Tulitikkutehtaan tyttö (~ Flickan från tändsticksfabriken) ' Filminin Konusu : Tulitikkutehtaan tyttö is a movie starring Kati Outinen, Elina Salo, and Esko Nikkari. A woman's terribly dull life is upended by a one-night stand pregnancy, causing her to seek retribution.
Ödüller :
Mies vailla menneisyyttä(2002)(7,7-20353)
Kauas pilvet karkaavat(1996)(7,7-6149)
La vie de bohème(1992)(7,7-4593)
Varjoja paratiisissa(1986)(7,6-4140)
Ariel(1988)(7,6-5230)
Pidä huivista kiinni, Tatjana(1994)(7,3-2555)
I Hired a Contract Killer(1990)(7,3-5030)
Rikos ja rangaistus(1983)(7,2-1870)
Leningrad Cowboys Go America(1989)(7,0-6111)
Hamlet liikemaailmassa(1987)(7,0-1612)
Juha(1999)(7,0-2207)
Laitakaupungin valot(2006)(6,9-5789)
(bkz: fabrika kizi)
(tytto - 16 Nisan 2008 16:55)
(bkz: safinaz)
(sarsazia - 5 Ocak 2009 15:25)
müzikler tam olması gerektiği gibi, bir tanesi meşhur: cadillac parçası. tekrar tekrar dinlenesi.bir de kapitalizm, yabancılaşma falan. çok söze gerek yok aslında. izleyin, izletin.
(mbaran - 18 Kasım 2011 02:51)
fin sadeliğinden öğeler taşıyan başarılı bir yapıt.
(arboga nehrinin kiyisinda uyuyan adam - 21 Temmuz 2012 00:54)
"görünen o ki soğuktan ve açlıktan öldüler, çok uzakta ormanın içinde."(bkz: proletarya üçlemesi)kaurismaki’nin –bir nebze- bressoncu anlatımı dikkat çekicidir. düz, statik, öze inen çekimler, eksikleştirilmiş sahneler, olay örgüsünün ikinci planda kaldığı, karakterlerin asıllarının iplerini ele aldığı ve de tabandan başlayan bir devrim ruhuyla finlandiya’yı resmettiği nettir. kaurismaki, sıradan bir karakteri alarak onu bastırılmış devrimin öncüsü yapar. bu, ıris’tir. ıris, bir kibrit fabrikasında çalışan, üvey babası ve annesine bakmak zorunda olan gençtir. ıris, otobüste, evde kitap okur. onun dünyası diğer insanlardan yalıtılmış ve toplumun ona atfettiği işlevi bir şekilde yerine getirmek zorunda kalıyor oluşu ıris’i muhtelif arayışlara iter. yalnızlığı, sevgi yoksunluğu onun içindeki hayalleri bir savaşa dönüştürür. kaurismaki, karakterini o anlığına öyle yalnızlaştırır ki fin toplumunun bireyselliğini kitle algısından muaf tutmaz. donuk bakışlar, rüzgârlı hava, soğuk atmosfer, kuzey kutup dairesi, paramiliter topluluk, sınıf, fabrika ve yaşam ıris’in bakışlarını ufuk çizgisinde keskinleştirir. ıris’e yüklenen anlam ile ıris’in barda tanıdığı ve sevdiği bir diğer karakter aarne arasında bir zıtlık vardır. ıris, kibrit fabrikası – ev arasında gidip gelirken aarne ona göre daha bir üst mertebededir. aarne, kaurismaki’nin gözünde geleceği parlak burjuvazi insanıdır. onu, işçi sınıfından ayrı bir seviyede tutarak iki karakter arasındaki refahı gösterir. aarne, imkanları yüksek, hissiyatı düşük, derinliklere işleyemeyen, endüstriyelleşmiş ve gelişmiş toplumun şemasıdır. ıris, aarne’ye oranla maneviyat hazinesini korumuş, içindeki inancını, sevgisini ilelebet sürdürme gayesinde olan, toplumun alt kademelerinde yer alan, parçalanmış hayatların içindeki bir figürdür. ıris’in aarne’ye duyduğu sevginin altında elit bir yaşama geçiş yatmamaktadır. kaurismaki’nin aarne’ye sigara içerken –daimi olarak- çakmak, ıris’e de kibrit kullandırtma alegorisi buradan gelmektedir. bu iki karakterin yaşam prototipleri bu noktada küçük ama uçurumlu bir virajla kıvrılır. aarne, ıris’e sevgi duymayışında, eylemlerinde ve hakikatinde totaliter ve tiraniktir. ıris, daha toplumcudur. onu istemeyişini bilmesine rağmen her insanın onurunu bilir. aarne’yi karşı tarafta sunan kaurismaki, ıris karakterini geri dönülmez bir çembere sokar. onu, içindeki sevgisini ve merhametini, daimi yalnızlığını defans psikolojisinde yoğurur ve ıris, kendi ataklarını yavaşça ve büyük bir intikam duygusuyla gerçekleştirir. dünyanın her yerinde protesto ve ölüm vardır. ıris, kaurismaki’nin nazarında devrim ruhuyla hareket eder ve hemen hemen her devrim kanlı olur. bu içteki birikmişliğin protest dışavurumu olup, intikam duygusunun insandaki portresini şekiller. "halk ordusunun tiananmen meydanı’na saldırısı, silahsız öğrencilerin direnişini durdurdu ve yüzlerce ölüme neden oldu... trans-sibirya demiryolunda meydana gelen boru hattı patlaması iki treni harap etti ve yedi yüzden fazla insanın ölümüne yol açtı… iran'ın dini lideri ayetullah humeyni öldü… pekin'deki öğrenci gösterisi katliamla bitti. ağır silahlarla donanmış askerler yüzlerce nöğrenciyi dün gece ve bu sabah açıkça öldürdüler. otomatik silahlarla ve tanklarla donatılmış birlikler dün gece meydana taarruz ettiler ve silahsız öğrencilerin direnişini ezdiler. tanklar önlerine çıkan barikatları yerle bir ederek ilerlediler. fakat, kıstırılmış bir tank insanların öfkesine maruz kaldı. bir konserve kutusu gibi açma çabası başarısız oldu ve ateşe verildi. ama zafer kısa ömürlü oldu. süngü takmış askerlerce takip edilen daha çok tank ortaya çıktı. çadırlar ya yandı ya da tankların altında kaldılar. özgürlük tanrısı düştü ve meydandaki insanlar anladılar ki her şeyin sonu geldi."kibritçi kız, insan ve yaşadığı toplumu çatışmacı bir bakışla anlatırken durağanlığı saydam bir pozisyonda gizler. kaurismaki, karakter tahlillerinde ve alt mesajlarında esnek ve estetiktir. suskunluk yönüyle bergmanvâri, müzikleriyle wendersci yaklaşım vizyonu seçtiği pekâlâ görülebilir. kaurismaki’nin ustalığını kendi sinema dilinin keskinliğiyle belirginleştirdiği, tipik kaurismaki sineması’nın mihenklerinden biri olmuş, 68 dakikaya sığdırılmış kibritçi kız’ı iskandinav proleter duruşuyla, savaş, protest kimlik, kültür şoku ile sunması nacizanedir. başlangıç ile son arasındaki halatları sağlamdır. bağıntının mutlak bir çözüme kavuşması, kaurismaki’nin karakterlerindeki değişimin nihayetinde bir dirliğe, direnişe erişi anlamlı olup, bütün yaşanılan hayatların izlerini devrimin ve proletaryanın gölgesinde büyütmesi kibritçi kız’ın salt bir aşk-eylem-dram çerçevesinde boyut bulan yapım olmadığının altını çizer.fin toplumu tasvirinde kaurismaki üst tabaka algısını ağır bir dille eleştirir. ona göre ezilmiş, geleceği karanlık toplumun; negativist bireyselleşmiş, iktidar prestiji ve imajını korumaya ant içen üst tabakanın değerinde bir şey ifade etmiyor oluşu potansiyel kuvvet karşılığı için gerekli sebeplerden sadece birisidir. isyan zeminden başlar kaurismaki’de. ıris’in üvey babası, o evin, baskıcı sistemin yüzüdür. ıris’i evinde istemeyişi bundan, çünkü ıris, onun istediği şekilde hareket etmeyen, suskun ama sindirilmeyen bir tablodur. yüzüne atılan tokat soğuktur. meydanlarda insafsızca sivilleri öldüren rejim gibi. ıris’in omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırır kaurismaki. onu bir köşeden bir köşeye fırlatır, toplumun kendi içinde erimeyenleri yok etmeye çalışmasıdır bu. aki kaurismaki, çiçekleri ve güzellikleri kaosun ortasında –bilerek- soldurur. anıları, yaşanmışlıkları azgelişmişliğin ötesinde insanın terör yönüyle yok eder. kaurismaki söylemek istediğini onlara onların çirkinliğini, buzulluğunu göstererek sunar. ıris’i, aarne’yi, yaşamı, toplumu, rejimi, baskı zincirlerini kırarak şafağa ulaştırır kibritçi kız’ı. o, artık siyaha bürünür çünkü toplum artık zehirlenmiştir. her şeyini verdiğinde eline geçen sadece hayal kırıklığıysa, anıların yükü taşınamayacak kadar ağırlaşır.
(zarp - 2 Aralık 2012 19:50)
iiris fabrikada çalışan,üvey baba ve annesiyle yaşayan,mutsuz ve içine kapanık bir kızdır.aşk hayatı da hüsranla sonuçlandıktan sonra işler iyice çığırından çıkar.iletişimsizlik ve yabancılaşmanın çok etkili kullanıldığı bir film.yönetmenin tarzını biraz bresson'a benzettim.sade ve etkileyici bir tarz mevcut.ayrıca haneke rahatsız ediciliği de mevcut.daha ne olsun.hollywood seven bünyelere göre değildir,filmden anlamazsınız sonra bir şey anlatmıyor diye ağlarsınız.
(gskopat - 19 Nisan 2013 15:18)
aki kaurismaki' nin proletarya üçlemesinin son filmi olan kibritçi kız, bir fabrikada çalışan kazandığı parayla annesine ve üvey babasına bakmak zorunda kalan mutluluğu hayatına giren erkekler tarafından engellenmiş liris'in hikayesini anlatmakta.liris'in tek düze ve kötü gitmekte olan hayatı barda tanıştığı bir adam sayesinde aniden değişir. aradığı mutluluğu sınıfsal anlamda ondan çok farklı bir adamda bulabileceğinin saflığı ve inancında, onu ailesiyle tanıştırmak ister. bu tanışmanın akabine sınıfsal farklar baskın gelir ve o akşam liris terkedilir. liris'in hamileliği bu ilişkiyi kurtarmak için son umududur ancak bu umut da boşa çıkar. bundan sonra ise, yaşadığı hayat ve hayal kırıklıkları liris'i kendi kişisel dönşümüne kapı aralayacak ve annesi başta olmak üzere, onu mutsuz etmiş herkese yönlendireceği öfkesiyle bir intikam yolculuğuna çıkacaktır..aki kaurismaki'yi kutlamak istiyorum, oldukça başarılı bir filme imza atmış. sosyal sömürü ve adaletsizlik alt zemininde, iyi bir suç filmi örneği sunmuş. filmin kamera tekniği diğer üçlemesi olan finlandiya üçlemesiyle benzer özellikler taşıyor. bunun yanında filmini ifadesiz mimiksiz oyunculuk teması üzerine kurması ve filmini bu zeminde kotarması yine kaurismaki'nin özgünlüğünün bir kanıtı.filmin başrol oyuncusu kati outinen'in gösterişsiz ama güçlü oyunculuğundan bahsetmemek olmaz. donuk bir ifadeyle duyguları anlatmak mimiksiz surat ifadesiyle karaktere dinamizm katmak mümkün olabiliyormuş. kibritçi kız onun en önemli filmlerinden kutluyorum..
(mimiko - 18 Nisan 2014 00:14)
fularınızı girişe bırakıp gelin bak ne dicem. bok gibi film. bir de fin sadeliğiyle ifade edeyim: bokbokun üzerindeki tüye methiye düzme malzemesi.daha iyisi için (bkz: üvey baba)(bkz: bok)
(rube - 26 Kasım 2014 05:53)
kibrit fabrikasında çalışan finlandiyalı kızın hafif dramadatik, biraz gerilimli hikayesi. proletarya üçlemesi'nin son filmi olarak çekilmiş ve yönetmeni de özellikle la havre ile tanıdığımız aki kaurismaki.izleyeceğim film hakkında hiçbir şey bilmemek için çırpınırım genelde, spoiler düşmanıyım. bu filmin yönetmeni, yapım yılı, hikayesi vs. hiçbir bilgim yoktu izlemeye başlarken. 80'lerin sonu, 90'ların başı konu edilen yeni bir yapım olabileceğini düşündüm. yani bu pek yürünen bir yol ya, olabilir dedim. hatta, sanat yönetmeni kimse harika iş çıkarmış, finlandiya'da bir 90'lar dünyası kurmuş dedim. filmde 90'lara ait bütün çirkinlikleri görmeniz mümkün. dekorasyon, saçlar, kıyafetler, sakal/bıyıklar... öyle bir çirkinlik ki gözleriniz kanar izlerken.sonra filmin normal bir 90'lar filmi olduğu öğrendim. o yıllarda iiris'in yaşadıklarını istanbul'da bi kız yaşasa ne olurdu? hadi istanbul'da bi çaba vardı da daha taşra bir yerde yaşansa ne olurdu merak ettim. insan böyle karşılaştırıyor ister istemez. hesaplayan adam gibi, karşılaştıran kadınım ben de sanırım.---spoiler içerir---tükiye versiyonunda muhtemel senaryo: fare zehrini iiris kendisi içerdi, kardeşi onu son nefesini vermeden kurtarırdı. ailesi affeder, aarne de onunla evlenirdi.--- spoiler bitti--- işte fark bu ve böyle şeyler muhtemelen. bu film bu yüzden çok güzel. biz sorunları ortadan kaldırmak yerine kendimize eziyet ediyoruz.
(janis baby - 10 Mart 2015 10:04)
--- spoiler ---kadın kadındır ve her ne kadar masum da olsa, tüm naifliği ve yaşam ümidiyle de hayatına devam etse birgün hiç istemediği bir hayata sürüklenince, o istenilmeyen hayatın zararını başkalarına ödeterek bilançoyu denkleştiriyor.insan doğası neticede...belki de çok kötü denilen insanlar, intikam alırken hiç akla gelmeyecek planları yapanlar, deli gömleklerini giymeden önce masum ve zararsız birileriydi. sonra bir şey oldu ve dünya yeniden şekillendi..--- spoiler ---
(cahil prof - 9 Nisan 2015 00:43)
1990 yapımı dram/komedi.. 68 dakika..bazı bölümleri insanın içine dokunurken, kara mizah tadındaki öğeleri de yerlere yatırabiliyor.iris rolündeki kati outinen'i 2002 yapımı geçmi$i olmayan adam/mies vailla menneisyyttä'da irma olarak yine ba$rolde görüyoruz..--- spoiler ---çıkarılacak dersler:- kimse seni dansa kaldırmıyorsa, kendine bir pembe elbise al. ve bardaki adamları kesmeye ba$la.- aynı barda bir adam koluna dokunursa hemen kaç.- eğer finliysen konu$mana gerek yok. bakı$larından ne demek istediğini anlayan birileri çıkar.- hiç tanımadığı biri bardağına bir karı$ım bo$altırsa dü$ünmeden içecek tek cins erkek cinsidir.- bir fahi$enin değeri yakla$ık 1000 markka.not: neden clockwork orange'ı izlerken iris ağlıyordu onu anlayamadık..--- spoiler ---
(sleepy99 - 4 Nisan 2006 10:11)
bugun istanbul film festivali kapsaminda izleme sansini elde ettigim film.neo-realist filmlerden hoslanan birisi olarak, sanatsal degeri olan, populerizmden uzak, estetik kaygilarlar cekilmis filmleri basimin ustunde tasirim. para kazanmak icin degil de sadece insanlara guzel bir seyler sunma adina yapilmis eserler oldugundan, kimine gerektiginden cok deger bile veririm (bazisi icin az kalsa bile).ama bazi filmler var ki piedro irmagi'nin kiyisina oturup, "ne anlatti lan bu yonetmen, ne izledim lan ben" dedirtiyor. bu filmler genellikle bir seyler anlatirmis gibi gozuken, aslinda hic bir bok anlatmayan ama izleyende "ulan bu herif manyak bir seyler anlatiyor ama ben sanattan anlamadigim icin kaciriyorum galiba" duygusu uyandiran filmlerdir.bu filmde iste tam oyle bir film. 68 dakika boyunca bir seyler olmasini bekledim ama olmadi. bir konu, anafikir aradim ama duygulari incinen ve intikam alan bir kizdan baska bir sey bulamadim. pek fazla insan sesi duyamadim. kisaca hic bir sey bulamadim ben bu filmde. ama asil anlamadigim nokta bu filmin nasil olup da yirmi bes yilin en iyi filmleri kategorisine girdigidir. ulan oturup izlemediniz mi filmi? burjuvanin fakir halki ezmesi desen degil, iyice lackalasip hamile kalan kizin onur mucadelesi desen degil, bastaki iki dakikalik sahneler bakip ogrenci olaylarini irdeleyen bir film desen degil, surekli cakmak kullanan zengin picine karsilik kizin sigarasini yakarken kullandigi kibritlerle sosyal mosyal bir seylere gonderme yapiyor desen degil... ne lan bu? bir de kiz durup dururken bir cicekciye gitti, cicegi izledi, sonra cicek sabah soldu. iyi de ne alakasi var lan konuyla, cicek mi hamile birakti kizi.bunu yirmi bes yilin en iyi filmleri kategorisine sokan adamlar bunu izledikten sonra sanirim soyle bir karara varmislar: "evet...evet...evet...bir şey vardi ama kacirdik...bastan izleyelim mi?...amaaan koy gotune, bir daha izlersem kanser olurum, ama, ama kesin bir seyler anlatti bu. bence son yirmi bes yilda izledigim en iyi filmdi bu, digeri de cehennem silahi, dissin dissin...". hepsinin alnindan opuyorum ama en azindan iki saat daha uyuyabilirdim bu filmi izlemek yerine. bunu kim telafi edecek?edit: aradan sekiz sene geçtikten sonra çiçek konusunda kendime hiç katılmıyorum. çok yanlış düşünmüşsün peder zickler. çiçek, kadının bilinçaltında doğurganlığı temsil eder. bu çiçek sahnesi kadının çocuk tereddütünü aslında çok net veriyor ama o zaman anlamamışım. kendimi sevmedim. bilmeden atıp tutmuşum, herkesten özür dilerim.
(peder zickler - 5 Nisan 2006 17:32)
sadeligiyle on plana cikan, ozelligi olmadigina dair elestirilere hayretle bakmama neden olan kaurismaki filmi.. film bildigimiz kibritci kiz hikayesinin biraz yontularak, gorsellige aktarilirken bir nebze finlandiya hayatina burunusunu ve karakterin degisimi acisindan bambaska bir kibritci kiz yonu ortaya koyuyor. ancak bunlarin bu 70 dakika icerisinde ifade edildigi sahneler, planlar oldukca samimi ve basarili olusturulmus..filmde dupeduz sosyal gonderme niyeti oldugunu, basit bir intikam gudusunun perdeye aktarilmaya calisildigini, donemin dunyasinda olan bitenin ailelere nasil yansidigini gostermeye calistigini ya da bunlarin hicbirini guzel yapamadigini irdeleyerek bu filmi elestirmek, kesinlikle buyuk bir haksizlik olsa gerek.. bu tur, olaylarla kurguyla surekli olarak kafayi kurcalayarak bir seyler cikatma cabasi, " e ben ne anladim bundan, bunlar zaten bildik hep olan seyler" gibi dusunce tarzi icine girmek genel olarak sinema seyircisinin yanlisi olarak goze carpiyor ozellikle bu festivalde.. neden bu festivalde bu denli goze carpiyor, bunu bilmiyorum. ancak gittigim her film (ki buna suana kadar festivalde izledigim en iyi film oldugunu dusundugum, absurdizmin doruk noktasi buffet froid de dahil) cikisinda karakterlerin yaptiklari, filmin basitligi, hep ayni seylerin anlatildigi konusuluyor. fena halde senaryoyla kafayi takmis ve olaylar arasinda baglanti yoksa filmi bir cirpida silip atmakta turk seyircisi.. bu yaklasim, gorsellige yapilan bir ihanettir; sinema dedigimiz, ne anlattigi kadar, nasil anlattigi da onemli olan, bireyle dusunceyi, akimi, kurguyu, konuyu en basarili sekilde bulusturabilen aktarma organlarindan en goze carpan yol olarak tanimladigimiz kavrama karsi cok yuzeysel tutumdur.. --- spoiler ---bu filmde de olayin psikolojik yonu uzerinden gidildiginde ve oyuncunun karakterindeki donusume, yasadigi olaylara karsi verdigi tepkilere, bunlarin degisimlerine dikkat edildiginde yapitin buyuk bir sanatsal basari elde ettigi asikar kanimca.. kibritci kiz rolundeki kisinin, hayati kendisine zindan eden bir uvey baba, buna yardim eden bir anne ile yasamaya calismasi, kazandigi parayi paylasmasi, ev islerini yapmasi ve son derece siradan bir hayat surmesi.. ardindan bir ask heyecani icine girmesi ve hakli olarak kendini guzel gosterecek elbiseler satin almasi, amacina ulasmasi ama yine bekledigi hedefe ulasamamasi.. ve sonra icine girdigi intikam duygusu.. bu noktada filmin basladigi plana dikkat etmek gerekiyor.. carklar dislilerle muthis bir uyum icinde, makinalar birbirine bagli, seri uretim son hiziyla devam ediyor.. fabrikanin icinde bu duzen ve dongu islerken dunya genelinde de surekli olarak protesto, kavga, savas hakim.. mekanik duzen sadece fabrikada islemiyor, hayatta da siyasette de isliyor, isletiliyor.. kizin hayatinda da keza ayni sekilde.. elinden alinmaya yuz tutmus bir hayati yasiyor baskalarinin boyundurugu altinda.. bu mekanik duzenden kendini koparma heyecani ile ise atiliyor ama istedigi hislerle alay eden bir duzenbaz cikiyor karsisina.. bu noktadan sonra o mekanize edilmis duzenden ciktigini sanan birey intikam hisleri ile yine bir makina halini aliyor. ustelik yuzundeki ifadeler o kadar etkileyici ki. bakislarindaki degisim, gozyasi akitamayacak kadar robotlastigini zihne yerlestiren imgeler.. ve sonra butun salonun kahkaha ile guldugu intikam sahneleri.. sogukkanlilikla, o duygusal, o ezilmis bireyin sonucunu bildigi bir yola kendini kaptirircasina gidisi.. butun bunlarin karaktere tam olarak duygusal yakinlik gostermenizi engelleyen, yuz ifadesini her durumda gorebilmenizi saglayan ters aci kamerayla cekilmis olmasi.. boylece kiza karsi tam bir acima duygusu icine giremeyisi seyircinin.. salonda ona yapilanlari gozyasi icinde degil, sadistce bir tebessum ama hayalkirikligi ile takip etme durumu... muziklerdeki muthis tezatlar.. gamsiz dansozun belirttigi gibi, bircok yerinde derin ironiler bulunan filmde, tamamiyla bambaska plan-muzik uygulamasinin yapilisi ve bu sayede yaratilan ironinin, kizin yasadigi karakter ve makinelesme ironisine yogun bir gonderme.. ve en sonunda clockwork orange izlerkenki gozyaslari.. o filmde kisaca ifade edersek kotu karakteri insanliktan cikararak tamamiyla bir robot duzeni icine sokarak, yaptigi kotu seyleri kan kusturan video goruntuleri, iskencelerle vucuttan temizleme ve hayatinin geri kalaninda o dusunceler aklina geldiginde kusmaya baslayacak sekilde duygusuzlasmis bir insan haline getirilisi anlatiliyordu.. bu filmde ise, clockwork orangea ve o yapitin icinde barindirdiklarina mukemmel bir gonderme, benzetme yapiliyor. tam anlamiyla o gozyasi dokmeyen kibritci kiz, kendisini bu filmi izlerken dagilmis buluyor. ne harika bir plan.. ne muazzam bir dusunce..--- spoiler ---son olarak, olaganustu olmasa da, hem ifade tarzi bakimindan, karakterin psikolojik yonunun seyirciye anlatilmasi bakimindan harika isler basarmis bir yapit karsimiza cikiyor hem de sinemaseverlerin biraz daha komplike, derin bir sinema anlayisina burunmesinin filmlerden alacagi tadi artiracagi gercegi..
(lovehippi - 9 Nisan 2006 15:22)
Yorum Kaynak Link : tulitikkutehtaan tyttö