarak varlığının anlamı nedir belirsiz... aşağıda neler oldu. cüceler ve elfler ne etti? dale insanlarına ne oldu? arkentaşı ulan arkentaşı... neredeyse kitaptan bile daha merkezde işlenen arkentaşı'na ne olduğu belli değil ya. üç filmdir arkentaşı da arkentaşı... ne oldu? koy götüne rahvan gitsin. efsane bir aşk var orada ya. kili ile tauriel. “al bu acıyı içimden ey kral!!! neden bu kadar acıyor ey kral” “gerçek olduğundan ya dişi elf” 80’lerin türkücü filmlerinde daha iyilerini bulabileceğimiz efsane repliklerle renkli bir aşk hikayesi. ufff ya... deli sigmiş gibi, tolkien'in mezarına tükürür gibi tauriel-kili aşkı yaptın. sonunda tauriel "acım çok büyük." dedi. böyle bitti. bu yaratıcı ve müthiş aşka layık bir son oldu hakikaten. dain ne oldu? kral oldu mu? elfler ve cüceler ve insanlar barıştı mı? girion'un varisi bard kral oldu mu? hani bir ejderha vardı ya ikinci filme adını veren. hani bayağı önemliydi ya... hah onu öldüren adam ya bard. unuttun tabii alfrid falan derken. biz de gül gül öldük ama dediğim gibi ejderha katili ağır abi bard'la, grima solucandil'i karikatür hale getirerek uydurduğun bu alfrid'in sahnelerini izlerken.son sözüm kitapları okumayıp peter jackson uyarlamalarını izleyip, özellikle de bu leşliği izledikten sonra kitapların okunmaya değmeyeceğini düşünenlere. haklısınız... ben olsam ben de okumazdım. ancak şöyle düşünün bu kadar insan da bir sebepten sevmiyor peter jackson’ı ve bir sebepten bu kadar seviyor bu kitapları... bir şans verin derim. orta dünya peter jackson’ın gösterdiği gibi zor duruma düşen iyilerin mucizevi şekilde kartallar veya hayaletler tarafından koşulsuzca kurtarıldığı, bu büyük güçleri sebepsiz yere son ana kadar kullanmadıkları bir yerden daha öte. zira peter jackson saçmalamaları yüzünden “e baştan neden kartala binip gitmediler?” , “madem bu kadar güçlüler her savaşa baştan neden kartalları çağırmıyorlar?” soruları son derece anlamlıdır. ben kitapları okumasaydım tam olarak aynı soruları sorardım. çünkü peter jackson’a göre orkların kuzeydeki ülkelerinden gelen “legions” denerek sayısı ve gücü şişirildikçe şişirilen ork ordusu, 10-15 kartal, ayıya dönüşen adam ve şaşı bakarak bizi güldüren komik tavşanlı abi tarafından 10-15 saniyede haklanıyor. dışarıdan gözüken aynen bu. önemli not: tabii ki kartallar ve beorn ve radagast önemli hatta çok önemli unsurlardır hikayede ve evrende. ancak “unsurlardır”. haa yanlış anlaşılmasın kimseye de izlemeyin demiyorum. bu kadar kötü olacağını biliyor olsaydım yine izlerdim. elimiz mahkum ne yapacağız. sinemaya az çok meraklı herkes izleyecektir ve bence izlemeli de ne olursa olsun. sonuçta en azından ana akım sinemanın en önemli filmlerinden biri. bütçesi, kadrosu ve pr’ıyla bu ortada. üzücü olan çatısı son derece sağlam bir hikayeden, neredeyse tv dizisi seviyesinin bile altında kalan bir dramaturji ve kurguya sahip bir film çıkartılmış olması. üçleme olarak bakıldığında da kendisinden önceki yine de bu kadar başarısız olmayan iki filmi de yerin dibine batırmış olması. karakter ve hikaye gelişiminin olmaması. lan her şeyi geçtim sonunun olmaması lan. sonu yok oğlum öykünün. yani sonu yok derken izleyeciye bırakılıyor gibi bir entellik algılamayın. sonu var da nasıl olduğu gösterilmemiş. “legolas’ı acaba bu kez hangi nesnelerle akrobatik ilişkilere soksak” diye düşünürlerken unutmuşlar. son anda akıllarına gelmiş. “iki kartal uçururuz, bir cüceler-bilbo sahnesi, bir de bilbo-gandalf sahnesi çekeriz olur.” demişler.--- spoiler ---bu da bir önceki filmle ilgili entarim... aslında toleranslı olduğumu bu entryle bir kez daha vurgulamak isterim. ancak bu leşliğe karşı toleranslı olamayacağım. karman çorman ve tekrarlarla dolu uzun bir yazı olduğundan dolayı da okuyanlar kusura bakmasın. mantıktan çok duyguyla yazılmıştır.(bkz: the hobbit the desolation of smaug/@witchking)
(witchking - 22 Aralık 2014 02:21)
--- spoiler ---savaştan sonra azog'la yapılan röportaj:-azog, bugün çok iyi oynadınız ama son dakikada gelen kartalla yıkıldınız, neler söyleyeceksin?+ valla bizde şaşkınız. bugün gerçekten çok iyi mücadele ettik. arkadaşlarımı buradan tebrik ediyorum. sahaya çok iyi yayıldık, thorin'i olaydan uzaklaştırıp tenhada kıstırmalar falan. her atağımız organizeydi yani. ama ne kadar iyi mücadelede de etsek, kartala engel olamadık. moralimiz bozulunca kartalların devamı geldi zaten . çok üzgünüz, önümüzdeki savaşlara bakacağız. -geçmiş olsun-sağolun.--- spoiler ---
(agunsfan - 22 Aralık 2014 19:23)
--- spoiler ---cücelerin oğuzların kayı boyundan olduklarını çözdüm bu film sayesinde. "kanıtın ne lan?" derseniz eğer ahanda aşağıda.http://middleearthnews.com/…4/01/kili-runestone.jpgtaştaki ilk üç simgeye bak. şimdi de kayıların sembolüne bak;http://tarihturklerdebaslar.files.wordpress.com/…pgorklar için türk kavimlerini temsil ediyor diyorlardı ama cücelermiş aslında! thorin'de de bir volkan konak havası var zaten. film boyunca ne zaman "gadunum.." moduna girecek diye merak ettim durdum.yaa işte koca filmden bunu çıkarabildim ancak. neyse, çok sıkılıyorum bu sıralar ondan herhalde.--- spoiler ---
(rukawa kaede - 24 Aralık 2014 02:17)
bir orta dünya aşığı olarak diyebilirim ki gerçekten serinin en kötü filmidir.hardcore kitap fanlığı yapmayıp, beklentimi makul tutup 1. ve 2. hobbit filmlerini bile kötü bulmamıştım ancak, bu film hakikaten çok kötü olmuş.--- spoiler ---mesele legolas'ın fizik kurallarını hiçe sayması değil, hobbitlerin taşla ork bayıltması değil.mesele sikik alfrid her boktan çıkarken bütün atmosferi sikip atması, mesele tauirel-kili garabeti, mesele meydan savaşına 15 dakika ayırıp kalan 30 dakikayı boss dövüşüne (azog-bolg) ayırmaları, mesele bütün orkları, goblinleri cgi yapıp bir tane yakın çekim yapamamaları, mesele sikik bir son hazırlamaları, mesele ciddi ve saygın kral dain'i zevzek bir adama çevirmeleri, mesele savaşın gidişatını değiştiren beorn'un 2 dakika görünmesi, mesele...belki de filme dair tek güzel şey, dokuzlar ile saruman ve elrond'un kapışması ve sauron'un galadriel tarafından defedilmesiydi ama o bile yarım yamalak olmuş. dol guldur temizlenirken, mutlaka bir lothlorien ordusu olmalıydı başında elrond ve galadriel'in de bulunduğu. ha, bir de martin freeman. adam gerçekten bilbo'ya inanılmaz yakıştı. onu izlediğim sahneler, orta dünya'ya en ait sahnelerdi her şeye rağmen.peter jackson yüzüklerin efendisi ile yaptığı her şeyi, tepeden tırnağa, bu filmle yıkmış. insan ister istemez yüzüklerin efendisi'nin başarısı bir tesadüf müydü, yoksa peter jackson o dönemde daha amatör ruhluydu da, şimdi paranın bozduğu alelade bir yönetmen mi oldu diye düşünüyor.ben ki, beş ordular muharebesi için ne hayaller kurmuştum, disiplinli ve düzenli cüce lejyonlarını gözümde canlandırmıştım. 13 cücenin 13'ünün de savaşta kendi marifetlerini göstereceği sahneler düşlemiştim.çok kurcaladın peter jackson, her şeyi berbat ettin.sen seçilmiş olandın!--- spoiler ---
(melankolik koala - 28 Aralık 2014 18:46)
efendim biz son filmdir diye hayvani savaş beklerken önümüze hiç hesap yapılmadan sunulan bir film olmuş. "oscar'da niye buna ödül veriyolar ki lan?" diyerek küçümseme gafletinde bulunduğum kurgu meselesinin ne kadar önemli olduğunu anladım. kurgu, bir filmi lezzetli bir yemek haline de getirebiliyormuş, bu filmde olduğu gibi bir püre haline de. yemin ediyorum, kesim işini çok kötü yapmışlar. sahnelerin önü arkası belli değil. bir yerden hop bir yere atlıyor. o gene extended cut versiyonunda belli olur.--- spoiler ---yüzüklerin efendisi'nde gimli haricinde nasıl savaştığına şahit olamadığımız cüce ırkını kalabalık olarak bu filmde görme şansına erişmiştik ki... göremedik peter jackson sağolsun. yüzüklerin efendisi'nde minas tirith'in önündeki savaşta ne olup bittiyse saniyesi saniyesine ezberimde. ancak bunda savaş çok kısa ve yavan tutulmuş. yüzleri bile doğru dürüst görünmeyen cüce askerlere o kadar çok şey eklenebilirdi ki... farklı tipte birlikler, birazcık bireysel sahneler, onlara özgü savaş teknikleri vs. hiçbir rengi ve tadı yoktu.--- spoiler ---yine de bir tolkien ürünü olduğu için bağrımıza bastık. umarım extended cut'ı daha fazla "olağan akışta seyreden", daha az "bulamaç gibi bir şey" olur.ayrıca cinemaximum denen sinema katili işletmeye de değinmeden edemeyeceğim. milletin canına tak etti. sanki denek hayvanıymış gibi 40 dakika boyunca yerinde oturarak reklam izletilen insanların sonunda ilk defa tepki gösterdiğini gördüm. ıslıklar çalındı, alkış tutuldu, yuhalar çekildi.bu millet bıktı artık bıktı. televizyonda reklam, internette reklam, sinemada reklam... yetti ulan reklamınız. çok zaman önce değil birkaç sene önce en fazla 8 liraya seyrettiğimiz sinemayı lüks bir eğlenceye dönüştürme peşindesiniz. bu filmi adam başı 15 liraya seyrettik. kimse bu parayı size reklam izletesiniz diye vermiyor. birazcık sağduyulu olun yoksa sağduyusunu kaybeden bu sefer izleyiciler olacak.
(habes papaz - 30 Aralık 2014 00:43)
film hakkında pek çok şey yazılmış çizilmiş ancak herkes filmin içine peter jackson'un dikkatlice yerleştirdiği popüler kültüre gönderme yapan onlarca ögeyi kaçırmış gibi. ben de burada size onları açıklayacağım. iyidir kötüdür kısmı size kalsın.--- spoiler ---legolas'ın kuledeyken, trollün üzerine atlayıp, troll'ü kuleye çarpıp, kuleyi devirerek köprü yapması, pirates of caribbean filmlerinde jack sparrow'un yaptığı aksiyon kareografilerine bir göndermedir.legolas'ın taşların üzerinde koştuğu sahne, nintendo'nun hit serisi mario bros'a.tauriel'in "why does it hurt so much", thranduil'in "your mother loved you" dediği sahneler yeşilçam'alevel 10 hobbit'in attığı her taşla bir ork öldürmesiyle battle for middle-earth'e.goblin mercenary'ler ile warcraft serisine.wurmcoil engine'lar ile magic the gathering'e.cücelerin koşarken bir anda bineklerinin oluşup onlarla hücüma kalkmalarıyla world of warcraft'akili'nin keçisinin dikey manevralarıyla spiderman serisinebard'ın smaug'u doğaçlama bir yay ile öldürmesiyle macgyver'adragon's curse ile peter jackson'ın para açlığınave son olarak da karakter ve coğrafya isimleri ile j.r.r. tolkien'in eseri the hobbit'egöndermeler yapmıştır film.--- spoiler ---
(3 atli 7 katli - 8 Ocak 2015 00:10)
daha once neden basarili olmadigina dair genel bir elestiri yazmistim (bkz: #48084046), simdi teknik yonden neden eski lotr serilerinden bile daha kotu oldugunu anlatayim orneklerle.her ne kadar bilgisayarla serpilmis nesilden olsam da bilgisayarin sinemanin icine fazla dahil olmasini hep yadirgamisimdir, mekanik/model/gercek efektler her zaman daha yetenek isteyen ve daha gercekci sonuclar vermistir bana gore.iste son yillarda yonetmenlikten kazandigi paradan bile fazlasini weta'dan kazanan sisko peter bilgisayar yardimina o kadar gomulmus ki insanlarin tepkilerini tamamen goz ardi etmeye baslamis.eger normal bir goz ve izan sahibiyseniz, son yillarda hobbit serisi basta olmak uzere filmlerde hep bir yapaylik, hep bir sinema buyusunu bozan aksaklik hissetmişsinizdir. bunu ayi peter gibi bazilari uncanny valley olgusu olarak gecistirmeye calistirsa da durum farkli. uncanny valley mertebesinden henuz uzagiz, durum tamamiyle;teknolojik yetersizlik sebebiyle gerçek bir filmde bilgisayar efektlerinin bütünlüğü bozup gerçek dışılık hissi uyandırması ile alakali.bunu asmanin yolunu yine lotr ve hobbit serisindeki gollum'dan ornekleyebiliriz. lotr serisinin toplam efekt zamani ve butcesinin ucte birine malolan gollum orneginde oldugu gibi, bir efekt uzerinde inanilmaz zaman ve para harcarsaniz bu yapaylik sorununu asabilmek mumkun.ama asil sorun da burada basliyor. gollum lotr serisinde en onemli karakterlerden oldugu icin inanilmaz bir zaman ve butce sirf bu karakteri gercekci yaratmaya adanmisti. lotr'deki diger bir konu ise gollum disinda tamamen on planda olan butunuyle bilgisayar yaratimi bir karakter yoktu, o yuzden zaman ve butce orantisiz olarak gollum icin kullanilabilmisti. ama hobbit serisinde neredeyse yaridan fazla karakter ve sahne tamamen cgi ile olusturuldugu icin o zaman ve butceyi ayirarak mukemmellige ulasmak imkansiz.yapay kalabalıklar ve massive yazilimiilk defa lotr icin gelistirilen massive adli yazilim adi ustunde cok sayida yapay karakterden yapay bir kalabalik yaratmaya yariyordu. onbinlerce figurana kiyafet dikip bir alanda carpistirmak zor olacagindan cgi karakterlerle bir kalabalik olusturuluyordu. burada her karakterin modellemesi ve anime edilmesi, collision korunarak diger cgi karakterlerle etkilesime gecmesi tek tek elle yapilmasi imkansiz oldugundan massive ile hallediliyordu. birkac modelci tarafindan modellenen karakterlerin mocap ile kaydedilen haraketleri anime ediliyor, bundan sonra programin asil olayi olan kendi başına karar veren yapay zeka sistemi programlariniyordu. bu sayede onbinlerce karakterle tek tek ugrasmak yerine yapabileceklerinin genel hatlari kodlandiktan sonra kendi hallerine birakiliyordu.bu sistem hem lotr'de hem de hobbit'de aynen kullanildi, tek bir buyuk farkla;lotr'de gercekciligin bozulmamasi adina sahnede goze batan ve on planda olan butun karakterler gercek birer figuran/dublordu. bu sayede gercek insan hareketleri ve davranislari izleyeni kandirmaya yetiyordu, hobbit'te ise butun genel savas sahnelerinde butun karakterler massive ile yaratilmis cgi karakterler.lotr'den ornek;http://i.imgur.com/jyrixzc.jpghttp://i.imgur.com/mr3t5hi.jpghttp://i.imgur.com/3rt6e3s.jpg(pek cok gercek figuran ve karakter var)hobbit'ten ornek;http://i.imgur.com/zwnhghp.jpghttp://i.imgur.com/yjliwfv.jpghttp://i.imgur.com/fao5dew.jpghttp://i.imgur.com/so5tnci.jpg(hersey efekt, ve efektlerin cigligine bakin)cuceler ve insanlar, perspektif mucizesilotr'de oyuncularin gercekci rol yapabilmesi ve mavi ekran efektinin o ucuz hissiyati olmamasi adina cogu sahnede perspektif hilelerine basvuruluyordu. bu sayede gercek oyuncular birbirlerine metrelerce uzak sekilde yerlestiriyor ve kamera perspektifinin aldatici hissine basvurularak karsi karsiya/yan yana/yuz yuze oldugu algisi olusturuluyordu. cekim acisindan zor olsa da gercekcilik bakimindan hala en gecerli yontemdir bu. hobbit'te ise boy farki olan oyuncular neredeyse hic ayni sahnede oynamiyor tek baslarina rol yaptiklari sahneler mavi/yesil ekran vasitasiyla ayni sahneye yerlestiriliyor.lotr'den ornek;http://i.imgur.com/ohukdsx.jpghttp://i.imgur.com/3xmn0tt.jpghttp://i.imgur.com/qijqovs.jpghttp://i.imgur.com/eccrf7m.jpghttp://i.imgur.com/fey4txj.jpghobbit'ten ornek;http://i.imgur.com/2eblovl.pnghttp://i.imgur.com/jn4az3b.jpgkayıp ikizler ve dublörün önemilotr serisinde her ana karakterin bir cuce/cocuk ve bir de asiri uzun boylu vucut ikizi/dubloru vardi. bu sayede oyuncular gercek temas ve gercek duygu orgusune girebiliyor, ve izleyenlerin efekt hissiyatindan arinmasi saglaniyordu. hobbit'de ise bu sistem neredeyse yok, karakterlerin arasindaki boy farki sacmalik derecesinde az hale getirilerek ve hepsinin bilgisayar yardimiyla boylariyla oynanarak bunun uzerinden gelinmeye calisilmis, olmus mu? olmamis.lotr'den ornek;http://i.imgur.com/0aujv54.jpghttp://i.imgur.com/4fltpyj.jpghttp://i.imgur.com/96mrbgd.jpghobbit'ten ornek;http://i.imgur.com/wwhr9vd.jpg(mavi ekran efektinin cigligine bakin)doğanın dengesi ve sahte ağaçlarlotr serisinde en cok sevilen sey bol bol gosterilen yeni zellanda dogasiydi malum. zaten epik olan bir hikayeye epik bir atmosfer katan bu doga gercek oldugu icin insanlarin ici gidiyordu "oralarda olmak icin". agac, orman, dag, tepe, irmak, akarsu, gibi seyler gercekti ve gercekten oldugu yerdeydi.hobbit'te ise vue ve world maker gibi yazilimlarla tamamen bilgisayarda uretilen bir doga soz konusu, gorsel olarak basarili olsa da yapaylik hissiden kurtulamadigi icin izleyende o lotr havasini yakalatamiyor. lotr'de gercek doga sahnelerine matte painting ile eklemeler yapilirken hobbit'te vue ile butun doga bilgisayarda yaratiliyor. bir iki istisna haric gercek doga yok gibi birsey.lotr'den ornek;http://i.imgur.com/rgi0jib.jpghttp://i.imgur.com/o5ndlet.jpghttp://i.imgur.com/dhnuvg2.jpg(gercek mekanlara ve gercekcilige dikkat)hobbit'ten ornek;http://i.imgur.com/4s6mcuj.jpghttp://i.imgur.com/ddwmpg2.jpghttp://i.imgur.com/rubrcz7.jpghttp://i.imgur.com/ohnzjha.jpg(goze daha hos geliyor ama gercekci degil ve gerceklik algisini kirarak bilgisayar oyunu havasi yaratiyor)gerçekçi ol imkanlıyı istehobbit'in acik ara en kotu oldugu nokta karakterlerin hareketlerindeki cizgi film hissiyati. yani legolas'in taslardan atlamasindan ziyade o atlarkenki vucut hareketlerinin yarattigi yapaylik hissi gibi aciklayabiliriz. 5 ordu olmasi gerekirken mahalle kavgasi gibi olan savasta birbirine degmeden yere dusen savascilar, hoplayip ziplarken playstation 1 havasi estiren sahneler. kosarken bile "ben bilgisayar efektiyim" diye bagiran karakterler.bunun sebebi okuz peter'in bir turlu kabul edemedigi sey, weta tarafindan gelistirilen tissue sistemiyle canlilarin kas ve deri hareketlerini birebire simule edebildiklerini bu sayede de tamamen gercek fiziksel sahneler yaratabildiklerini iddia ediyor. ki hepimizin bildigi uzere bu kocaman bir yalan. gercekci simulasyon dedigi sahnelerin cogu atari oyununa benziyor. bunun sebebi de basta anlattigim gibi gercekcilik icin inanilmaz zaman ve para harcanmasi gerekirken neredeyse tamami efekt olan filmler 6 ay 1 sene arasi surecte post produksiyondan gecip gosterime hazirlanmasi gerekiyor. bu sebeple tissue gibi sistemler yalan oluyor. manda peter da "amaaan koy gitsin kanka, izlesinler iste" moduna burunuyor.lotr'da yukarida anlattigim sebeplerden goz onunde olan sahnelerin cok buyuk kisminda mekanik efekt/maket/dublor gibi seyler kullanildigindan bu durum goze cok batmiyordu.lotr'den ornek;http://i.imgur.com/kdv39cq.jpghttp://i.imgur.com/u2olitr.jpghttp://i.imgur.com/o7xnnku.jpghttp://i.imgur.com/wxwq6mi.jpghobbit'ten ornek;http://i.imgur.com/f6xilnn.jpghttp://i.imgur.com/moothcq.jpghttp://i.imgur.com/kclde5o.jpghttp://i.imgur.com/4iotrt7.jpghttp://i.imgur.com/ffs4hx9.pnghttp://i.imgur.com/pqr9dqg.jpg35 mm vs red epicbutun bunlara tuz biber eken ise zaten renk konusunda adeta bir bilinmez olan rep epic adli kamerayla dijital cekildigi icin butun analog gren'i kaybeden, lotr serisinde bu gren ile efektler birbirine karisip kapatip cok goze batmazken dijital hobbit serisinde cam gibi olmasi sebebiyle efektlerdeki butun çiğlik aciga cikan bir sonuc var.kisacasi on kusur yil onceki lotr serisi kadar bile gercekci olamamis bir seriden bahsediyoruz burada. sebebi ise "moruk bilgisayarda hallederiz orasini, post produksiyonda duzeltiriz" dusturunu benimseyip sirtini tamamiyle bilgisayara yaslayan camış peter'dan kaynaklaniyor. bunu izleyeceginize the hunt for gollum izleyin daha iyi lan, yemin ediyorum tolkien ruhunu daha iyi yansitiyor. (bkz: the hunt for gollum)peter su aygirina not; weta girsin sana essoluesek.
(lemre - 2 Temmuz 2015 20:46)
Yorum Kaynak Link : the hobbit the battle of the five armies