AD Police Files (~ A.D. Police File 1: The Phantom Woman) ' Dizisinin Konusu : AD Police Files is a TV mini-series starring Toshio Furukawa, Adam Henderson, and Brad Moranz. Three different, unique stories about an elite police force called the AD Police.
Saibâ shiti Oedo 808(2009)(7,7-1233)
Armitage III(1995)(7,1-1011)
Dominion(1988)(7,1-1337)
Midnight Eye: Gokû(1989)(6,9-522)
Enzeru koppu(2000)(6,9-626)
Venus Senki(1989)(6,7-1281)
Yôjû toshi(1988)(6,7-6054)
Makaitoshi Shinjuku(1988)(6,5-1992)
Burakku Majikku M-66(0)(6,5-772)
Appurushîdo(1988)(6,4-2141)
"(bkz: tl;dr)"
(bkz: tl;dr)
(jamesjersey - 21 Nisan 2009 18:43)
avrupa'nin neredeyse tamaminin diktatorluk gecmisi vardir ve bu gecmisin onemli bir kismi 1900'lerin ilk yarisindadir, hani oyle yuzyillar once yasanip bitmis seyler degil. ama o ulkelerden nedense birer diktator olan "14. louis, napoleon, franco, musollini veya hitler yuzunden geri gittikleri, bir daha bellerini dogrultamadiklarini, bugunku tum sorunlarinin da kaynaginin o zatlar oldugu hakkinda yakinip duran insanlara pek rastlamayiz.bir de ustune ataturk'un olumunun uzerinden 70 yil gecmesine ragmen, hala etkisi/yetkisi cok daha kisitli mesrutiyet meclislerine methiyeler duzup. osmanli imparatorlugu'ndaki modernlesme cabalarini yukaridan asagi degil de sanki demokrasiyi benimsemis halkin talep ettigi asagidan yukari hamlelermis gibi gostererek bir imparatorlugu yuceltmek bu resimde nereye oturuyor bilmiyorum. (ayrica meclislerden birincisini padisah keyfi bir sekilde lagvetmis, ikincisini ise acmaya padisahi ataturk'un takipcisi oldugu ittihat ve terakki kadrolari mecbur birakmistir, bu da ayri bir celiski)bugunun standartlariyla gecmisi degerlendirmek bazi carpikliklara yol aciyor. 1900'lerin ilk yarisinda, modernizmin tepe yaptigi donemde toplumlarin yukaridan asagiya dogru yonetilmesi olaganustu bir durum degildi; iyiligini kotulugunu tartisabiliriz (sonuca da varamayabiliriz), ama gayet kabul goren normal yaygin bir durumdu. su somut kavramlarla soyutlari, nesnel degerlendirmelerle oznelleri birbirlerinden ayirmamiz lazim oncelikle. cunku bu tartismalarin bazilarinda bir sonuca ulasilabilir, bazilari ise sonsuza dek surebilr. iyi diktator muydu kotu diktator muydu diye tartismaya baslarsak bunun sonu gelmez. iyi ve kotu kadar evrensellikten uzak bir sifatta anlasabilmemiz icin 70 degil 7000 yil yetmez. diktator nedir sunun tanimini (bir yargi icermeyecek sekilde) yapip cercevesini ciz, ardindan ataturk'un bu tanima uyup uymadigina bak. tum bu tartismada onemli olan ataturk'un 70 yil once olmus olmasi ve bugun hala bu kisir tartismayi yapiyor olmamiz. bugun ise ataturk'u, gununun kosullarini asip turkiye'yi 70 yil sonra bugun arzuladigimiz toplumu, ulkeyi ve devleti o gunden mucizevi bir sekilde ongorup yaratmadigi, zamaninin seviyesine yakin bir yerlerde biraktigi icin yerin dibine sokmaya layik buluyoruz. bu bile ataturk'u seven kadar sevmeyen herkesin, nasil da tum beklentilerini onun uzerine yigdiginin gostergesi. bunun iki sebebi oldugunu dusunuyorum. birincisi 70 yil boyunca ataturk'un ardindan iktidari devralmis tum kisilerin, kadrolarin, ve tabii en onemlisi toplumun gelismeleri izlemekte, dunyayi okumakta yetersiz kalisi, cesur olamayisi, mucadele etmeyisi. biraz daha netlestirirsek, demokrasiyi anlamak, icsellestirmek ve uygulamak yerine sadece kendi cikarina calisan bir kavram haline getirmek icin carpitmaya gayret etmesi, kendine gore bir kulp takmasi. ikinci sebep ise (birincinin bir sonucu olarak) ortada ovebilecegimiz veya saldirabilecegimiz o capta bir insan daha olmadigi icin tum tartismalarin ataturk'un sahsina kilitlenmesi.oysa hata aranabilecek, toplum olarak basiretsizligimizi, samimiyetsiligimizi, cikarciligimizi ve korkakligimizi sergileyen o kadar cok sey var ki...ataturk'u yalnizca ve yalnizca dogrulariyla yanlislariyla, zamaninin sartlari icindeki bir lider olarak goremeyisimiz. toplumca en sevdigimiz spordan, hicbirseye tarafsiz yaklasmayip, salt iyiye veya kotuye 5 dakikada indirgemekten vazgecemeyisimiz. sloganlari cok sevmemiz."ataturk demokrasimizi bu noktaya cakti birakti" demek yerine, "neden demokrasimizi, bugun artik ataturk'un etkisinin uzerinde durmayacagimiz bir noktaya getiremiyoruz? zaman icinde ustune yeni katmanlar seremiyoruz? onun kadar etkili figurleri ortaya cikaramiyoruz? neyi yanlis veya eksik yapiyoruz?" diye soramamamiz.yanlis gorduklerimizi degistirmek konusunda beceriksizligimiz. yerlerine yeni birseyler yaratip koymaktansa daha da antika modellerle, uzerinde dusunulmemis kopyalarla, carpitilmis kavramlarla doldurmak konusundaki israrimiz. dogrulari ise sadece talep etmekle yetinememiz, mucadele etmememiz.kisa vadeli hedeflerin, kisisel cikarlarin, nesnelligin otesine gecemeyisimiz.artik degistirilemeyecek olaylari, durumlari tartismayi birer fikir egzersizi degil, esas konu zannetmemiz.kisir tartismalari cok sevmemiz. bir sorunun degistirilebilir, icraat yapilabilir taraflarina degil, uzerinde sonsuza dek tartsilabilecek, herkesin ayni anda hakli olabilecegi oznel yonlerine odaklanmamiz.
(loverdosed - 21 Nisan 2009 19:42)
daha bastan anladim ki orhanperver'in uzun uzun anlattigi seyler, "atatürk düşmanı piçlerin her zaman söyledikleri bok at izi kalsıni" karsi-argumaniyla tek hamlede curutulmus, " hadi bakalım başlayın kötülemeye" bitirici vurusuyla da ona hak vermis olanlarin kendilerinden utanmasi saglanmis. zaten orhanperverin olasi picliginin konuyla alakasi bariz: pic birinin baba destegi olmadan kendini egitip bu konular uzerine kafa yormasi pek olasi degil, soros gibiler ona babalik yapmamislarsa. wink wink nudge nudge you know what i mean.simdi zamaninda ataturk'un faydali (aslinda benevolentti kafamdaki kelime, faydali yanlis bir secim) diktator olmasi konusunda birseyler yazmisim, onlara baktim. yuzeysel seyler, silmemek icin zor tutuyorum kendimi. 5 sene gecmis aradan, bugun olsa hayatta yazmam. ikincisi, onlari yazarken bilerek fazla yuzeysel yahut basit olmak zorunda hissettigimi hatirliyorum, cunku demeye calistigim sey suydu: adam gucu elinde topladigi icin tanim itibariyle diktatordu, fakat diktator deyince hitleri dusunup kaniniz beyninize sicramasin. o yuzden iyiydi, faydaliydi gibi sifatlari bolca kullandim.ne oldu, iki tarafa da yaranamamis olduk. ozellikle kemalist taraftan kufur yedik. iste gizli dinci diyor bazisi. ateistim ulan ne dincisi diyorum, ab'ci libos diyor. kacis yok. yani hepimizin icinde yetistigi bu kemalist doktrine karsi bagisikli da olsan, cevreden gorecegin tepkiyi dusunerek kendi kendinin polisi oluveriyorsun caktirmadan. bugun de tepkiler benzer; bir araba laf da etsen, 10 sayfa tez de yazsan, adam pic deyip, dinci/padisah yalakasi deyip geciyor. bu baglamda ataturk basligina yazdigim hemen her entryi manyakca rotuslamak istesem de, bosveriyorum, "diktatordu ama iyisinden"den oteye gitmeye useniyorum. diktatorluk kavraminin kendisinden bahsedeyim onun yerine. orhanperver demis ki "baştan söyleyeyim faydalı diktatörlük diye bir diktatörlük çeşidi yok, ben hiç literatürde öyle bir şeyle karşılaşmadım.. zorlama güzellemeler yapmak için hiç lafı eğip bükmeye gerek yok. bunu benovelent dictatorship kavramına aktarıyorum.." ben bunu anlamadim. yani aktariyorum derken "oyle demis oldugunu farzediyorum" dendigini farzediyorum ben de. yok eger benevolent dictatorship kavrami yok literaturde deniyorsa google'da 150 bin sonuc veren, dunya kadar tezin icerigini birak basliklarina girmis, salt benim dahi en az bir duzine kitapta rastladigim bir kavramin literature girmemesi gibi birsey olmaz."diğer bir mevzu 20. yüzyıl diktatörlüğünü deli petro ile roma kralı ile karşılaştırmak çok büyük bir hata."20.yy'dan ornek vermek gerekirse yugoslavyanin titosu, cin'in mao zedongu, singapurun eski baskani, misir'in ataturku gamal abdel nasser ve niceleri. tabii ki tanim itibariyle iyi/iyi niyetli/yararli gibi sifatlar subjektiftir (20 yasindaki bir sirpla, 40 yasindakinin tito hakkindaki gorusleri arasinda daglar kadar fark olacaktir); dsm-iv gibi bir kesin referans aramiyoruz tarihcilerin konsensusundan olusan ve iyi diktatorleri listeleyen. ote yandan marcus aurelius'tan bahsetmisken, five good emperors diye de bir kavram vardir (literatur kayniyor bunlan), yani konsensus olusabiliyor da.neyse, sonra deniyor ki, aydinlanmis diktatorluk ne olursa olsun ataturk bu degildi cunku "aydınlanmış diktatör muhalefete tahammül edebilen, muhalif yapılara müsamaha edilen, kellerin havada uçmadığı, toplumun sindirilmediği, hakimlerin belli ölçülerde adaleti temin ettiği bir yapıya işaret eder."aydinlanmis diktatorlugun tek tanimi kendi keyfi ve iyiligi yerine halkinin iyiligi icin calisan diktatordur. halkin iyiligi icin yapilanlarin tam olarak ne oldugunu cagin sartlari ve kisinin bakis acisi belirliyor ne yazik ki. ornegin 2000 sene once yunan yarimadasinda demokrasi illa halkin iyiligi dogrultusunda atilmis bir adim degildi cunku o ortamda bir cok kisi icin stabilite daha onemliydi. yani aydinlanmis despotizmde muhalefete tahammul edilmesi gerekmez cunku muhalefet halkin iyiligine karsi olarak tanimlanabilir iktidar tarafindan; kemalist savunma da bu mantikla isliyor zaten, "kardesim astik kestik ama son kertede milletin buyuk cogunlugu icin bu iyi oldu, zira hizli bir gecis doneminde gobegini kasiyan tarikatcilari ikna etmekle ugrasamayiz".e ne oldu simdi? o son kertede iyi oldu lafiyla faydacilik tartismasina getirdik konuyu. yani ornegin 100 senelik bir perspektiften bakildiginda ataturk faydali oldu gibi. hatta isi daha da icinden cikilmaz hale getireyim; halkin iyiligi ataturkun umrunda olmasa dahi ve orhanperverin dedigi gibi salt iktidar icin iktidar olan, kalani retorikten ibaret bir rejimi temsil etse dahi bu faydacilik hususu yuzunden, yani niyetinden ziyade icraatlarinin gelecekteki etkilerinin kistas olarak alinmasiya, ilerki nesiller tarafindan aydin despot/sahane diktator/yeme de yaninda yat turunden bir kral olarak anilmasi son derece olasi. daha fazla soyutlasmadan durayim. bu noktada "ataturk iyi etti kotu etti"ye fazla yogunlasmayi yararli bulmuyorum (nedenini bir sonraki paragrafta aciklayacagim). ama orhanperver'in kemalist beyin yikamaya karsi cikayim diye de asiriya kactigini dusunmekteyim. mesela ataturk'un kadin haklari konusundaki tutumunu, salt iktidar pesinde kosan bir diktator olmasiyla bagdaslastiramiyorum cunku olsa olsa politik kredisini durduk yere harcamasi gereken bir sorun cikarmis oluyor. keza kiyafet devrimlerindeki sert tutumu (harf devrimini anliyorum, yonetimde kalmanin en kesin yolu tarihi silmek, daha da guzeli yeniden yazmak olsa gerek). veyahut cok partili sisteme gecis denemeleri. yani emirle muhalefet partisi kurulup 3 ay sonra kapatilmasi bir komedi tabii ama ne diye bu riske girsin bastan? belki eninde sonunda dogmasi kacinilmaz tepkileri preempt etmek icin. genelkurmay baskani kiyafetiyle secim kampanyasina cikan pakistan'in muserrefi'nin aksine, veya myanmardaki, kuzey koredeki manyakca sistemlerin aksine, orduyla siyasetin ayrilmasi konusundaki tutumu da bir ornek: bu ataturkun rakiplerinin gucunu azaltmak icin, orduyla baglantilarini kesmek icin uydurdugu bir taktik olarak da gorulebilir, daha uzun vadeli bir prensip meselesi de (bence ikisi de). sonuc olarak tek amaci iktidar olan biri icin gereginden fazla risk almis oluyor. aslinda bu tartismalarin odaginin ismet inonu olmasi daha uygun; cok partili sisteme zorla gecilmesine razi olmasi, yeni kurulmus dp secilemesin diye secimleri erkene almasi, bunlari "tam demokrasi icin daha pismedik, biraz daha halki egitsek sonra gonul rahatligiyla birakirim" cizgisinde bir mantikla mesrulastirmaya calismasi, darbeler, vs. ataturku kiyasla bu konulardaki tutumu daha bir ortada. ebedi sef de onun tayfasinin icadi zaten.daha once ataturk iyiydi kotuyduye yogunlasmayalim dememin sebebi, o donemin daha buyuk olcekteki tarihsel gelismelerden bagimsiz birseymiscesine algilanmasina, mustafa kemalin ataturk olmasini yaratan kosullari gozardi edip ulkenin gecirdigi evrimin salt adamin zekasina, karakterine baglanmasina (iyi veya kotu yonde) kil olmamdir. sonucta geleneksel olarak bizim tarihi anlatma bicimimiz bir nevi krallar ve fetihler tarihidir cunku bu sekilde anlamak daha kolay toplumsal dinamiklere kiyasla. bu bir narrative olayi ercan. sonucta ataturk 3 yasinda kizamiktan olseydi de osmanlida bir parlamento gelenegi vardi, yenicerilerin darbe gelenegini de ittihat ve terakkiciler devralip uygulamislardi ve ataturk gibi, onunla ayni egitimi almis, ayni dunya gorusunde bircok subayi barindiyorlardi, savastan tek parca cikmamiz halinde bugun onlari yuceltiyor olurduk. hatta yenilsek dahi bir ulus devlet yaratilacakti bu topraklardan (aslinda birkac tane) ve yarim yamalak sanayilesecektik. burada kisisel sorumlulukla (accountability), tarihsel determinizm arasinda saglikli bir denge kurmak gerekiyor ve siyasi tarihte genelde bu denge hep ilkinin lehine bozulmus vaziyette. (ote yandan birtakim sosyal olaylarda da tam tersi, kisilerin emekleri gozardi ediliyor)neyse, iyice dagildi yahu, konuyu baglayamayacagim. onun yerine soyle desem: ataturk iyiydi de konjunktur kotuydu. ya da, o son kadehi icmeyecekti.
(immanuel tolstoyevski - 3 Mayıs 2009 09:34)
fethullah gulen tellaklarina ait olan tanim. bunlarin her firsatta ataturk e saldirmalarinin nedenini hasan uysal aynen soyle acikliyor; " tanınmış ortadoğu uzmanı rachel sharon-krespin’in “fettullah gülen's grand ambition” yani “fettullah gülen’in büyük ihtirası” başlığı ile birkaç ay önce kaleme aldığı yazının çevirisini sizlerle paylaşmak isterim. maskesi rusya ve bdt’nda düşen ve cia adına, cia parasıyla açılan okulları bir bir kapatılan gülen’le ilgili yazınnı,- kimi bölümlerine katılmamama karşın- ilginizi çekeceğini umuyorum. hasan uysal / hasanuysa@gmail.combu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için javascript açık olmalıdır türkiye'nin iktidar partisi akp, yönetiminin 7. yılına girerken türkiye artık bu partinin iktidarı eline geçirdiği yıldaki laik ve demokratik ülke değildir. akp bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek türkiye'nin temel kimliğini değiştirmiştir. akp'nin yükselişinden önce ankara'nın yüzü abd ve avrupa'ya çevriliydi. bugün, ab’ye katılma retoriğine karşın, başbakan erdoğan türkiye'yi avrupa'dan uzaklaştırıp rusya ve iran'a yaklaştırmış ve türk dış politikasının orta doğu'daki pozisyonunu yeniden şekillendirerek, israil'e duyulan sempatiden vazgeçip hamas, hizbullah ve suriye'ye yönelik dostlukları geliştirmiştir. amerikan karşıtı, anti-hıristiyan ve anti-semitik duygular artış göstermiştir. türkiye'nin bu radikal dönüşümün ardında sadece akp'nin siyasi makinesi değil, gizemli hocaefendi tarafından yönetilen sinsi islamcı tarikat da vardır. bu islamcı tarikat, kendini hoşgörü ve uzlaşma savunucusu olarak göstermeye çalışıyor olsa da, tam tersi birtakım karanlık işlerin peşinde koşmaktadır. bugün gülen ve takipçileri, yani fettullahçılar, sadece iktidarı etkilemekle yetinmiyor, iktidarı ele geçirmeye çalışıyorlar. bugün türkiye'de 85 bin cami var. yani, her 800 vatandaşa bir cami düşüyor. bunu bir de hastane sayısıyla karşılaştıralım: her 60 bin vatandaşa bir hastane. türkiye'de kişi başına düşen cami sayısı dünyadaki en büyük orandır. bir de 90 bin imamı düşünün. doktor ve öğretmen sayısından daha çok…türkiye'de medrese benzeri binlerce imam-hatip okulu ve sayısı 4.000'i aşan devlet destekli resmi kuran kursları var—bu rakama gayri resmi kuran kursları dahil değildir. onları da eklerseniz, en az on kez daha büyük bir rakamla karşılaşabilirsiniz. diyanet’in harcamaları beşe katlanmıştır. 2002'de 553 trilyon türk lirası (yaklaşık 325 milyon amerikan doları) harcama yapmış olan bakanlık, harcamalarını akp'nin ilk 4.5 yıllık iktidarı sırasında 2.7 katrilyon liraya çıkarmıştır. bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür. türkiye'de cuma namazına katılım oranı, iran'ınkini aşıyor. avrupa insan hakları mahkemesi ve danıştay'ın hükümlerine karşın, devlet okullarında zorunlu sünni islam eğitimi devam ediyor. hem erdoğan, hem bakan ali bardakoğlu "ulema danışalım"a karşı gösterilen tepkileri eleştirmişlerdi.bütün bu gelişmeler arasında, gülen türkiye'nin siyasi platformunu şekillendirmeye çalışan bir aktör olarak ortaya çıkıyor. bunu yaparken de hem akp'nin içindeki yandaşlarını kullanıyor, hem de cemaatin inanılmaz derecede büyük medya imparatorluğunu, finans kurumlarını, bankalarını, işletme birimlerini, binlerce okul, üniversite, ışık evleri ve benzeri kurum ve kuruluşlardan oluşan uluslararası ağını harekete geçiriyor. gülen bir finans imparatorudur. en iyi tahminlerle, 25 milyar dolarlık kontrol dışı ve karanlık bir bütçesi var. fettullahçı cemaatin akp'yi doğrudan destekleyip desteklemediği, akp'yi iktidara getiren güç olduğu henüz tam anlamıyla kanıtlanmamış olsa da, detaylar o kadar da önemli değil. her ne olursa olsun, fettullah hareketi akp'nin iktidara gelmesini sağlayan en büyük güçtür.fethullah gülen'in geçmişi1942 yılında erzurum'da doğan gülen, kendini peygamber olarak gören bir imamdır. batı dünyasında pek çok kişinin reformcu ve hoşgörü savunucusu olarak alkışladığı, türkiye ve türkiye ötesi için "ılımlı islam"ın katalizörü olarak kabul edilen sırlarla dolu bir kişi gülen. batı'da, özellikle abd’de, bir "aydın", "bilim adamı" ve "eğitimci"olarak övülen gülen'in eğitimi 5 yıl devam ettiği ilkokulla sınırlı. sertifikasını aldıktan sonra, önce edirne'de daha sonra da izmir'de imamlık kariyerini devam ettirdi. gülen, 1971'de yasadışı dinî faaliyetlerinden dolayı tutuklandı ve ondan sonra zaman zaman laik tsk tarafından yakın takibe alındı. 1981 yılında, vaizlik görevinden emekli oldu. kendisini dinler arası diyalogun savunucu olarak pazarlayabilmek için papa ii. john paul ile diğer hıristiyan liderler ve musevî hahamlarla buluşup bu üç din arasındaki ortaklıkları vurguladı. gülen, kendisini ve hareketini anadolu mistisizminin günümüzdeki hoşgörü sürümü olarak satmaya çalışıyor; bu yaparken de mevlana celaleddin-i rumi ve yunus emre gibi büyük mistik düşünürlerin edebî eserleri kullanıyor; kendisinin bu sufilerin hoşgörü mesajlarını paylaştığı sahte imajını yaratmaya çalışıyor. bu düşünürlerden yapılan alıntılar gülen'in propaganda malzemelerini süslüyor.fettullah hareketi, emrindeki bütün örgütler ve üniversiteler (büyük paralar akıtmaya devam ettiği georgetown üniversitesi dahil), abd’de ve avrupa'da gülen konferansları düzenliyorlar. ekim 2007'de, ingiltere lordlar kamerası fettullah gülen onuruna bir konferans organize etti.gülen, şeyh sa'id-i kürdî'nin (1878-1960) öğrencisi ve mürididir. nursî islamcı nur hareketinin kurucusudur. kurtuluş savaşı'ndan sonra, yeni türk parlamentosunda yaptığı bir konuşmada, cumhuriyet'in islamcı temellere dayandırılması gerektiğinin savunusunu yapmış; atatürk'e, atatürk devrimlerine, çağdaş ve laik cumhuriyet'e ihanet etmiştir.gülen, 1998'de şeker hastalığı tedavisi bahanesiyle abd’ye kaçtı. bu göç aynı zamanda gülen'in 2000'de türkiye'yi dinî bir ayaklanmaya teşvik eden ve gizli kameralarla kayda alınan vaazlarından dolayı yargılanmasını da örtbas edebilmesi imkânını sağladı. gönüllü sürgününden buyana, gülen pennsylvania'nın doğusunda, şehirden uzak büyük bir malikânede kendisini koruyan ve hizmette kusur etmeyen yaklaşık 100 müridiyle ikâmet ediyor. bu uşaklar, türban ve cübbeli geleneksel islamcılar gibi değil, eğitim görmüş, takım elbise giyip kravat takan çağdaş görünümlü erkeklerden oluşuyor. uşaklar, hocaefendilerinin emirlerine bağlı, hatta hocaefendinin buyruğu gereği elli yaşlarına kadar evlenmeyi reddeden kişilerden oluşuyor. bir gün evlendiklerinde, fettullah'ın direktifleri doğrultusunda, eşlerinin şeriat kurallarına göre giyinmeleri zorunlu tutuluyor. gülen'in eğitim şebekesigülen şebekesinin temelinde onun eğitim kurumları var. gülen'in eğitim şebekesi muhteşem. tam 35 yıl fethullah'ın sağ kolu olarak görev yapmış olan nurettin veren'in tahminlerine göre, türkiye'deki iki milyon hazırlık okulu öğrencisinin yüzde 75'i gülen okullarına kayıt yaptırmıştır. gülen, bütün türkiye'ye yayılmış binlerce seçkin ortaokulu, üniversiteyi ve öğrenci yurtlarını kontrolü altında tutuyor. bunlara en büyüğü fatih üniversitesi olan özel üniversiteler de dahil.türkiye dışında gülen hareketi yüzlerce ortaöğretim kurumu ile dünyanın her yanına yayılmış, yaklaşık 110 ülkede düzinelerce üniversite işletiyor. fettullah bütün bunları allah rızası için yapmıyor elbette. gülen'in adamları 8 ila 12. sınıf gençliğini hedefleyip, bu gençleri işık evlerinde eğitime tabi tutup beyinlerini yıkıyorlar. fettullah okullarında eğitilen bu gençler gelecekteki hukuk, politika ve eğitim kariyerlerine hazırlanıyorlar. bu süreçte hedeflenen tek bir amaç var: bu gençleri geleceğin islamcı türkiye'nin yönetici sınıfları olarak hazırlamak. emirlerini doğrudan gülen'den alan zengin fettullahçılar, okullar ve ışık evleri açmaya devam ediyorlar. bu, sabah yazarı emre öz'ün eğitim cihadı dediği olaydır. bu okullar şebekesi, daha büyük bir stratejinin sadece küçük bir parçasını teşkil ediyor. 2006'da yaptığı bir mülakatta nurettin veren "bu okullar dükkânların vitrini gibidir. örgüte yeni katılımlar ve islamcılaştırma faaliyetleri gece derslerinde yapılıyor... bizim eğittiğimiz öğrenciler şimdi türkiye'nin en yüksek mevkilerinde oturuyorlar. bunların arasında, valiler, hâkimler, türk silahlı kuvvetleri'nde görev yapan subaylar var. hükümetin parçası bakanlar var; bunlar gülen'e danışmadan hiçbir şey yapmazlar" demişti. akp'nin tartışılan eğitim politikaları ve yandaşı fettullahçı okullarda devam eden islamcı beyin yıkama faaliyetleri, türk toplumunun islamcılaştırılması sürecini hızlandırmıştır. iktidarının ilk döneminde, erdoğan'ın akp hükümeti okul kitaplarını değiştirmiş, dinî dersleri vurgulamış ve binlerce imam diyanet işleri başkanlığı'ndaki kadrolarından alınıp türkiye'nin her yerinde öğretmen ve yönetici olarak atanmıştır. aynı zamanda bir gülen sempatizanı olan, türkiye'nin ilk islamcı cumhurbaşkanı abdullah gül, yusuf ziya özcan gibi bir fetthullahçıyı yök başkanı olarak atamıştır. gül, cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak, pek çok fettullahçıyı türkiye'nin üniversitelerine rektör olarak atamayı da başarmıştır.türkiye dışında da fettullahçı okullar örgüte yeni üyeler kazandırmak için kullanılan bereketli topraklar gibidir. türk kökenli fransız bilgini bayram balcı, institut d'etudes politiques'te savunduğu, "orta asya'daki gülen okulları" konulu doktora tezinde şunları yazmıştı: "fettullah'ın amacı türk milletinin islamcılaştırılması ve dış ülkelerde islam’ın türkleştirilmesidir. fettullah'ın yurtdışındaki düzinelerce okulu—çoğu erkek çocuklar için açılmıştır—doğrudan 'okul içinde' olamasa da 'okul dışında' zorla islam'a döndürme amacıyla kullanılmaktadır." balcı konuya biraz daha açıklık getiriyor: "fettullah devlet, din ve toplum arasındaki ilişkiyi yeniden canlandırmak istiyor." fethullahçı nur hareketinin orta asya'daki okulları, yıllarca sovyet baskısı tarafından laikleştirilmiş bölgelerde islam'ın yeniden canlandırılması için mücadele etmektedir. balcı bu durumu şöyle açıklıyor: "cemaat'in amacı, geleceğin ingilizce ve türkçe konuşan, fethullahçılara ve türkiye'ye olumlu bakan milli elitlerini eğitip etkisi altına almaktır." bu kuşkular nedeniyle bölgedeki pek çok ülke gülen'in eğitim kurumlarına karşı önlemlerini almıştır. özbekistan bu okulları şeriatı teşvik ettikleri gerekçesiyle yasaklamıştır. rus hükûmeti de fettullah hareketinin federasyon'un çoğunluğu müslüman olan bölgelerdeki faaliyetlerine kuşku ve endişeyle bakmakla kalmayıp sadece gülen okullarını değil, nur tarikatının ülkedeki bütün faaliyetlerini yasaklamıştır. elbette özbekistan ya da rusya çoğulculuğa verdikleri önemle bilinen ülkeler değil ama gülen okullarına ve beyin yıkama faaliyetlerine karşı duyulan şüpheler, hollanda gibi ülkelere de sıçramıştır. 2008'de hollanda'nın hıristiyan demokrat, işçi ve muhafazakâr partileri, "türk imamı gülen’le ilişkisi olan kurumlara yapılan devlet yardımlarının birkaç milyon euro düzeyinde kesilmesini öngörmüş ve gülen cemaatinin bütün faaliyetlerinin en ince detaylarına kadar soruşturulmasını istemiştir. bu kararın verilmesinde gülen'in ışık evinde çalışan amsterdam merkezli uluslararası soysal tarih enstitüsü direktörü erik jan zürcher ile beş eski fettullah cemaati üyesinin hollanda televizyonda cemaatin adım adım laik düzeni yıkmaya çalıştıklarını belirtmeleri etkili olmuştur. soruşturmaya alınan kurumlar gülen hareketiyle olan bağlarını inkâr etmiş olsalar da, zürcher hareketin batı'yla olan bütün ilişkilerinde tipik takiyye ideolojisini uyguladığını belirtti. adı belirtilmeyen ama gülen okullarında ve ışık evlerinde çalışmış eski bir cemaat üyesi, fettullahçıların hollandalıları "pis, günahkâr kâfirler" olarak tanımladıklarını rapor etti. aynı kişi, fettullahçıların "en iyi hollandalı müslüman olandır. bütün hollandalılar müslümanlaştırılmalıdır" dediğini belirtti. güya "hoşgörü" öğreten ve yüzden fazla ülkede at koşturan binlerce fettullahçı okuldan bir tanesi bile arabistan ya da iran gibi şeriatın pençesine düşmüş ülkelerde faaliyet göstermiyor. bu okullar, laik müslüman ve müslüman olmayan ülkelerdeki öğrencileri radikal islamcılığa yönlendirmeye programlanmışlardır.kontrol mekanizmalarının altüst edilmesifethullahçılar türkiye'nin 200 bin polisli emniyet teşkilatını işgal etmeyi de başarmışlardır. bu sızmanın korkunç etkilerinden biri, fethullahçı polislerin laik cumhuriyet'e bağlı polisleri sindirip yerlerine hocaefendi'ye bağlı polisleri yerleştirmiş olasıdır. veren'in sözleriyle, "emniyet teşkilatında polis üniforması giyen imam başkanlar var. pek çok komiser emirlerini bu imamlardan alıyor." istanbul emniyeti bünyesinde yer alan organize suçlar masası'nın eski başkanı serdar saçan hazırladığı raporlarda fethullahçı örgütün güvenlik güçlerine sızdığını doğrulamıştır. saçan, 2006'da verdiği bir mülakatta “fethullahçılar, emniyet teşkilatı bünyesindeki örgütlenmelerine 1970’lerde başlamışlardır. polis akademilerinde, öğrenciler sınıf komiserleri tarafından ışık evlerine götürülüyorlardı. bu komiserlerden biri bugün emniyet teşkilatı'nın başına geçmiştir. benim polis akademisi'nde bulunduğum yıllarda, mesela akp'nin iktidara geldiği 2002'de, gülen örgütüyle ilişkisi olmayan polislerin ya maaşları kesilmiş ya da işten atılmışlardır... polis akademisi'nden birincilikle mezun oldum ve 24 yıllık kariyerim boyunca mesleğimdeki üstün başarılarımla gurur duydum. 2002'den sonra, akp terfi etmemi engelledi. akp, sadece dosyaları karşıdevrimci islamî faaliyetlere katılmakla kirlenmiş polisleri terfi ettirdi... teşkilat'ta yükselmenin tek yolu, belli bir cemaate üye olmaktan geçiyordu. bugün emniyet’deki üst düzey polislerin yüzde 80’i fethullah cemaati'nin üyesidir.”demişti. elbette bu tip atıfların bir bedeli vardır. ekim 2008'de, türk polisi saçan'ı "hükûmeti devirmeye çalışan ergenekon'a üye olduğu" komplosuyla tutuklamıştır. pek çok araştırmacı, ergenekon komplosunun akp hükûmetinin kendisini eleştirmeye kalkışan kişileri taciz edip cezalandırmak için kullandığı bir siyasi mekanizma olduğuna inanıyor. gazeteci yazar merdan yanardağ ankara emniyet’indeki islamcı sızmaya dair bazı istatistikler sunmuştu. şöyle diyor: “ramazan'dan önce ankara emniyet’indeki personele yemek sayısını belirlemek bahanesiyle ramazan'da oruç tutup tutmayacakları sorulmuştur. 4.200 memur arasından sadece 17'si oruç tutmayacaklarını belirtmiştir. bu 17 kişiden bazılarının hasta olabileceğini de göz önüne alırsanız, bu oranın ne ölçüde korkunç olduğunu anlarsınız. 2008 baharındaki telefon dinleme skandalları da emniyet teşkilatı'nın en önemli birimlerindeki fethullahçı yapılanmayı göstermektedir. nisan 2007'de türk emniyet teşkilatı'na mahkeme kararıyla verilen sınırsız yetkileri kullanarak, teşkilatın türkiye'deki bütün telefon, cep telefonu, sms, e-posta, fax ve internet iletişimlerini gizlice kaydetmesi, pek çok türk vatandaşının kişisel telefon konuşmalarının fethullahçılar tarafından dinlendiği korkusu daha da büyümüştür. fethullahçıların emniyet teşkilatı'nı istila etmesi, teknolojiyi kısıtlayıp bilgiyi denetimleri altında tutması, türkiye içindeki siyasi emellerini gerçekleştirmelerini sağlıyor. söz gelimi, şubat 2008'de tuğgeneral münir erten'in gizlice kaydedilmiş tsk'nin irak kürdistan'ına yapacağı askerî operasyon hakkındaki konuşması, genelkurmay başkanı ile yaptığı özel görüşmenin detayları ile general ergin saygun'un sağlık durumuyla ilgili kişisel bilgiler pek çok web sitesinde yayınlanmıştır. bir sonraki ay youtube dahil pek çok websitesi, savcı salim demirci ile bir meslektaşı arasındaki erdoğan ve o zamanki diyarbakır valisi ve erdoğan ofisinin danışmanı olan efkan ala hakkındaki konuşmaları yayınlanmıştır. erdoğan, demirci hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. haziran 2008'de, islamcı vakit gazetesi saygun'un tıbbî raporunun tamamını yayınlamış, şeker hastası olduğunu ve gülhane askerî hastanesi'nde gördüğü bütün tedavileri ve aldığı bütün ilaçları bütün detaylarıyla yayınlamıştır. konuşmaları gizlice dinlenip kaydedilenler arasında yüksek öğretim kurumu'nun eski başkanı erdoğan teziç ve chp'nin ileri gelen üyeleri de vardı. bu gizli kayıtlar, islamcı web sitelerinde ve gülen'in gazeteler şebekesinde yayınlanmıştır. pek çok türk gazeteci bu konuşmaların fettullahçılar tarafından kontrol edilen polis teşkilatı tarafından gizlice kaydedildiğine inanmaktadır. raporlara göre, dinleme masasının başındaki şahıs, ağustos 2005'te tayyip erdoğan tarafından göreve getirilmiş bir gülen örgütü üyesidir. vakit, yeni şafak, zaman, akp yanlısı "liberal" taraf dahil, bütün islamcı gazeteler, devlet binaları ve askerî karargâhlardaki özel konuşmaları yayınlamışlardır. islamcı, akp yanlısı medya, güya akp hükümetini yıkmayı amaçlayan sözde ergenekon komplosunun laik askerî personeli, gazetecileri ve üniversite profesörlerini kapsayan "çok gizli" polis operasyonunun kanıtlarını yayınlamaktan çekinmemiştir. bu tür sızıntıların en önemli amacı, akp'ye karşı çıkan, onu eleştiren herkesi anında taciz edip cezalandırmak ve tsk’yı yıpratmaktır.polis teşkilatı'ndaki islamcılaşmanın, akp karşıtı göstericilerin maruz kaldığı polis zorbalığına da katkıları çok büyük olmuştur. 1 mayıs 2008'de polis, istanbul'un taksim meydanı'nda 1 mayıs bayramı'nı kutlamak isteyen işçilere gaz bombaları, biber gazı ve sopayla işkence etmiştir. pek çok gösterici yaralanmıştır. işçi sendikaları ve muhalefet partileri, polis zorbalığını şiddetle kınamış ve erdoğan'ı muhalif sesleri polis aracılığıyla susturmakla suçlamıştır. polis, istanbul tuzla limanındaki işçi protestolarını da bastırmıştır. aynı şekilde, polis, erdoğan'ın politikalarını eleştirmeye kalkışan vatandaşları taciz etmiştir. erdoğan'ın korumaları, erdoğan'ın sosyal güvenlik politikalarını açıkça eleştirdiği için, 46 yaşındaki antalyalı bir adamı kaçırmış, adamı kimselerin bilmediği bir yerlere götürüp dövmüş, tehdit etmiştir. bu saldırıya maruz kalan adam, erdoğan'ın korumalarının evine gizlice silah ya da uyuşturucu madde saklayabileceklerini, kendisini öldürebileceklerini bildirmiştir. tsk anayasanın garantörü olsa da, nurettin veren, fettullahçıların polise ve diğer kurumlara olduğu kadar, orduya da sızdıklarını iddia etti:“fettullahçı subaylar bir zamanlar bizim öğrencilerimizdi. onları mali açıdan destekledik, eğittik, onlara yardımcı olduk. bu minnettar çocuklar mezun olup etkili mevkilere çıktıklarında, kendilerini ve mevkilerini gülen'in hizmetine adadılar... emir ve direktifleri gülen verir ve bu subaylar sayesinde devlet içindeki iktidarını korur... fethullah'ın öğrencileri polis akademisinden, askerî okullardan mezun olduklarında—tıpkı yeni doktorlar ve avukatlar gibi—minnettarlıklarını kanıtlamak için ilk maaşlarını gülen'e verirler. hatta yeni mezun olmuş subaylar, mezuniyet töreninde kendilerine verilen kılıçları fethullah'a hediye ederler. “nurettin veren'e göre, fethullah gülen tsk’da her 40 islamcı subay içinden bir tanesinden fazlasının atılmamasını, geriye kalan islamcı subayların ise sanki hücre evlerindeymiş gibi gizlenmeleri gerektiğini savunmuştur. bu tip iddialar komplo teorilerinin ürünleri gibi görünseler de, son zamanlardaki akp yanlısı medyaya yapılan sızıntılar, askerî kadrolara sinmiş pek çok islamcı gücün olduğunu kanıtlıyor; gülen'e bağlı altyapının genel kurmay’da önemli bir yeri olduğu spekülasyonlarını ortaya atıyor. yüksek askeri şura'nın, tarihinde ilk kez, hiçbir şüpheli islamcı subayı ordudan atmaması, bu tip spekülasyonlara geçerlilik kazandırıyor.akp hükümeti, gülen hareketine yargı analında da yardımcı olmuştur. iktidarının ilk beş yılında erdoğan, binlerce yargıç ve savcıyı akp yanlısı kişilerce değiştirmiştir. şimdi türkiye'nin cumhurbaşkanı da bir islamcı olduğuna göre, selefi ahmet necdet sezer'in aksine, bu tip önemli pozisyonlara islamcıların atanmasını veto etmesi pek mümkün görünmüyor. tam tersi, akp bu tip binlerce yeni atamalar yapmak istiyor. akp, yargıç adaylarının islam'a ve islamcılığa bağlılıklarını ölçmek için önce akp bürokratları tarafından mülakata tabi tutulmasını zorunlu kılan bir yasa çıkarmıştır. akp'nin yargı sistemini hedeflediğinin en belirli örneklerinden biri, van üniversitesi eski rektörü yücel aşkın'ın akp yanlısı, laiklik düşmanı kişilerce tacize ve cezalandırmaya tabi tutulmuş olmasıdır. buna, savcının genelkurmay başkanı olmadan önce general yaşar büyükanıt'ı şemdinli soruşturmasına bulaştırmaya çalışmış olması ve ergenekon masalı da eklenebilir.bu tip inanılmaz bir şekilde politik ve intikam duygularıyla beslenen davalar, utah üniversitesi siyaset bilimcisi hakan yavuz gibi bazı eski fethullah gülen sempatizanlarının fikir değiştirmelerine neden olmuştur. bir mülakatta, yavuz odatv.com'a dört önemli hukuki davanın düşüncelerini değiştirdiğini bildirmiştir: aşkın davası, şemdinli davası, 2005'te gerçekleştirilen atabeyler operasyonu (sözde tayyip erdoğan'a suikast düzenlemeye çalışan bir çeteye karşı yapılan operasyon) ve ergenekon masalı (soruşturması). yavuz şöyle açıklıyor: "cemaat bu 4 davayı da yönlendirmeye çalışmıştır. cemaat'in gazetelerinin arşivlerindeki yücel aşkın'ı yok etmeye yönelik iftira dolu raporlara bakın! şimdi de ergenekon masalı! bu derece önemli insanları yargısız, bir yıldan fazla hapishanelerde çürütmek kabul edilebilir bir şey değil." yavuz, gülen cemaati'nin kendi üyelerine çok başka bir dille konuştuğunu ve türkiye'nin temel felsefesiyle çelişen bir siyasi ajanda peşinde koştuğunu vurguladı. hakan yavuz, fethullahçıları insanları parayla satın almakla suçladı. yavuz, fethullahçıların insanları büyük paralar karşılığı cemaate kazandırmaya çalıştıklarını ve onların laik türkiye cumhuriyeti'ne karşı konuşup yazı yazmaları için, herhangi bir fatura vermeksizin, cemaat tarafından satın alındıklarını itiraf etti. beşinci aşamapolis, ordu ve mahkemeler tc bünyesindeki birtakım resmî yapılanmalar aracılığıyla normalde hukukun üstünlüğünü korumakla yükümlü gibi görünse de, birtakım güçlerin türk medyasını kontrol ve suiistimal etmesi mümkündür. türk medyasının geleneğinde gücü kötüye kullanma ve yolsuzluğu korkusuzca duyurma vardır. erdoğan başbakanlık koltuğuna oturduğu günden itibaren "basın özgürlüğü" kavramından ne kadar nefret ettiğini kanıtlamıştır. erdoğan'ın böyle bir kavrama tahammülü yoktur. akp hükümeti, sistemli bir şekilde sadece hükümeti öven ve hükümet adına konuşan bir medya tekeli yaratmaya çalışmıştır. erdoğan kontrol edemediği medya organlarına acımasızca saldırmıştır. yönetiminin daha ilk döneminde erdoğan altmış üç gazeteciye, pek çok yazara ve muhalefet partilerinin milletvekillerine karşı yüzden fazla dava açmıştır. bu davaların tam sayısı büyük bir ihtimalle çok daha korkunç boyutlardadır. 2008'de erdoğan, dsp'nin parlamentoda, gazetecilere karşı kaç tane dava açtığına dair yönettiği soruyu, bu tip bilgilerin kendi şahsî hayatıyla ilgili olduğu gerekçesiyle yanıtsız bırakmıştır. erdoğan'ın hür gazeteciler aleyhine açtığı davaların nedeni, diğer demokrasilerde son derece normal olarak karşılanan eleştirilerdir. mesela, 2005'te erdoğan cumhuriyet gazetesi karikatüristi musa kart'ı kendisini bir yumak ipliğe sarılı bir kedi olarak resmettiği için mahkemeye vermiştir. aynı şekilde, geçen yıl haftalık mizah dergisi leman'ı 30 ocak 2008'deki kapağında kendisini küçük düşürdüğü gerekçesiyle dava etmiştir. erdoğan, açtığı bu davaların kimilerini kaybetmiş olsa da, davaların etkisi tüyler ürperticidir. gazeteciler, yaptıkları her eleştirinin malî bir bedeli olduğunu, başbakan tarafından cezalandırılacaklarını, hatta yayınlarının akp kanalıyla toplatılabileceğini biliyorlar. akp’nin altı yıllık iktidarı süresinde, hükümet pek çok medya organını pençesine alıp akp yandaşı fettullahçı holdinglere satmıştır. söz gelimi, 2007'de tmsf (tasarruf mevduatı sigorta fonu), türkiye'nin ikinci büyük medya grubu olan sabah-atv'yi bir gece yarısı baskınıyla ele geçirmiştir. erdoğan tarafından atanan kişilerce doldurulan tmsf, daha sonra yönetim kurulu başkanlığını erdoğan'ın damadının yaptığı çalık holding'e satılmıştır. çalık, bunun finansını iki devlet bankasından aldığı borçla ve katar merkezli bir medya şirketine sabah hisselerinin yüzde 25’ini satarak gerçekleştirmiştir. ahmet çalık'ı ocak 2008 suriye ziyareti sırasında katar emiri hamad bin halife'yle tanıştıran kişi ise abdullah gül'dür. çalık şubat'ta gül'e, nisan'da erdoğan'a katar ziyaretleri sırasında eşlik etmiştir. medya, sabah-atv grubunu satın almak isteyen diğer ticaret birliklerinin erdoğan tarafından ihaleden çıkmaya zorlandıklarını, böylece çalık'ın tek ihale teklifçisi konumuna kavuşturulduğunu bildirmiştir. o zamandan beri sabah gazetesi hizmette kusur etmeden akp'nin savunuculuğunu yapıyor. eylül 2008'de erdoğan bütün parti üyelerinin ve yardımcılarının doğan medya grubu'nun gazetelerini boykot etmesini emretti. bunun tek sebebi, doğan grubu'nun islamcı "yardım kurumları"nın para aklama faaliyetlerini yayınlamasıydı. zaman, sabah, yeni şafak, türkiye, star, bugün, vakit, ve taraf gibi islamcı gazeteler ile islamcı televizyon kanallarını ve radyo istasyonlarının akp’ci ve/veya fettullahçı sahipleri vardır. tirajlarına baktığımızda, islamcı gazetelerin türkiye'deki gazete satışlarının en azından yüzde kırkını ellerinde tuttuklarını görüyoruz. fethullah gülen'in planlarıholdinglerin türk toplumunda her zaman çok önemli bir yeri olmuştur. aydın doğan ve mehmet emin karamehmet gibi laik işadamlarının hem endüstri alanında, hemen de medya, bankacılık sektörü, hatta eğitimde önemli çıkarları vardır. ama türkiye tarihinde başka hiçbir kişi gülen'inki gibi türk toplumunu kökten değiştirmeye çalışan bir siyasi hareket başlatmamıştır. bugün gülen güçlü bir partizan medyayı kontrolü altında tutuyor. bu şebeke sadık bürokratları, partizan üniversiteleri, akademiyi, partizan savcı ve yargıçları, partizan emniyet ve istihbarat kurumlarını, partizan kapitalist ticaret odalarını, sivil toplum kuruluşlarını, işçi sendikalarını, partizan öğretmenleri, doktor ve hastaneleri içeriyor. gülen'i bu denli tehlikeli kılan nedir? bu sorunun en iyi yanıtı gülen'in kendi vaazlarında gizlidir. 1999'da türk televizyonu gülen'in üyelerinden oluşan bir kalabalığa vaaz verdiği bir video kaydını yayınlamıştır. bu kayıtta gülen, şeriat kurallarıyla yönetilen bir islamcı türkiye hayallerini ve bu hayalleri nasıl gerçekleştireceğinin yollarını anlatıyordu. gülen vaazlarda şunları söylüyordu:“belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar... bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır, zaruri ve lüzumlu. yanlış bir şey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan, bir kısım erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer ve müslümanlara cezayir'deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. suriye'deki 82 vakıası gibi bir fecaat yaşatırlar. her sene mısır'da yaşanan fezaat ve fecaat gibi fezaat ve fecaat yaşatırlar... böyle bir dönemde, tam özünüzü bulacağınız, kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaşacağınız ana kadar... türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekebileceğiniz ana kadar her adım erken sayılır. her adım yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir. civcivleri terk edip terk eden bir kuluçka gibi civcivleri doluya, fırtınaya terk etmek gibi bir şeydir. ve burada yapılan şeyler bunlardır. burada yapılan şeyler mikro planda dünyayla hesaplaşma işidir... bunca kalabalık içinde ben bu duygu düşüncemi sözde mahremce anlattım ama sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. biliyorum ki elinizdeki meyve suları boş kutularını dışarı çıkarken bir çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de... çöp kutusuna atıp geçeceksiniz.”fettullah şöyle devam ediyor:her yerin kapalı olduğu, kapıların kilitlenmiş olduğu zamanlarda bizim ışık evlerimiz eskisinden çok daha önemli görev yaptılar. eskiden medreseler vardı, görevleri vardı, okulların görevleri vardı, tekkelerin görevleri vardı. bu işıkevleri okul olmak, medrese olmak, aynı zamanda tekke olmak zorundaydı... izin devletten gelmedi, devletin kanunlarından gelmedi, bizi yönetenlerden de gelmedi. izin allah'tan geldi... allah camilerde olduğu gibi, isminin bu evlerde anılmasını, çalışılmasını, öğretilmesini istiyordu. başka bir vaazda gülen şunları söylüyor:çok sancılı bir baharda yaşıyoruz. yeni bir millet doğuyor. milyonların milleti doğuyor, yüzyıllarca yaşayacak, allah'ın izniyle. kendi kültürüyle kendi yapısıyla. bir doğum nasıl sancı verirse, milyonlarınki de sancısız olamaz. elbette sancı çekeceğiz. bir millet ateizme açılmışken, materyalizme açılmışken, kendinden kaçmaya alışmışken... kendine ait bütün değerleri arkasına atıp bir mevcudu-u meçhule, bir maşuk-ı meçhule doğru koşmuşken... geriye dönülmesi zannedildiği kadar kolay olmayacaktır ve bunun için ne çekilse... değer. ve gülen başka bir vaazında meydan okuyor:bizim hizmetimizin felsefesi bir yerlerde bir ev açmaktır ve bir örümceğin sabrıyla ağlarımızı öreceğiz, insanların gelip bu ağlara düşmesini bekleyeceğiz ve ağlara düşenleri eğiteceğiz. biz ağlarımızı onları yemek için değil, kurtuluşlarını göstermek, ölü vücutlarına ruhlarına can vermek için kuruyoruz. fettullahçıların çoğu ve cemaate çalışan islamcı medya, bu vaaz kayıtlarının belli ölçülerde tahrif edilmiş olduğunu iddia etseler de, gülen örgütünden kaçmayı başarmış kişilerce hazırlanan video kliplerinin sayısına bakarsanız, bu iddia ve inkârların tutarsızlığı daha iyi anlaşılır.gülen'e amerikan hükûmeti desteği iddialarıpek çok türk analist, gülen ve amerikan hükûmetindeki destekleyicilerinin henüz seçimleri kazanmadan önce erdoğan'a beyaz saray'dan bir davetiye temin ettiğine inanıyor. o zamanlar erdoğan'a islamcı faaliyetleri nedeniyle politika yasağı getirilmiş ve bu olay 2002 türkiye seçimlerinden önce bir abd onayı olarak sunulmuştu. gülen'e amerikan hükümeti ve özellikle de cia desteği verildiği, türkiye'nin laik elitleri arasındaki hâkim bir görüştür ama ortada bu iddiaları doğrulayabilecek hiçbir kanıt yoktur.türk laiklerinden "gülen'e abd'nin destek verdiği" varsayımlarını kanıtlamaları istendiğinde genellikle gülen'in pennsylvania'daki 20 yıllık ikametini kanıt olarak gösterirler. 24 haziran 2008'de yargıtay, daha önemsiz bir mahkemenin gülen'i laik tc’yi devirmek amacıyla yasadışı bir terör örgütü kurmak suçundan beraat ettirmesini onayladığında, gülen başka bir hukuk savaşını daha kazanmıştı—bu kez abd’de. bir federal mahkeme, amerikan iç güvenlik kurumu'nun ve göçmenlik bürosu'nun gülen'in yeşil kart başvurusunu "eğitim alanında olağanüstü yeteneklere sahip kişi" ölçütüne uymadığı için reddetmesi kararını, geri çevirmişti. bu iç güvenlik kurumu gülen'i eğitim alanında bir uzman ya da bir eğitimci olarak değil, "çok büyük ve etkili bir dinci ve siyasi hareketin holdingler sahibi bir lideri" olarak tanımlamıştı. gülen'in bu mahkeme kararıyla amerika'da oturma izni alması türk analistlerin komplo teorilerini beslese de, amerikan hükûmeti gülen'i yücelten bütün faaliyetlerin kendi hareketi tarafından finanse edildiğini belirtti. gülen 18 haziran 2008'deki duruşması için hazırlanan dosyasına çoğu ilahiyatçılardan ve kendisini ve örgütünü destekleyen türk politikacılardan gelen 29 destek mektubu ekledi. john esposito—arabistan'ın finanse ettiği prince alwaleed bin talal center for muslim-christian understanding'in direktörü—fettullahçılardan büyük miktarlarda bağış aldıktan sonra, gülen onuruna bir konferans sponsor etti ve gülen'in savunma dosyasına eklenecek bir mektup yazdı. iki eski cia çalışanı, george fidas ve graham fuller ile amerika'nın eski türkiye büyükelçisi morton abramowitz da gülen için destek mektubu yazdı.mektuplar işe yaramış görünüyor. 16 temmuz 2008'de amerikan bölge yargıcı stewart dalzell bir genelge yayınladı. bu genelgeyle amerikan göçmenlik bürosu'nun gülen'e 1 ağustos 2008'e kadar, "olağanüstü kabiliyetlere sahip bir yabancı" olduğu gerekçesiyle, çalışma izni vermesini talep ediyordu. mahkeme, göçmenlik bürosu soruşturmacısının gülen'in başarılarını ölçmek için sadece "eğitim alanı"nı kullanmasının bir hata olduğuna, ilahiyat, siyasi bilimler ve islam araştırmaları alanlarının da göz önüne alınmasının gerektiğine karar verdi. mahkeme, amerikan vatandaşlık ve göçmenlik servisi yönetimi temyiz bürosu'nun gülen'in eserlerinin "bilimsel" olmadığı yolundaki hükmünün de hatalı olduğu kanısına vardı. bu kararın en büyük nedeni mahkemenin "bilimsel" kelimesini son derece muğlâk bir şekilde yorumlamasıydı. son olarak, mahkeme gülen'in amerika'da yaşamak isteyen kişilerde aranan "abd'nin çıkarınadır" zorunluluğunu da yerine getirdiği kararını verdi. ikametinin ardındaki hukukî mantık ne olursa olsun, abd'nin gülen'e oturma izni vermiş olması, gülen hareketinin "washington'ın akp ve fettullahçı yandaşlarına destek verdiği" imajını yaymaya devam etme gücünü verecek ve türkiye, kuruluşunun yegâne temeli olan laiklikten biraz daha uzaklaşacaktır.sonuçlargülen pek çok dostun, bütün dünyayı dolaşan yoldaşlarının ve parayla satın alınmış gazeteci ve akademisyenlerin desteğinin verdiği keyfi çıkarıyor. gülen'in faaliyetlerinden duyulan endişe, çoğu zaman türk, amerikan ve avrupa medyası tarafından "paranoya" olarak sunuluyor, bu konudaki uyarılar ciddiye alınmıyor. türkiye'nin başsavcısı akp'yi laik anayasayı yok etmeye çalışmak suçundan dava ettiğinde, islamcılara destek veren medya ile batılı diplomat ve gazeteciler, davayı "anti-demokratik bir hukukî darbe" olarak yorumladılar. ama bu kaynakların büyük bir çoğunluğu, islamcılıkla demokrasi arasında, laiklikle faşizm arasında bir dikotomi olduğu varsayımından yola çıkarak, ergenekon tutuklamalarını da topa tuttular. islamcı medya tarafından türkiye'deki islamcıların "reformcu demokratlar," modern, laik türk aydınlarının ise "gericiler" olarak sunulmaya devam edilmesi, modern politikadaki en saldırgan ama maalesef etkili yalanlardan biridir. türkiye'de dindar müslümanların ramazan'da oruç tuttukları için saldırıya uğradıkları görülmemiş bir olayken, son yıllarda bunun tam tersi pek çok olay yaşanmış, oruç tutmadıkları ya da içki içtikleri için pek çok türk vatandaşı islamcı saldırıların kurbanı olmuştur. kadınlar şeriat kuralları doğrultusunda başlarını kapayıp memleketin her yanında serbestçe dolaşabildikleri halde, türban takmayan türk kadınları belli bölgelerde dışlanmış, pek çok kez saldırılara maruz kalmışlardır. batı dünyasında hâkim olan "dindar müslümanlarla din-karşıtı laik kemalistler arasındaki çatışma" imajının tam tersi, laikler dahil, türklerin büyük bir çoğunluğu geleneksel ve dindar insanlardır ve kendilerini "önce müslüman" olarak tanımlarlar. her ne kadar türkiye cumhuriyeti anayasası bütün türk vatandaşlarını "türk" olarak kabul etse de, ülkedeki yaygın ve hâkim anlayış, türk olabilmenin tek yolunun müslüman olmaktan geçtiği yolundadır. türkiye'nin hiçbir kurumunda tek bir gayrimüslim vali, büyükelçi, subay ya da polis şefi olmaması, türkiye'de islam'ın hâkimiyetinin kanıtlarındandır. gülen türkiye'deki kişisel özgürlüklerin artması için değil, islam'ı caminin ve özel alanın sınırlarından kurtarıp onu toplumun her alanında hâkim kılmak, hayattaki bütün ilişkileri islam kurallarına göre yeniden düzenlemek için savaşıyor. gül ve erdoğan dâhil, akp liderleri "islam'ın camide tutuklu kılınmış olması"na karşı çıkan görüşlerini defalarca ifade etmiş, islam'ın bir yaşam biçimi olarak her tarafa hâkim olması gerektiğini talep etmişlerdir. türklerin büyük bir çoğunluğu, kısa bir zaman önce akp liderlerinin laikliğin "din ve devlet işlerinin ayrımı" olarak tanımlanmasına nasıl karşı çıktıklarını çok iyi hatırlıyor. gül—27 kasım 1995 tarihinde the guardian'da yaptığı mülakat dâhil—laikliği her fırsatta aşağılamıştır. türk islamcıların yegâne gayesi, türkiye'nin kuruluş prensiplerini ortadan kaldırmaktır. abd ve batı liderleri gülen'in hoşgörü retoriğinin bir aldatmaca olduğunu görmemeye devam ettiği sürece, kendilerini "dinlere özgürlük diyalogunun değil, "türkiye'yi kim kaybetti?" sorusuna yanıt aramaya çalışan bir aşamanın kurucuları olarak bulacaklardır. " (bkz: http://www.habercek.com/…ask=view&id=8183&itemid=63)bu durumda her ne kadar sozde egitim almis gibi gorunseler de, gorus ufuklarinin cizgisi at gozluklerinin bir kidim otesine gecmesine firsat verilmeyen beyinleri yikanmis, islami burjuva allahina tapan ve islamin altinci sarti olarak amerika yi tavaf eden muritlerin ataturk e bok atmalarinin nedeni gayet acik ve net ! ustelik ataturk e diktator derken, islam perdesinin ardina sinip gozunu tepeye dikmis asil diktator olma sevdalisina nasil nazi misali secdeye durduklarinin farkinda olmamalari durumun en komik ve aci tarafi ..
(anshar - 3 Mayıs 2009 16:37)
mustafa kemal, gücü tek elde bulunduran bir kişiydi, kardeşim, doğrudur. ne tür bir kriterle değerlendirilirse değerlendirilsin, bunu inkar edecek birinin çıkacağını sanmıyorum. yarar/zarar, doğru/yanlış vs. açılarından mustafa kemal'in yaptıklarını olumlu ya da olumsuz bulmak ise olası. atatürk'ü eleştirilemez bir tanrısallıkla şekillendirmek ise bambaşka bir şey. bu türden kelamları fazlaca dikkate alıp laf yetiştirmek zaten hep aynı kapıya çıkıyor. atatürk düşmanı oluyorsun, cumhuriyet karşıtı oluyorsun, sorosçu, vatan haini, kürtçü vs. oluyorsun, ne dersen de havaya gidiyor sanki. lakin bunun bir de karşı tarafı var. atatürk'ü ve kemalizmi eleştireceğim derken acayip acayip argümanlar öne sürülüyor, temelsiz, kavramsal açıdan safsatanın ötesine geçemeyecek şeyler söyleniyor; hal böyle olunca insan ister istemez düşünmeden edemiyor: resmi tarihin eksiklerini/yalanlarını göstermek isterken asıl amaç gerçeği gösterip ülke tarihi ile yüzleşmek mi yoksa bambaşka bi şey mi?evet kardeşim, atatürk kürtlere vaatlerde bulundu ancak bunlar hep sözde kaldı, evet kapitalistti, chester projesine onay verdi, evet "ermenilerin bu memlekette hiçbir hakkı yoktr" diyecek kadar dönemin siyasi konjonktüründen etkilenmişti. evet nutuk bir tür tarihi yeniden yazma niyetidir, evet mustafa suphi'nin ölümünde parmağı var mı bilmiyoruz, evet izmir suikasti sonrasında olan bitenler hakkındaki görüşlerimi yazsam 5816 kez canıma okurlar, evet dersim'de inen devletin tunç yumruğu canımı sıkıyor, evet kemalizmin temellerini atan recep peker, mahmut esat bozkurt ve daha nicesini düşününce kan beynime sıçrıyor; evet kardeşim, tarhimizle ilgili bilmediğimiz, öğrenmemizin istenmediği pek çok şey var. mustafa kemal dönemi de dahil türkiye'de devlet, pek çok hata yaptı ve evet ben bunların öğrenilmesini istiyorum. doğruları bilmek, gerçekleri duymak istiyorum. devlet ideolojisini kafalara kakmak için düzenlenmiş "milli" eğitim sisteminden ve sistemin çarpıklığından hoşlanmıyorum. karşımda papağanlaşmış insanlar görmek istemiyorum. düşünebilen, tartışabilen kişiler yetişsin istiyorum, tek yapabildiği "kendisinden farklı olana kin beslemek" olan, paranoyak insanlardan bıktım. ülkenin bugün içinde bulunduğu kutuplaşma canımı sıkıyor, inançları için eğitim haklarından feragat etmek zorunda bırakılan çocuklar için üzülüyorum. sırf ismi kürtçe olduğu için işe alınmayan, hor görülen garibanları düşündükçe sıkılıyorum. cumaları namaza gitmiyor diye, oruç tutmuyor diye dışlanan, temkinli yaklaşılanlar için üzgünüm. etek giydi, sevgilsini öptü diye adı orospuya/godoşa çıkan, onu bırak basbayağı dövülen insanları duyuyorum, okuyorum, ağzımdan bir küfür çıkıyor. evet kemalizm bizi kapalı bir toplum haline getirmiş, statükocu olmuşuz, devlet tepeden indi sanıyoruz, "allah devletimize zeval vermesin"ler, "şeriatın kestiği parmak acımaz"lar, "türk adaletine güveniyorum"lar dilimize yapışmış. devlet ne yapsa doğrudur'u bellemişiz, karşı çıkanı düşman ilan etmişiz, vatan haini demişiz, birbirimizi yemişiz... say say bitmez.yalnız işte şu da var; ben şimdi bu kadar lakırdı edip, "bir diktatör olarak mustafa kemal" mevzusunu getire getire şuraya getiriyorsam, tapındığım şey mevcut devlet erki değilse de, yine aynı türden bi zihniyetin zıt kutbunda bir temayülü müdür diye düşünmeden edemiyorum. yok, ne olduğunu biliyorum da, okuyucu da bir düşünsün istiyorum."şuraya getiriyorsam" dedik, nereye getiriyorsam;"..atatürkü seçme hakkı diyelim mi şuna? o bile değil. çünkü mustafa kemal kendisini kendi seçmiştir. darbeyle işbaşına gelmiştir. hitler bile en azından seçimle işbaşına gelmişti.."~- atatürk bir diktatördür, hatta hitler atatürk'ten daha demokratik bir süreç sonunda gelmişir.+ ney? - hitler diyorum, o bile seçimle geldi, atatürk darbeyle. hitler daha demokrat bence.+ hö?- ya işte hitler diyorum, diktatör; mustafa kemal de diktatör. ama hitler demokratik bi süreçle geldi, atatürk devleti ele geçirdi. bi bakımdan hitler daha olumlu. çünkü ben demokratım, demokrasiye inandım, demokratik süreçle geldi hitler, atatürk darbeyle. demokrasi, diyorum, hitler de bile buna inanç vardı yani.+ ...(bkz: reductio ad hitlerum), (bkz: godwin kanunu), (bkz: oehh)
(dopermen - 3 Mayıs 2009 18:59)
diktatörlük otokratik hükümet biçimleri içinde, hükümetin bir kişinin mutlak kontrolünde olduğu bir iktidar biçimi, bir rejimdir. misal, bu konum soy bağı olan birilerinden devralındıysa en tepedeki kişiye diktatör denmez, rejim diktatörlük değil, bir tür saltanattır. yine misal, iktidarın dar bir kliğin*, zümrenin kollektif kontrolünde olduğu rejimler de diktatörlük değil oligarşidir. yine misal ben, diktatörlüğü* saltanata tercih ederim. her neyse diktatör ve diktatörlük en temelde, aslen bir iktidar biçimi kategorisidir. çoklukla cari olduğu dönem için bir hakaret kelimesi değildir. mustafa kemal iktidara geliş, iktidarını yürütme ve iktidarda kalma şekli (seçimlerin şekli, iktidarın meşruiyet kaynağı gibi) itibariyle diktatördür. bu kendi başına bir hakaret olamaz. "sezar bir diktatördü" dendiğinde kaç kişi bunu 2100 yıl evvel yaşamış birine hakaret olarak algılar. roma imp. dönemi denir, tarihsel bağlam denir vs. vs. atatürk dönemi diktası içinse en hafif deyimle ironik olan, kendisinin hürriyet, halk iradesi, bağımsızlık gibi kavramların ortaya çıkıp imparatorluk içinde yayıldığı bir dönem ve çevrede sosyalleşmiş, endoktrine olmuş biri olmasıdır (jön türklerin ve ittihatçıların 2. abdülhamit jurnalciliği ve sansürcülüğüne; istibdad'a karşı bayrak açmaları vs.). bu nedenle diktatörlüğü, mustafa kemal için esasen vazettiği idealleri gerçekleştirmekte veya bu konuda gerekli samimiyeti göstermekte başarısızlık demek, kendisi ile çelişmek demek anlamına geliyor benim için.ancak şunu da belirtmek gerek, insanlık tarihi, coğrafyaların tarihi yüzlerce binlerce yıla yayılır. anadolu'daki bizans, selçuklu ve osmanlı döneminde cari, "ülke ve halk olarak hanedanların mülkü" olma şeklindeki iki bin yıllık iktidar biçiminin bitişinden sonra, bir 15 yıl* için, buna son veren kişinin diktatörlüğü bence göze alınması razı gelinmesi mümkün bir maliyettir.
(poturgilinpotur - 8 Eylül 2009 18:45)
o kadar diktatördür ki cumhuriyeti ilan etmiş; ülkeyi çok partili sisteme geçirmiş; vatanın bağımsızlığı, milletin egemenliği için ömrünü feda etmiştir.tek bir konuda yanılmıştır ki, o da türk milletinin zeki oluşudur. kendisini diktatörlükle suçlayanlar bu yanılgıya örnek teşkil etmekteler.
(kurtkadin - 8 Eylül 2009 18:55)
kaynak (ara: nagehan alçı) olduğu sürece cevap bile verilmeye değmeyen bir iddia.
(okumamyokamaiyiyazarim - 2 Kasım 2011 22:14)
adolf hitler'in gazi paşa hazretleri ile ilgili duygu ve düşünceleri, bu iddiayla uzaktan yakından alakası yoktur. bir tespit dehasının kaynağından gidelim, buyurun;"50'nci yıldönümünde bir heyetle ziyaretine gittiğimiz hitler, o delice gururlu hitler demişti ki: mustafa kemal, bir millet bütün vasıtalardan mahrum edilse dahi, kendini kurtaracak vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır. onun ilk talebesi mussolini'dir, ikinci talebesi benim"kaynak: falih rıfkı atay'ın çankaya kitabı.mustafa kemal'in milleti için verdiği mücadeleyi örnek almaları, mustafa kemal'in de diktatör olduğu anlamına mı geliyor? diyelim ki sen bir orospu çocuğusun ve sırf bu yüzden sana okuma yazma öğreten öğretmenin de, bir orospu çocuğu mu olmuş oluyor? olayı tam anlamış değilim.
(tintobrass - 7 Aralık 2011 19:25)
hani bazı insanlar vardır. ne söylersen söyle anlamaz. çocuğa anlatır gibi en basit haliyle bile anlatsan anlamaz, kitlemiştir beynini, ya da zekasıyla ilgili ciddi problemleri vardır ya hani, heh işte öyle insanları görmemizi sağlayan başlıktır bu başlık. öyle insanları görmemizi sağlayan düşüncedir bu düşünce.bilmez ki şu an ağzını yaya yaya "mustafa kemal diktatör yea" deme özgürlüğüne sahip olmasını bile mustafa kemal'e borçludur. anlayamaz, kapasitesi el vermez çünkü.
(motosikletli kiz - 30 Temmuz 2014 14:43)
Yorum Kaynak Link : bir diktatör olarak mustafa kemal