Merhaba.Bu site, film seçiminizi kolaylaştırmak amacıyla kurulmuştur.
Filmler 'Çıkış Tarihi Azalan' göre sıralanmaktadır. Yandaki Büyüteç simgesine tıklayarak değiştirebilirsiniz.

  • ""hollywood fena değil.kötü olan filmler." diyen büyük yönetmen"
  • "" a writer needs a pen, an artist needs a brush, but a filmmaker needs an army.""
  • "yurttaş kane filmini yönettiğinde 25 yaşındaydı."
  • "genç olmanın ne demek olduğunu bilen, fakat yaşlı olmanın da ne demek olduğunu bilen birisi."
  • ""sinemaya en tepeden girdim... çalışa çalışa en aşağılara indim" sözünü söylemiş."
  • ""dünyayı döndüren kadınlar değildir, ama o dönmeyi anlamlı kılan varlıklardır." sözünü söylemiş sinemacı, yazar."
  • ""sinemayı yaratan eisenstein, mükemmelleştiren welles, öldüren goddard'dır" tanımlamasına konu olmuş dahi.buyurunuz, izleyiniz."
  • ""televizyondan nefret ediyorum, fıstıktan nefret ettiğim kadar, ama fıstık yemekten kendimi alıkoyamıyorum.""
  • "... o dönemde lanetlenmiş bir yapıya sahip olup da bir radyo kanalında "ufolar geliyor" hurafesini ortaya atıp bütün medyayı ayağa kaldırabilmeyi başaracak kadar etkiye sahip yüce şahsiyet."

Orson Welles

Orson Welles (7,55) Filmleri / Hepsi (60)

x
AraTemizle
Tip grid:Not filtered
Puan grid:Not filtered
Puanlayan grid:Not filtered
Yapım Yılı grid:Not filtered
Tür grid:Not filtered
Süre grid:Not filtered
Tarih grid:Not filtered
Yönetmen grid:Not filtered
Senarist grid:Not filtered
Başrol grid:Not filtered
Is It Real? (Dizi)
Puan:
7,4
Puanlayan:
263
Tür:
Yerel Ad:Efsane mi, Gerçek mi?
Tarih:01 Ocak, 2005
Yönetmen: Amy Doyle
Senarist: Cara Biega
Başrol: Will Lyman
Par i brott (Dizi)
Puan:
7,6
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Par i brott
Tarih:19 Ekim, 2004
Yönetmen: Allan Arkush
Senarist: Glenn Gordon Caron
Başrol: Cybill Shepherd
The Dean Martin Show (Dizi)
Puan:
8,3
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:El show de Dean Martin
Tarih:30 Aralık, 2003
Yönetmen: Greg Garrison
Senarist: Harry Crane
Başrol: Dean Martin
Laugh-In (Dizi)
Puan:
8,0
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Rowan & Martin's Laugh-In
Tarih:07 Şubat, 2003
Yönetmen: Gordon Wiles
Senarist: Allan Manings
Başrol: Dan Rowan
Magnum, P.I. (Dizi)
Puan:
7,5
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Magnum
Tarih:20 Ekim, 2002
Yönetmen: Michael Vejar
Senarist: Donald P. Bellisario
Başrol: Tom Selleck
Lost in La Mancha
Puan:
7,4
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Don Kihotis horis telos...
Tarih:02 Ağustos, 2002
Yönetmen: Keith Fulton
Senarist: Keith Fulton
Başrol: Philip A. Patterson
The Tonight Show Starring Johnny Carson (Dizi)
Puan:
8,4
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Carson
Tarih:02 Şubat, 2002
Yönetmen: Bobby Quinn
Senarist: Jim Mulholland
Başrol: Johnny Carson
Get Shorty
Puan:
6,9
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Get Shorty
Tarih:29 Mart, 1996
Yönetmen: Barry Sonnenfeld
Senarist: Elmore Leonard
Başrol: John Travolta
The Tragedy of Othello: The Moor of Venice
Puan:
7,7
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Othello
Tarih:18 Ağustos, 1995
Yönetmen: Orson Welles
Senarist: Jean Sacha
Başrol: Orson Welles
A Personal Journey with Martin Scorsese Through American Movies
Puan:
8,6
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Historia kina amerykanskiego wedlug Martina Scorsese
Tarih:21 Mayıs, 1995
Yönetmen: Martin Scorsese
Senarist: Martin Scorsese
Başrol: Martin Scorsese
Modern Marvels (Dizi)
Puan:
8,1
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Maravilhas Modernas
Tarih:01 Ocak, 1993
Yönetmen: Andrew Thomas
Senarist: Bruce Nash
Başrol: Lloyd Sherr
Hearts of Darkness
Puan:
8,2
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Hearts of Darkness
Tarih:06 Aralık, 1991
Yönetmen: Fax Bahr
Senarist: Fax Bahr
Başrol: Francis Ford Coppola
American Experience (Dizi)
Puan:
8,4
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:???????????? ???????????
Tarih:01 Ocak, 1988
Yönetmen: David Grubin
Senarist: David Grubin
Başrol: David McCullough
The Transformers: The Movie
Puan:
7,3
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Transformers - Der Kampf um Cybertron
Tarih:08 Ağustos, 1986
Yönetmen: Nelson Shin
Senarist: Ron Friedman
Başrol: Norman Alden
Genocide
Puan:
7,1
Puanlayan:
366
Tür:
Yerel Ad:Genocidio
Tarih:19 Nisan, 1984
Yönetmen: Arnold Schwartzman
Senarist: Martin Gilbert
Başrol: Elizabeth Taylor
Det våras för världshistorien, del 1
Puan:
6,9
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Det våras för världshistorien, del 1
Tarih:02 Ekim, 1981
Yönetmen: Mel Brooks
Senarist: Mel Brooks
Başrol: Mel Brooks
James Clavell's Shogun (Dizi)
Puan:
8,1
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:James Clavell's Shogun
Tarih:01 Ocak, 1980
Yönetmen: Jerry London
Senarist: Eric Bercovici
Başrol: Richard Chamberlain
Mupparna
Puan:
7,6
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Mupparna
Tarih:29 Eylül, 1979
Yönetmen: James Frawley
Senarist: Jack Burns
Başrol: Jim Henson
The South Bank Show (Dizi)
Puan:
7,0
Puanlayan:
107
Tür:
Yerel Ad: 
Tarih:01 Ocak, 1978
Yönetmen: Susan Shaw
Senarist: Jack Bond
Başrol: Melvyn Bragg
De fördömdas resa
Puan:
6,5
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:De fördömdas resa
Tarih:14 Mart, 1977
Yönetmen: Stuart Rosenberg
Senarist: Steve Shagan
Başrol: Faye Dunaway
B som i bluff
Puan:
7,8
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:B som i bluff
Tarih:25 Mayıs, 1976
Yönetmen: Orson Welles
Senarist: Orson Welles
Başrol: Orson Welles
Vackert, brorsan!
Puan:
6,6
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Vackert, brorsan!
Tarih:07 Şubat, 1975
Yönetmen: Bud Yorkin
Senarist: Fred Freeman
Başrol: Gene Wilder
Arena (Dizi)
Puan:
8,7
Puanlayan:
138
Tür:
Yerel Ad: 
Tarih:01 Ocak, 1975
Yönetmen: Anthony Wall
Senarist: John Read
Başrol: Paul McCartney
Slaget vid Neretva
Puan:
7,2
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Slaget vid Neretva
Tarih:10 Ocak, 1972
Yönetmen: Veljko Bulajic
Senarist: Stevan Bulajic
Başrol: Yul Brynner
Centinelas del silencio
Puan:
7,2
Puanlayan:
84
Tür:
Yerel Ad:Les sentinelles du silence
Tarih:01 Mayıs, 1971
Yönetmen: Robert Amram
Senarist: Robert Amram
Başrol: Ricardo Montalban
Waterloo
Puan:
7,3
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Battle of Waterloo
Tarih:06 Kasım, 1970
Yönetmen: Sergey Bondarchuk
Senarist: H.A.L. Craig
Başrol: Rod Steiger
Is It Always Right to Be Right?
Puan:
6,4
Puanlayan:
218
Tür:
Yerel Ad:Siempre es correcto ser correcto?
Tarih:01 Kasım, 1970
Yönetmen: Lee Mishkin
Senarist: Warren H. Schmidt
Başrol: Orson Welles
Moment 22
Puan:
7,2
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Moment 22
Tarih:28 Ekim, 1970
Yönetmen: Mike Nichols
Senarist: Joseph Heller
Başrol: Alan Arkin
Falstaff
Puan:
7,9
Puanlayan:
Tür:
Yerel Ad:Falstaff
Tarih:26 Aralık, 1968
Yönetmen: Orson Welles
Senarist: William Shakespeare
Başrol: Orson Welles
Portrait: Orson Welles
Puan:
7,6
Puanlayan:
28
Tür:
Yerel Ad: 
Tarih:01 Haziran, 1968
Yönetmen: François Reichenbach
Senarist: Maurice Bessy
Başrol: Orson Welles
Kayıt Sayısı 60
Show filter builder dialogFiltre Yarat 


  • comment image

    "affetmek için iki kişilik erdem lazım; hem onu affetmek, hem onu affettiği için kendini affetmek."

    "yalnız doğar, yalnız yaşar, yalnız ölürüz. yalnız olmadığımız ilüzyonunu sadece sevgi ve dostluk üzerinden bir anlığına yaratabiliriz."


    (clementhe - 18 Şubat 2012 23:43)

  • comment image

    yaptigi bir radyo programiyla bircok insani panik icinde sokaga doken adam.. soz konusu programin icerigi de war of the worlds'in bir uyarlamasi.. insanlar uzaylilarin gercekten dunyayi isgal ettiklerini sanarak dort bir yana kacismislardir.. sonuclari, simdi komik gelse ve yanagimizda bir tebessume yol acsa da, cok vahim olmustur.. ornek vermek gerekirse otoyollar arabalarca kilitlenmis, rahipler gunah cikartmak icin gorev basina cagrilmis, dusukler, itis kakis sirasinda kirilan kollar bacaklar, kalp krizleri meydana gelmistir.. bir kadin marslilarin tecavuzune ugramaktansa intihar etmeyi yeglemistir.. yer yer capulculuk bas gostermistir.. programin yayin tarihi 1938'dir ve ikinci dunya savasi'na gidilen surecte insanlarda bir paranoya vardir, ve programin bu kadar etkili olmasinda bu paranoyanin etkisi oldugu hesaba katilabilir.. bu zararlardan dolayi welles sorumlu tutulmamistir cunku welles radyo kanali ile yaptigi anlasmada yayinlarinin sonuclarindan muaf tutulacagi yazilmaktadir..


    (whatdreamsmaycome - 18 Temmuz 2005 14:13)

  • comment image

    orson welles'in yasaminda ve eserlerinde beni bir yerimden (tassaklarimdan) kavrayan, buran, icimi burkan bir seyler vardir. cok fazla filmini izlemis degilim, lakin su son 1 haftada kendisinin peter bogdanovich ile yaptigi röportaj kitabini okuduktan sonra bu entriyi girmeye karar verdim. okudugumun, izledigimin ve ögrendigimin yarisindan cogunu unutmusumdur balik hafizamla, dahasi düsünce tembeli bir insanim, yani ne entrinin ne orson'un hakkini veremiyebilirim, lakin kendisi icün ilk etapta yapabilecegimi yapacagim.

    welles'in röportajlarina, kendisi hakkinda söylenenlere baktiginizda karsinizda gördügünüz adam, raki masasina oturtup "anlat agabey!" diyeceginiz ve sabaha kadar siselerce raki devirmis olmasina ragmen tinmadan tadina doyulmaz hikayeler ve anilar anlatacak bir adama benziyor. bizde boldur, yillanmis tiyatrocular, eski tüfek solcular, yazarlar... kendi icinde kurduklari sosyetenin haberleri, dedikodulari su veya bu yazidan halka sizar bir sekilde. ferhan sensoy oteller kitabi'nin bir yerinde yeni yeni tiyatroya basladiginda metin akpinar'la raki masasina oturusunu yazar mesela. bu anisini iki cümleyle gecistirse bile insanin meraki körüklenmistir bir kere. orson welles'in röportajlarda konudan konuya atlayarak, araya eglenceli anilar sikistirarak ve her biri elmas degerinde laflar yumurtlayarak konustugunu görünce kendisinin bu kavimden, yani rakimasasimuhabbettellallari kavminden geldigini anliyorsunuz lakin raki masasinda muhabbet tellali olan büyüklerin hayati, basarilarla doludur. halk tarafindan sevilmis, elestirmenler tarafindan yüceltilmis, egolari övgüyle, ilgiyle, alakayla sismis herkesin kendisine bakmasina alisik, bu ilgiden memnun insanlardir. orson welles'in hayatinda ve eserinde icimi burkan taraf belki de budur; kendisinin hikayesi, en capkin kazanovadan, en kirgin, en hancerlenmis, aldatilmis erkege dogru bir yolculuk gibidir. (daha yeni basladik, nereye gidiyosunuz?)

    yolculuguna en capkin kazanova olarak baslar zira. welles'in sinemadan evvel ki hali ve sinemaya gelisi, genelde hep oyuncakci dükkanindaki cocuk metaforuyla anlatilir. wunderkind olarak gözlerini actigi hayatta, sinemaya gelene kadar hangi ise girse siradisi, fevkalade ve sansasyonel isler yapmistir. tiyatroda, radyoda calismis, dahasi sihirbaz gösterileri bile yapmistir. bu halde holivud welles'i görmezden gelememis, amma kapisina gelen asik kadini her seferinde kovmustur welles, ta ki o güne dek holivudda kimseye yapilmamis bir teklif kendisine yapilana, her yönetmenin rüyasi kendisine teklif edilene kadar. tabii hal böyle olunca daha baslamadan kendisine bircok düsman edinmistir. sinemaya onca emegini harcamis insanlarin yaninda bu yetenekli velet hazira konmakta, hickimseye verilmemis haklarla, herkesten 1-0 önde baslamaktadir.
    o günlerde filmini cekmeden evvel d.w. griffith ile karsilasir. griffith kendisine son derece kaba bir sekilde davranir, lakin sonradan yasliliginda anlattigi bu anektodda griffith'e hak verir; zira kendisi de yaslandiginda dislanmis, haklari elinden alinmis olacaktir. (hele bi sikin disinizi az kaldi, yari yola geldik)

    onca ayri ise girmis, hepsinde basarili olmus, hepsinden hazlar almis ve sonra vazgecmistir; ama sinemada böyle olmaz. önce welles'in pesinden kosar holivud; elde edip kullaninca ve memnun kalmayinca kendisini cigneyip tükürür; lakin herkesin pesinden kosturdugu wunderkind hayatinin askina tutulmustur. ömrü boyunca kendisine hakettiginin yarisi kadar saygiyi göstermeyecek olan bu sektörün pesinde bedbaht ve hakir görülen asiga dönüvermistir. welles'in aski film cekmektir. kendisinin filmlerine gereken degeri verebilmek icin elimizdeki anahtar kelimelerden birisidir bu. tabii degeri verilmiyor mu? yurttas kane hep en iyi film secilir, welles'in "teknik anlamda, isigiyla olsun, kamera hareketiyle olsun..." ne kadar usta bir yönetmen oldugu vurgulanir. lakin kac yönetmen en sevdigi yönetmen olarak welles'i sayar? artik bir marka haline dönüsmüs isminden dolayi bircok sinemaseverin gerekli ehemmiyeti göstermeden, sözgelimi bir bergman veya fellini izlerken ki dikkat ve özeni göstermeden izledigi bir yönetmen olup cikagelmistir sanki biraz. yurttas kane'in gölgesinde kalir, ve evet en güzel filmi belki de yurttas kane'dir lakin bu filmi bile bir sanatcinin isi olarak degil "en iyi film" sifatiyla anilan film ne menem bir esermis? diyerek izlenir.
    welles film cekmege asiktir, kendisinin veya baskalarinin filmlerine, sinemaya, "hikaye anlatma sanatina" veya genel olarak sanata degil. bergman gibi icini kavuran meselelerini anlatmak, godard gibi sinema hakkinda konusmak veya eski holivud emektarlarinin geleneginde "görselligi hikayenin hizmetine sunmak", hikaye anlatmak icin film cekmiyordu; film cekmek belli bir amaca giden arac degil, amacin ta kendisiydi.

    -5 dakika ara+fuaye anektodu- fritz lang almanya'da calistigi dönem bir gece gec vakit karisiyla beraber bir yerden dönmektedir. y+ürürken yolda bir film ekibine rastlarlar. hava karlidir, ekip kahve icerek isinmakta ve isigin hazirlanmasini beklemektedir. "baksana," der lang karisina, "ne kadar mutlu görünüyorlar... film cekiyorlar!".

    welles'le alakasiz bu hikayede cekilen filmin yönetmeninin orson welles oldugunu düsünmek hosuma gider hep. veya ed wood. tim burton'in ed wood'unun bir kafede welles ile karsilasmasi ve dertlesmeleri eglenceli bir ayrinti degildi elbette; bu iki adamin hayatini ayni tutku belirliyordu. ve ikisi de bu tutkuyu gönüllerince yasayamamaktan muzdaripti denilebilir.

    sahane amberson'larin deneme gösterimlerinin yapildigi anda baslar welles'in sürgünlügü. orjinali 2 saatten uzun bu film deneme gösterimlerinde fena halde cuvallar; arada kimi seyirciler filmi büyük bir basyapit olarak selamlarken, cogunluk anlayamaz ve kötü tepki gösterir. o sirada brezilya'da rio karnavalini cekmekte olan welles rio'da sikismis kalmis, filmin kurgusuna müdahale edememektedir. ve sonunda film kesildikce kesilir; dahasi rko welles'i isten atar; dahasi welles'i isten atan rko yaptigini hakli cikarmak icin filmi kaybetmeye mahkum bir sekilde, kampanyasiz reklamsiz piyasaya sürer. ondan sonra welles artik "dahi cocuk" olarak holivudda selamlanmayacak, dahasi bütün kariyeri boyunca film cekebilmek icin adini anarken utandigi yapimlarda konuk oyunculuk yapmak, tanimadigi etmedigi insanlarla bütce saglasin diye hasir nesir olmak zorunda kalacaktir. (az evvel cesaretlendirmek icin söyledim esas simdi yari yoldayiz)

    (#3081820) veya (#1193071) gibi entrilerde verilen örnekler gibi cözümleri bulan, bir hikayeyi en etkileyici bicimde nasil peliküle aktaracagini uzun uzun düsünen insanlarin mekaniydi holivud... welles'in bu mekanda pek yeri yok gibiydi. zira hikayeye önem verir vermesine de, görselligin hikayeyi anlatmasina degil, hikayenin o cigrindan cikmis ohara yuh bu kadar olmaz görsellige ayak uydurabilmesine daha cok önem verirdi. durmaksizin yapimcilar tarafindan kesilip dogranan sahnelerinin kimi icin "hikayeye hizmet etmiyor" diye bahane bulunuyordu. bu cok anlasilir zihniyetin asla anlayamadigi ve anlayamayacagi, welles'in zaten böyle bir niyeti olmadigiydi: o pür sinemanin, hareketin, etkileyici görüntülerin pesindeydi. sinemadan anladigi, seyirciye hediye etmek istedigi buydu.

    tabii yanlis anlasilmasin, her zaman anlattiginin bilincinde, dahasi anlattigi üzerine kafa yoran bir yönetmen welles. daha ilk gencliginden itibaren politik acidan angaje bir yasam sürmüs, eserlerinin ideolojisi üzerine epeyce beyin patlatmistir. dahasi ne tür hikayeler anlattigina bakildiginda da kendisinin tematik acidan bir otör tutarliligi gösterdigi farkedilir: quinlan'li touch of evil, machbeth, citizen kane... yaslandikca yozlasma, iktidar hirsi, iktidarini sömürme... hep filmlerinde rastlanan ortak temalardir...

    bu arada, yukarida welles'in tutkusunu ed wood ile karsilastirmam yanlis anlasilmasin. ayni tutkuyu paylasan bu iki insandan welles, sinema tarihinin esi benzerini az görecegi hayvansal bir dehaydi. kisisel trajedilerinin isiginda romantik ve hüzünlü bir haleye bulandirmaya gerek yoktur welles filmlerini; özüre veya o cesit sulugöz, aglak bir otantizme ihtiyac duymayacak kadar saglam, enerjik yapitlardi her biri. en kötü filminde bile iyi kötü bir sanatci durusu kadar, izleyeni dumur edecek enfes cekimler, anlar vardir. yukarida yazdigi gibi arkadasiyla girdigi iddiadan degil (welles'in ne yazik ki öyle iddiayla middiayla film cekecek parasi olmadi pek), 24 günde cekecek parasi olmadigindan 23 günde, ve gün basina 2 saat uyuyarak cektigi berbat dekorlu, yetersiz bütceli machbeth'i bir izleyin; her karesinden suratiniza sinemanin özü carpar. enerjik kamera durmaksizin yeni buluslarla, acilarla cikar karsiniza...

    epeyce sivri dilliymis welles. fellow yönetmenlere, agzina bakip övgü bekleyenlere yeri geldiginde bi temiz giydirmis röportajlarda. misal antonioni'yle pek güzel tassak gecmistir, antonioni sevdigimiz saydigimiz bir insan olmasina ragmen... lakin bu sivri dillilik, hayatin pek iyi davranmadigi bütün dehalarda üc asagi bes yukari görülen bir semptomdur. buyrunuz size nabokov... gerci nabokov'un sarsilmaz bir egosu vardir. o ictenlikle kitabini begenmeyenlerin embesil olduguna inanabiliyordu, böyle körü körüne bir özgüven bahsedilmisti kendisine. lakin, misal peter bogdanovich kitabinda "the trial" hakkinda uzun uzun kötü konustugunda, israrla neden begenmedigi anlatmaya calistiginda welles ham humlarla gecistiriyor önce, sonra dayanamayip patliyor:

    "filmlerim hakkindaki düsüncelerim senin veya baskalarinin zannettiginden cok daha olumsuz ve tanidigim ya da saygi duydugum birisinden gelen her türlü elestiri elimde avucumda kalmis azicik hazinemi daha da yok ediyor." diyor welles. yani o sivri dili ve kendine güveni biraz da holivuddan fena tokat yemis, pek sarsilmis bu adamin daha fazla cani acimasin diye kendine kurdugu bir kabuk idi. kabuki! (bu entrinin son lafi olsun bu) (hayir, olmasin! daha söyleyeceklerim var. hic bitmesin bu entri!)

    sahane ambersonlar'in cekimleri bittikten bir hafta sonra, pasa keyfine degil, emir büyük yerden geldigi icin rio karnavali belgeseli cekmeye brezilya'ya gider welles. nereden gelmistir emir? secim kampanyasinda yardimci oldugu, dostu roosevelt'ten. yapacagi isin bir nevi elcilik oldugunu, muhakkak belgeseli cekmesi gerektigini söylerler welles'e. o da boynu bükük, ne yapsin, gider iste. gittikten 1-2 hafta sonra amberson cekimlerinin kurgu icin kendisine gönderilecegini sanmaktadir, ama bu sirada baslayan festival yüzünden stüdyo bir türlü ulastiramaz filmleri. bunun üzerine üc kurgucu bir araya getirilir, ve stüdyonun da baskisiyla welles'in orjinal vizyonuna yakin bir kurgu yapilir. gerisini, deneme gösterimlerini filan yukarida kisaca özet gectim, sunu da söyliyeyim: welles zorunluluk yüzünden gittigi brezilya'da kisili kalmis, filmine söz geciremez olmustur, her sey olup bittikten sonra döndügünde her seyi degismis bulacaktir. isine son verilmesi yetmemis gibi, kendisini bir ömür boyu takip edecek bir "sorumsuz" sifati da yapistirilmistir isminin önüne. daha sonradan bütce ayarlamak icin garip gurup insanlarla takildi dedim, bu noktada anlatimi bozma riskini göze alarak zaten sacma derecede uzun entrimi biraz daha uzatayim, eglenceli bir anektod aktarayim: welles, hafiften kafadan catlak bir rus ile filmine finansör olmasi icin anlasmaya calismaktadir. o sirada churchill'in de kaldigi bir otelde kalan welles, rusu otelin restoranina davet eder. restoranda churcill'in yanindan gecerlerken welles hafifce egilerek selam verir. churchill ise, dalga mi ciddi mi bilinmez, sandalyesinden hafifce dogrulma zahmetine katlanarak selamlar hic tanimadigi welles'i. bunu gören rus "vay sen churchill ile kankasin!" diyerek parayi verir. sonradan otelin havuzunda karsilastiginda welles churchill'e bu hadiseyi anlatir; o günden sonra ne zaman restoranda karsilassalar, churchill ayaga kalkip törensel bir selam verir welles'e, "ben her selam verdigimde para kazaniyorsa kazansin madem!" diye düsünerek. welles gülerek anlatir bu anisini. lakin sunu da gözden kacirmamak lazim, ruslara kazaklara filan ihtiyaci olmamasi gereken bir dönemde, sinema okullarinda filmleri tartisilir, en süper yönetmen oldugu konusulurken cekmeye ugrastigi son filmi parasizliktan set ve dekorsuz, esi dostu oynatarak cekmeye ugrasmis, ömrü degil parasi yetmediginden filmi yarida biraktiktan sonra, son cümlesini söyleyemeden göcüp gitmistir welles bu dünyadan. bütün acimasizligina ragmen siradisi isimlere arada müsamaha gösteren, ve mesela alelade zanaatkar bir yönetmenin bitis tarihini geciktirmesi filan gibi hatalari yeri geldiginde görmezden gelen holivud, adi cikmis bu adamin sonradan yaptigi her hatada ambersonlar zamaninda cikan hurafeleri hatirlamis, alarma gecmis, panik olmustur, acimasizca serrafsizlik etmistir. ( e daha karpuz kesicektik? neyse bitireyim.)


    (caponsever - 19 Ocak 2004 19:04)

  • comment image

    2 yaşında okumaya başlamış, 7 yaşında ünlü bestekarların eserlerini çalmaya, 10 yaşında shakespeare okumaya başlamıştır. çocukluğunun sonuna kadar babasıyla beraber dünyanın 4'te 3'ünü gezmiştir. 8 yaşında annesini, 12 yaşında babasını kaybetmiştir. tek kelimeyle bir dahi çocuk olarak yetişmiştir. 25 yaşında yönettiği citizen kane filmi hala çoğu sinema eleştirmenleri ve anketler tarafından gelmiş geçmiş en iyi film olarak gösterilmektedir.
    ancak film büyük beğeni uyandırmasına rağmen yeterli gişe hasılatı gösterememiştir. ilerleyen yıllarda ünlü yıldız rita hayworth ile evlilik yaşamış, ve ayriyeten yaşlılık yıllarında pop müzik ile uğraşmistir kendisi


    (motorla odun kesilir - 30 Temmuz 2003 09:54)

  • comment image

    dava filmini çekmesinin sebebini bir röportajında şöyle belirtir:
    '' adamın biri bir gün çıkageldi ve fransa'da film yaparsam parasal destek sağlayabiliceğini söyledi. şeçmem için bir liste verdi. kendi yazdığım bir öyküyü çekme seçeneğim olmadığından, kafka'da karar kıldım.''


    (thubal holoferne - 16 Eylül 2009 08:53)

  • comment image

    yazdığı, söylediği, işaret ettiği her şeye inandığım ve kalburüstü bir yetenek olarak gördüğüm jean cocteau orson welles'i o müthiş diliyle özetlemiş:

    "welles, çocuk yüzlü bir dev, dalları kuslarla dolu büyük bir ağaç, ipini koparıp bahçede yatan bir köpek, çalışkan bir haylaz, akıllı bir soytarı, insandan kaçan bir hümanist, sınıfta dalga geçen üstün bir öğrenci, işine geldiği zaman şarhoş gibi davranan bir taktik ustasıdır."

    bana göre ise amerikan halkıyla alay eden ama bunu yaparken izole edilmiş bir kurgunun yaratıcısı olan-amerika'nın tüm sınıflarının dinamiklerini bilen ve bunları özümsemiş dahi bir adam. gireceği her ortamı değiştirebilen bir kabiliyete sahip, tenkit ve terkip kavramlarının mına koymuş hollywood'un gelmiş geçmiş en büyük ustası. yaşadığı toplumdan on yıllarca önden gitmenin bedelini citizen kane filminin başarısızlığıyla ödemiş bahtsız ama şikayet etmeyen bir tip.

    ve hayranları arasında stanley kubrick varmış - nokta


    (us and them - 1 Haziran 2011 11:17)

  • comment image

    "televizyondan nefret ediyorum, fıstıktan nefret ettiğim kadar, ama fıstık yemekten kendimi alıkoyamıyorum."


    (ornitin - 27 Kasım 2011 21:15)

  • comment image

    iki yaşında okumaya başlamış , yedi yaşında ilk kez piyano çalmış ve tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen "yurttaş kane" yi çevirmiş dahi. ayrıca john ford un ünlü western klasiği " sragecoach/cehennemden dönüş" ü 50yi aşkın kere izlemiş ve shakespeare in "macbeth" adlı ünlü oyunu , sırf arkadaşlarıyla girdiği iddiayı kazanabilmek için 20 gün gibi kısa bir sürede çekmiştir...(bkz: john ford)


    (alpocusto - 29 Kasım 2002 15:11)

  • comment image

    dahi yonetmendir, ve hatta sinema okuyan genclerin kabusudur. welles 25 yasinda bu filmi cekmis siz ne yapiyosunuz sorusu film okuyanlari geceleri uykularindan uyandirir. kendisine sapkamizi citizen kane i izlememize mutakip cikarmistik, ve fakat su lafi da etmis ki ne cikarsak bilemedik ailecek: the enemy of art is the absence of limitations*. bunu da 25 yasinda soylediysen cus demek istiyorum sana lan orson.
    bunu alan sunu da aldi: iran sinemasi


    (fitfit - 13 Aralık 2005 16:07)

  • comment image

    ... o dönemde lanetlenmiş bir yapıya sahip olup da bir radyo kanalında "ufolar geliyor" hurafesini ortaya atıp bütün medyayı ayağa kaldırabilmeyi başaracak kadar etkiye sahip yüce şahsiyet.


    (deli - 12 Eylül 2001 10:51)

  • comment image

    wunderkind'imiz orson welles'in sarki söylemisligi de vardir. ölmesinden kisa süre önce çikardigi "i know what it is to be young" single'yla karizmatik sesini iyice ölümsüzlestirmistir. aslinda yaptigi sarki söylemek degildir, arkada koro söylemekte, orson da ritimli, melodiye uygun bir sekilde konusmaktadir. konusmali sarki deyince aklina -benim gibi- falco'nun jeanny'si gelip de tüyleri diken diken olanlar varsa söylemeliyim ki, gayet hos, gayet huzur vericidir bu sarki. orson gençlere hayatla ilgili derin ögütler vermekte, "ben genç olmak ne demek biliyorum, ama siz yasli olmak ne demek bilmiyorsunuz" filan demektedir...


    (lacrima - 2 Ocak 2001 00:03)

Yorum Kaynak Link : orson welles




ARAMA
Film Adı/Konu

Puan/Oy/Yıl

Kişi

Tür

Ülke

Taglar

Sıralama Şekli

Seçimler