La fleur du mal (~ Kötülük çiçegi) ' Filminin Konusu : Claude Chabrol'un filmi burjuva ailesi Charpin-Vasseur'lerin üç kuşağını gözler önüne serer. Aile evinde toplanmışlardır. Nazi sempatizanı babasını öldürmekten yargılanıp beraat eden Line Teyze, yeğeni Anne ve onun çocukları...Anne belediye başkanlığı seçimlerinin ortasındadır. İkinci kocası Gérard'ın yetişkin bir oğlu kendisinin ise eski kocasından yetişkin bir kızı vardır ve iki genç birbirine aşıktır...Seçim zamanı elden ele dolaşan bir el ilanı aileyi dehşete sokar. Yazanın kim olduğu ise belli değildir. Diğer partinin adayı mı yoksa Anne'nin hemen dibindeki kocası mı?..2003 Berlin Film Festivali Altın Ayı adayları arasında yer almıştı. Chabrol bir kez daha bir burjuva ailesinin hikayesini anlatarak eleştiri oklarını çekinmeden bir bir yolluyor. Daha öne İstanbul Film Festivali'nde 'Ustaya Saygı' Bölümünde gösterilmişti
Une affaire de femmes(1988)(7,6-3426)
Violette Nozière(1978)(7,3-1801)
Betty(1992)(7,2-1185)
L'enfer(1994)(7,2-3635)
Au coeur du mensonge(1999)(7,0-1865)
Masques(1987)(6,9-1073)
Poulet au vinaigre(1985)(6,7-1302)
La demoiselle d'honneur(2004)(6,7-2475)
Merci pour le chocolat(2000)(6,7-4333)
Rien ne va plus(1997)(6,6-1916)
La fille coupée en deux(2007)(6,4-3295)
L'ivresse du pouvoir(2006)(6,4-2604)
insanların yemek masasında (aslında sanki çay faslındaydılar, ne fark eder) görüntülenmeye başlayıp kameranın kafesin arkasına gidişiyle kafesin içindeymişcesine görüntülendiği sahnesiyle beni şaşırtmış film.
(daphne - 27 Mayıs 2007 23:03)
(bkz: jeanne duval)
(takavutcadi - 18 Ocak 2008 19:29)
iki sülale içindeki çapraz ilişkilerin doğurduğu ince laneti konu alır..
(mortradamus - 25 Haziran 2003 20:26)
claude chabrolun, eğer sabrederseniz finale doğru sizi cömertçe ödüllendirdiği filmi.özellikle filmdeki yaşlı kadının performansına ve filmdeki pozisyonuna dikkat etmek gerek.
(tabularasa - 15 Ağustos 2003 08:32)
yaşlandıkça muzurlaşıyor galiba claude chabrol. la fleur du mal’de, çapkın eczacının « ağrıyan boğazınızı gösterin de size bir ilaç vereyim » diyerek odasına atmak üzere olduğu televizyon filmi oyuncusu bayana « je n’ai que ma gorge à vous offrir » (size sunacak sadece boğazım var) dedirtir merdiveni çıkarlarken (bkz: georges clemenceau/#2010814). söz konusu oyuncu monika lewinsky’ye benzer şaşırtıcı bir sekilde**
(pinocchio - 23 Ağustos 2003 01:38)
kadrosunun cogunlugunu tiyatro oyuncularının olusturmasının etkisiyle mi bilinmez, bu filmde bir « yassılık » var. seyirciye uzaktan iki boyutlu gibi görünen bir tiyatro sahnesinde geçer gibi sürüp gidiyor bu film. ama yönetmen claude chabrol olunca insan ister istemez « bir dakika, diyor kendi kendine. bu özel olarak aranmıs bir özellik olmasın, bu filmin hayatın boyutlarından birisiyle, « zaman »la bir –sorun degilse bile- bir ilgisi olmasın ? » öyle galiba. filmin basında, üç yıl önce gittigi amerika’dan dönen gençin ilk sözü « hiç bir sey degismemis » olur. gitgide, filmdeki en aklı basında kisilik oldugunu anladıgimiz line hala ise torununa hayatın sırlarından birisini söyle açıklar. « le temps n’existe pas, tu verras. c’est un présent perpétuel » (göreceksin, zaman diye bir sey yok. her sey simdiki zamanın ebedi hâli)… niyeti bastan neydi bilemeyecegim ama, chabrol’a filminizde bir boyut eksik dersek her halde bunları hatırlatacaktır bize. senaryo, çekildigi bölgenin (bordeaux çevresi) insanin aklına getirdigi ilk özelliklerin üzerine yatmıs, tabiri caiz ise. yeni nesilinin aklının baska yerlerde oldugu sarap üreticisi bir aile ; bir kaç yıl önceki maurice papon durusmasının (isgal sırasında bordeaux bölgesi valisi idi, nazilerle isbirligi yapmakla kalmamıs, onlar adına yahudileri, bir tek çocuk bile unutmamaya dikkat ederek, toplama kamplarına göndermeyi boynunun borcu bilmis olan papon) akla getirmemezlik edemeyecegi isbirlikcilik… bordeaux bölgesi ile benzetmeyi sürdürürsek, iyi bir topragın, iyi bir château’nun geleneklerini sürdürüyor, claude chabrol’un son filmi. ama iyi bir « yıl » degil. (1945 degil, hele hele 1961 hiç degil). iyi bir château’nun olaganüstü olmayan bir sarabı gibi. zaman iyi bir sarabin lehine çalısır. orta halli bir sarabın ise, filmdeki mesajin tersine, belirli bir tüketilme zamanı vardir ki o zaman « présent perpétuel » degildir. içimden bir ses, bir sonraki chabrol’dan önce görülmesini söylüyor bu filmin (umarım daha uzun süre çekmeye devam eder de eric rohmer’le birlikte bir fransız de oliveira’sı daha olmus olur böylece).
(pinocchio - 23 Ağustos 2003 16:56)
filmde "zaman" sanki daha önceden belirlenmiş gibi dururken bütün oyuncularda diyaloglar arasındaki bu sabit zamana uyar gibi gözükür ki bu "şimdi" kavramından izleyeni farklı zamanlara götürür, film dışında her şeyi düşündürür. kısaca, şimdiyi filme iliştirir, yandan yandan..
(bilmece - 24 Ağustos 2003 15:15)
sinematograf cihazının efkarı umumiyeye tanıtıldığı yıların hemen ardından inşa edilip günümüzde de kibrit çocuklar için şahsi zevkleri tatmin amacıyla kullanılan tozlu "gurbet ne yana,sinemaskop ne yana" dedirten kare bir perdede götümüzü kaydıra kaydıra izlediğimiz, trabzan aralarından yahut saksı diplerinden bakıp değişik bakış açıları geliştirdiğimiz,chabrol'ün -ki tanımam etmem-arasıra amerikan dağlarına yo hayır arasıra da değil üç replikte bir,amerikan hamburgerine,amerikan yalnızlığına,amerikan zenginliğine,amerikan büyüklüğüne,amerikan dağ havasına,amerikan havasına amerikan halay havasına,horon havasına,falanına feşmekanına,teknolojinin beceriksizliğine parmağını basıp kanatmadan çekmesine müsade ettiğimiz bi film..çizgileri kalın kenarı süslü okul defteri..ve evet ki inkar etmiyorum filmdeki her kapı bu denli açık aralık ve görünür.. mevzuyu fosforlu pembe kalemlerle altını çizerek anlatmaktan,göz bebeğini delercesine sokup sokuşturmaktan,"anladın değil mi ehehhe evt,hiç beklemediğin bişey olucak şincik" demekten ne kadar hoşnutsuzsam öylece de çıkmışımdır salondan,çelişkili ilişkiler yumağınınardından ön sıradaki ufak kızımızın filmden sonraki yorumuna da kamuoyunun gözemi babındayer verirsek "ehhe ecnebi memleketlerde de her şey olabiliyomuş demek ki" .. fakat serde bir chabrol sevdası yatar,ben çok utanırım yüzüm kızarır sessiz kalma hakkımı hoyratça deldikten sonra bir kibrit gibi susarım..
(jengshimishiva - 25 Ağustos 2003 10:36)
Yorum Kaynak Link : la fleur du mal